31 Ekim 2012 Çarşamba

BİRLİKTE YAŞAMAK


Aldığım notlar beni yanıltmıyorsa 2009 yılı Haziran ayıydı. Prof. Yılmaz Esmer’in “Radikalizm ve Aşırıcılık” adlı araştırması o günlerde gündemdeki yerini almıştı. Prof. Esmer’in ülkemiz genelinde yaptığı araştırma sonuçları toplumumuzun içinde bulunduğu durumu ve üzerinde düşünülmesi gereken verileri ortaya koymaktaydı.
İlgili araştırmaya göre toplum “kızı şortla dolaşanı, içki içeni, oruç tutmayanı, dindeist ya da ateist olanı, Hırıstiyanı, Yahudiyi, nikâhsız yaşayanı” komşu olarak istemiyordu.
Ülkemizde 89 yıldır uygulanmakta olan cumhuriyete ve temel insan hak ve özgürlüklerine, uluslar arası hukukun temel ilkelerine; lâiklik ilkesine, vicdan ve düşünce hürriyetine, inanç özgürlüğüne uymayan bu ve benzeri düşüncelerin kabul görmesi tek kelime ile “mahalle baskısı” bağlamında ele alınmalıdır.
Araştırma sonuçlarını rakamlar bazında ele alacak olursak:
“-Benim için din birinci sırada gelmektedir diyenlerin sayısı yüzde 62…
-Lâikliği birinci sıraya koyanlar yüzde 16…
-Önceliğinin demokrasi olduğunu belirtenler yüzde 13…
-Etnik kimliği olduğunu söyleyenler yüzde 5…
-Yeterli bir gelirin kendisi için ilk sırada geldiği yanıtını verenler yüzde 4…
-Çocuklar için Kuran kursları açılmasını isteyenler yüzde 75…
-Dünyayı anlayabilmek için din kitaplarının önemli olduğunu düşünenler yüzde 56…
-Dünyayı anlayabilmek için bilimin önemli olduğunu düşünenler yüzde 44…”
Toplum olarak hoşgörü ve karşılıklı saygıya en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Her şartta insanlar demokrasinin gereği olarak yaşamını sorunsuzca devam ettirebilmelidir.  Prof. Esmer’in araştırması hem toplumun muhafazakârlaştığını hem de başkalarının inanç ve yaşam tarzına hoş görüyle bakılmadığını göstermektedir.
Oysaki ülkemiz barındırdığı farklı inanç ve düşüncedeki insanlarla bir mozaiktir. Farklılıklarımız zenginliğimiz olmalıdır.
Çeşitli ülkelerdeki bağnaz uygulamalara zaman zaman şahit oluyoruz. Örneğin Afganistan’daki kız çocuklarının ve kadınların Taliban uygulamalarına maruz kalması insanın yüreğini burkuyor. Dövülen, horlanan, yüzlerine kezzap atılıp yakılan, kurşunlanan, küçük yaşta babası yaşındaki adamlarla zorla evlendirilenlerin kaderlerine lanet okuyoruz.
Afganistan benzeri ülkelerde lâiklik ilkesinin ve demokrasi uygulamalarının olmaması temel insan hakları kavramlarının yok sayılmasını ve uygulamada dikkate alınmamasına neden olmaktadır. Bu ise insan haklarının ihlal edilmesi anlamına gelmektedir.
Lâiklik ilkesi “din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması” demektir. Yani bu ilke dinin devlet işlerine girmesine izin vermez. Yıllarca lâiklik ilkesinin gereklerine göre yaşadık. Lâiklik ilkesinin getirdiği çağdaş ve demokratik anlayışla bugünlere geldik. Geri kalmışlıktan kurtulduk, çağdaş batı medeniyetini ve aydınlanmayı hedef aldık. İran’da ki molla rejimi benzeri uygulamalara ülkemizde rastlanmadı. Afganistan’da ki Taliban anlayışı ülkemizde filizlenmeye olanak bulamadı. Kadınlara yönelik ayrımcılığa rastlanmadı. Kadınlara eşit haklar verildi.
Lâiklik ilkesi insanların dini inançlarını rahatça yerine getirmelerine olanak sağlayan bir ilkedir. İnsanların dini inançlarını rahatça yerine getirmelerine olanak sağlamıştır.
Bu ilkeyi ve cumhuriyeti Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyuz. Son zamanlarda Atatürk’e karşı başlatılan olumsuz kampanyanın karşısında olmalıyız. Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkmalıyız.
Oturduğum mahallenin kalabalık cadde ve sokaklarında Türkiye’nin tüm bölgelerinden gelen ve hatta başka ülkelerden gelen insanların birbiriyle kaynaştığını görmek şaşırtıcı değil. Başı örtülü kadınlarımıza, çarşaflı kadınlarımıza rastlandığı gibi; modern kılık kıyafete uygun giyinenlere de rastlanmaktadır.
Önemli olan diğerinin giyim ve yaşam biçimine karışmamak, birlikte yaşamaya devam etmektir.

17 yorum:

  1. Hocam,dedikleriniz çok doğru, bu dediklerinizin olması yani çarşaflı ile mini eteklinin aynı mahallede rahat rahat, hiç yadırganmadan yaşaması ancak laik bir ülkede mümkün olur. Avustralya'da öyleymiş mesela, mini etekliye de, çarşaflıya da kimse dönüp bakmıyormuş. Din bir ülkenin yönetimine girerse bu asla mümkün olmaz. Mutlaka bir taraf diğerini EZMEK YOK ETMEK kendine benzetmek isteyecektir. Ülkemizdeki durum da bu, Amerika AKP'ye sen bana uşaklık et, ben de sana Kemalistleri ezip,bastırıp, din ülkesi yapman için başbakan yapayım! dedi. 'sen sırtımı kaşı, ben de senin sırtını kaşayım' engel olacak tek şey TSK idi onu da hallettiler! Dikkat edin mesela bugün bir öküz çıkmış "üniversite geldi şehrimize kız erkek elele dolaşıyor, öpüşüp koklaşıyor" diye şikayet ediyor yani adamı bıraksalar ve kendi gibi üç-beş kişiyi bulsa (ki, bulması hiç ZOR OLMAZ)üniversiteye girip orada katliam yapacak!!!Benim 20 yaşındaki kız yeğenim askılı blüzla benim semte gelmeye korkar oldu:(((içki satan iki bakkala dayak attılar burada gazetelere bile konu oldu...en son gördünüz işte cumhuriyet bayramımıza karışmaya kalktılar demek ki, bir arada yaşamaya bunların NİYETİ yok, kendi yaşama biçimlerini bize DAYATMAYA NİYETLERİ VAR.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bakkal olayını geçen yıllarda basından bende takip etmiştim. Hiç kimseye bu şekilde baskı yapılması doğru değildir. Mardinde kurulan üniversitenin şehire "ahlaksızlık" getirdiğini söyleyen zihniyet kabul edilemez....Saygılar.

      Sil
  2. hocam cümlemde düşüklük olmuş düzeltmek istedim:
    "ben de sana Kemalistleri ezip....yardım edeyim" olacaktı...

    YanıtlaSil
  3. Laiklik bana göre devletin bütün dinlere eşit mesafede olmasıdır ama bizde öyle değil.Bizim kuşak şans eseri kısmen laik bir ortamda büyüdüğü için az çok özgür düşünebilen beyinler var ama bundan sonra yetişen kuşak için aynı şeyleri düşünmüyorum.Çocukların beynine 10 yaşında kilit vurulacak çünkü, bir daha hiç bir çilingir o kilidi açamaz. Bu gün İran da bir önceki kuşaktan çok daha tutucu bir kuşak/ gençlik var çünkü özgürlüğü hiç bilmiyorlar. İyimser değilim maaalesef. Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım o "kilit"ler vurulmaz...Saygılar.

      Sil
  4. İşin özü bu galiba, birlikte yaşamaya alışmak ve hazmetmek..

    Sağolasın Hüseyin hocam..

    Selamlar sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın Tufan Bey...Selam ve saygılar...

      Sil
  5. Öncelikle Nursalkımı arkadaştan özür diliyorum. Yazdığı yoruma cevap verirken teknik bir nedenle hem kendisinin yorumunu ve hemde cevabımı sildim ya da silindi. Lakin gmail adresine gelen ilgili yorumu tekrardan aynen aşağıya aktarıyorum. Yaşanan bu olumsuzluk nedeniyle kendisinden özür diliyorum.

    YanıtlaSil
  6. Tabi laiklik 13-14 yaşında ki liseli kızların başları kapalı diye okula alınmaması. Dönemler boyunca derslerinden mahrum bırakılması.
    Sözde laik(!) olanların daha ne olduğunu anlamayan kızların başındaki örtülere saldırarak çekmeleri. Saçını başını dağıtıp rezil rüsva etmeleri.
    Laiklik okula gireceğiz diye direten, tek istekleri okula girmek olan öğrencilerin koca koca komandolarla çevrilip kız erkek demeden joplarla dövülmeleri.
    Benim lise çağımda aklımda kalan laiklik kıyafeti ilgimi çektiği için baktığım ve 'sen nasıl bakana yan bakarsın' diyen askerden(yarbaydan) yediğim tokat!
    Sizin o Laik(!) kavramıyla övdüğünüz TSK nın 70 küsur yaşında ki yarbayının 14-15 yaşında ki çocuklara ben sizin alayınızı şuracıkta ezer, gebertirim kimseninde çıtı çıkamaz diye ortalarda elini sallaya sallaya gezmesi..
    Siz yobazsınız, böceklersiniz diye haykırması..
    Laiklik benim için üç dört (tabi başı kapalı ve imam hatip kıyafetli) kız arkadaş yolda yan yana yürüdük diye geceyi buz gibi nezarethane de hesabı dahi sorulmadan geçirmek..
    Ve ben bunları İstanbul'un ücra sayılabilecek, nispeten daha az göz önünde olduğu için daha az eza edilen bir yerde yaşadım ki.. Kadıköy, Üsküdar vs bunlarda olanları düşünemiyorum bile..

    Neredeymiş o özgür zihinler çıksın görelim, biz hep öteki taraf (!) olduğumuz için ezilerek, askerden ölesiye korkup nefret ederek, düşüncelerimizi yutarak büyüdük..

    Tabi o dem laik (!) olanlar şimdi bunları rahatça yapamadığı için o büyüklük ellerinden alınıp her şeyin hesabının sorulabileceği için böyle kıvranmakta..

    Şimdi millet AKP ye çok sevdiği için oy vermiyor emin olun! Bu durum zamanında ezilen kesimin yalancı adamlardan sığınacak başka kimsesi olmadığı için hiç değilse bu şekilde dinlerini daha rahat yaşayabilecekleri düşündükleri için kötünün iyiyi seçmesinden öte deil.
    Bu gün başta bulunan bu sistem bu devlet o gün zulmeden Laik(!) düşüncelerin marifetidir!!!!
    Şimdi yaşananların mesulü de, suçlusu da onlardır!

    O, yok içki satan bakkalı dövdüler, yok erkek kız el elele öpüştü gebertirim demeler sözde Laik(!) lerin provakosyanlarından, kışkırtmalarından, sağ sol çatışmalarının fitilini ateşlemek isteyenlerin nafile çabalarından öteye gitmez.

    Zira ben o tanımı yapılan Laik(!) lerden değilim yani öteki taraftayım ve o eski laikler inanamasa da başı kapalı bir Laik'im! Benim dinim bana, kimsenin dinide beni ilgilendirmez. İsteyen k..nı isteyen başını açsın hiç önemli değil. Bizim tek istediğimiz namazımıza, başımızda ki örtüye karışmasınlar.
    Başım kapalı diye tıp kazanacak puanı aldığım ÖSS de kıçı kırık iki yıllık ikinci öğretime yerleştirildim. Niye peki? Ben oradaki öğrencilerden daha çok bilmiyor muydum? Bilmesem o puanı nasıl alırdım? Şimdi o zamanın sözde Laik(!) leri soruyorum benim elimden çalınan eğitimimim hesabını kim verecek? Çalınan yıllarımın, daha çocukken yaşadığımız o psikolojik tranvanın hesabını kim verecek?
    Halbu ki biz laikliği özgürlük olarak biliyorduk ama bize laiklik adı altında dayatılan esaret ve dışlanmadan, hakaretten, yoksunluktan ötesi değildi. Şimdi gelinde sevin bakalım ben Laik'im diyenleri!!!

    Neyse özde islamı bilmeyenler, sözde islam yaşarlar.
    Sözde islamda bazen yobazlık bazen çığırından çıkmış medeniyete sürer insanı.
    Yorum: (NURSALKIMI)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Nursalkımı; yorumunuzda “13-14 yaşlarında ki “liseli” kızların “başları kapalı” diye okula alınmamasını ve derslerinden mahrum bırakılmasını yazmışsınız. Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı “Kılık ve Kıyafet Yönetmeliği”nin ilgili hükümlerine bakıldığında; ilk ve ortaöğretim öğrencilerinin (İmam-Hatip öğrencileri hariç) hangi kılık ve kıyafetle okula gidecekleri açıktır. “Sözde Lâik” diyerek itham ettiğiniz ve
      “sözde laik(!) olanların daha ne olduğunu anlamayan kızların başındaki örtülere saldırarak çekmeleri. Saçını başını dağıtıp rezil rüsva etmeleri” cümlesi ile yerdiğiniz öğretmen ve yöneticiler okullarda uyulması gereken kurallar çerçevesinde görevlerini yapmışlardır. Kaldı ki ben yirmi beş yıllık öğretmenlik hayatımda sizin bahsettiğiniz şekilde bir durumla ne karşılaştım ne de duydum. Kaldı ki bir iki münferit olayı “lâikler bunu yapıyor” diye genelleştirmenin manasızlığı açıktır. Doğaldır ki ilgili yönetmelik, tüzük ve kurallara uymayanlar uyarılacaklardır. Bu dün de böyleydi bugün de böyledir. Kurallara uyun diyenleri “laikler “ diyerek itham etmek yanlıştır bana göre. Kaldı ki bugün dahi genel liselere “başı kapalı kız öğrencilerin girmesi kılık kıyafet yönetmeliğine aykırıdır”. Bu anlattığınız durumun ne zaman ve ne şekilde gerçekleştiğini bilemem. Lakin olması gerekeni ben yukarıya aktardım. Kurallara uymayanlar uyarılır, her önüne gelen istediği şekilde hareket ederse işin içinden nasıl çıkılacak?
      Sizin “lise çağınızda” illa “başı kapalı” liseye gireceğim demeniz ve zorlamanız karşısında “askerden (yarbaydan)” yediğiniz “tokat” olayının durumu nedir bilemem. Tokat atılması, kişinin bu şekilde rencide edilmesi doğru değildir. Lakin anlamadığım şey; “lisede” nasıl oluyor da bir “yarbay” görevlendiriliyor? Anlattığınız durum acaba 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında mı gerçekleşiyor bilmiyorum. Lakin liselerde öğrencilerin kurallara uyması için ne askerin ne de başlarında yarbayların olduğunu ilk defa sizin yorumunuzda duyuyorum. Eğer o yıllarda ise yine liselere başı kapalı girmek söz konusu değildi. Yok, illa ben başı kapalı gireceğim denmişse ve bu zorlanmışsa gereken yasal durum ilgiliye uygulanmıştır. Bunun da “lâik”lerle bir alakası yoktur. Kaldı ki 1950’li yıllardan sonra uzun yıllar ülkeyi yönetenlerin siyasi durumları bellidir. Gerçi insan hakları çerçevesinde konuya yaklaşılması benim düşüncemdir.
      Hiçbir şartta kişilerin inanç, düşünce ve yaşam biçimlerine demokrasilerde karışılması doğru değildir. Lakin devletin kurumlarında uyulması gereken kuralları da unutmamak gerekir.

      Sil
    2. “Siz yobazsınız böceklersiniz” diye haykırıldığını yazmışsınız. Eğer böyle bir durum söz konusuysa doğru değildir. Ayrıca başı kapalı birkaç arkadaşınızla yolda yürürken “nezarethaneye” atılmanız ve “geceyi” “buz” gibi yerde geçirmeniz söz konusuysa şaşılacak bir durum. Çünkü yolda yürüyen başı kapalı öğrencilerin (İmam-Hatip öğrencileri başı kapalıdır) gözaltına alınıp nezarethaneye atılması durumu da şaşılacak bir durumdur. Bu uygulamayı da ilk defa sizin yorumunda duyuyorum.
      Saygıdeğer Nursalkımı; “neredeymiş o özgür zihinler çıksın görelim, biz hep öteki taraf (!) olduğumuz için ezilerek, askerden ölesiye korkup nefret ederek, düşüncelerimizi yutarak büyüdük…” …”Tabi o dem(dönem olacak) laik(!) olanlar şimdi bunları rahatça yapamadığı için o büyüklük ellerinden alınıp her şeyin hesabının sorulabileceği bir sistem olduğu için böyle kıvranmakta…” Diyerek bir kesimi itham etmektesiniz.
      Ben diyorum ki geçmişte yaşanan birkaç münferit olay genele mal edilmemelidir. Bu ülke hepimizindir. Hepimizin dedelerinin kanlarıyla düşman zulmünden kurtarılmış, cumhuriyet kurulmuştur. Kaldı ki gerçek “lâiklik” uygulamasının ne şekilde olması gerektiğini yukarıdaki yazımda açıklıyorum.
      Her insanın başında bir takım istenmeyen olaylar geçmiştir.
      Bakınız başımdan geçen bir olayı size aktarayım. Adana Kozan ilçesinde 1990 lı yıllarda görev yaparken okul müdürlüğü atamalarına müracaat ettim. 1983-1989 yılları arasında daha önce kesintisiz okul müdürlüğü yapmıştım. Atamalar için İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nce “mülâkata” çağrıldım. Mülâkatta bana sorulan tek şey okul müdürlüğü yaptığım yıllarda Kars İl Milli Eğitim Müdürü’nün adını sordular. Gereken cevabı verdim. Özlük dosyam zaten ellerindeydi. Nerelerde görev yaptığım o dosyada yazılıydı zaten. Tamam, “çıkın” dendi”. Bir saat sonra İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı’nın yanına gittim. Mülâkat komisyon başkanıydı kendisi. “Hocam sonuç ne” dedim. Yüzüme bile bakma gereğini duymadan” sizi atamamız söz konusu değil” dedi. Nedenini soramadım. Çünkü yüzüme bile bakmıyordu.
      O sıkıntıyla zaman geçirmeden “Kozan” İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün yanına gittim. Okul müdürümüzde yanımdaydı. Sanırım bir yolluk için evrak imzalatacaktık. Makamda otururken telefon çaldı. İlçe Milli Eğitim Müdürü” doğrusunu yapmışsınız. Kendisi şu an aynımda zaten” diyerek cevap verdi. “Hayrıdır hocam” dedik. Makamında okul müdürü ve benden başka kimse yoktu çünkü. “Sizin müdürlükle ilgili” dedi. Pervasızca “iyi etmişsiniz” diyen bir müdür vardı karşımda.

      Sil
    3. Sonrasında düşündüm. Ben sosyal demokrat düşüncede bir öğretmendim. İlgili görevliler ise MHP kökenliydiler. Kendi düşüncelerinde olmadığım için hakkım olanı bana vermediler. Lakin, ben bu durumu yadırgamadım ve genelleştirmedim.
      Diğer yandan birkaç yıl sonra Uşak’ta görev yaparken okul müdürlüğüne atandım. Uzun yıllar idarecilik yaptım.
      Bakınız “BATIDA ON YIL” adlı yazı dizimde de anlattım. Okul müdürlüğünden nasıl istifaya zorlandığımı. Burada tekrar etmeyeceğim yaşadıklarımı. Zaten takip ettiğiniz için bilirsiniz. Orada da ben istifaya zorlayanlar “Sosyal demokrat”ım diyen düşüncedeki insanlardı.
      Yani kısaca bu ülkede bazen bu şekilde istenmeyen münferit olaylar yaşanmıştır. Dünde yaşandı bugünde yaşanmakta.
      Anlattığınız bir takım durumlar ve inandıklarınız sizin düşüncelerinizdir. Ben insanların düşüncelerini rahatlıkla yasalar çerçevesinde ve düşünce özgürlüğü bağlamında açıklamasından yanayım. Kırmadan, dökmeden, ötelemeden bir arada yaşamanın bilinciyle hareket etmeliyiz. İnsanları şucu bucu diyerek ayırmak doğru değildir. Hukuka ve evrensel insan haklarına aykırıdır bu durum.
      Dün br takım olumsuzluklar yaşandıysa o olumsuzluklardan ders almak ve olumsuzluklara meydan vermemek lazımdır. Bugün sizin onayladığınız lakin başkalarının onaylamadığı durumlar vardır mutlaka. Olacaktır da. Çünkü insanların yaşamları farklılık arz etmektedir. Düşünceleri, eğitimleri, yetiştikleri çevre farklıdır. Aldıkları eğitim farklıdır. Bu nedenle herkesin benzer düşüncede olması ne dün mümkündü ne de bugün mümkündür. Ben o nedenle birlikte yaşamanın önemini vurguladım yukarıda ki yazıda.
      Yorumunuz için teşekkür ediyorum. Saygılar.

      Sil
  7. Benim bahsettiğim olay lisede geçmiştir. Kaldı ki Laiklik adı altında insanların ne zaman başlarını kapayacaklarının sınırını koyamazlar. Velev ki orta okulda olsun yine de bu sınırı koyabilecek olan insanların sadece kendi vicdanlarıdır. Kimse başkasının çocuğunu zorla kapatamayacağı gibi zorla açtıramazda. Sorun burada insanların fikirlerine düşüncelerine daha burada saygısızlık yapıyorsunuz. kılık kıyafet yönetmeliği dediğiniz nedir ki? Kime sorulmuştur. Neye dayanılarak yapılmıştır? Bir kısmın gururunu ve egosunu pohpohlayan bu yönetmelik başkalarını eziyorsa, haklarından mahrum ediyorsa eziyetten ve adaletsizlikten öteye gitmez. Hür iradeye saygı duymayan bir Laik(!) düşüncesi kusura bakmayın ama ne insanlığa ne de ATATÜRK'ün öğretilerine uymuyor.

    Ayrıca baş örtülerine saldıranlar okul öğretmenleri yada yöneticiler değil askerlerdir. Uzaktan davulun sesi hoş geliyor.
    Bunları biz yaşadık sizler o günlerde TV lerde bangır bangır yayınlanan haberlere nasıl bu kadar kör olabildiniz anlamıyorum. Nasıl şimdi biz duymadık denilebiliyor nasıl bu kadar vurdum duymaz ve vefasız olunabiliyor hayretler içerisinde kalıyorum.

    Biz bunları birebir yıllarca yaşadık. yazılılara mecburi kaldığımız için başımızı açıp ağlayarak girdik. Bize bu zulümü daha çocuk sayıldığımız yaşlarda bağıra bağıra yaptılar şimdi sizler bilsenizde inanmak istemiyorsunuz değil mi?
    Münferit dediğiniz olaylar 2000-2001-2002 yıllarında benim ve benim gibi o dönem imam-hatip lisesi öğrencilerinin hepsinin yaşadığı olaylardır.
    Ama işte gerçekler bazılarının kanına dokunduğu için şimdi reddetmek kolay geliyor. Herkes kendi penceresinden bakıyor olaya değil mi? Başkalarının haklarının ihlali iyi hoş oluyor da bir de yapılanlar sonradan kabul edilse!!
    Kaldı ki hangi görev bir insanın başında ki örtüyü çekip alma yetkisi verir? Bunu nasıl onaylayabilirsiniz bir insan olarak ben hayretler içinde kaldım. Başka bir insanın başına uzanmak değil görev, insanlığın bile dışıdır. Birisi görev desin karınızın üstünde ki gömleği çekip alsın bakalım o zaman hala aynı fikirde olabilecek misiniz..

    Başkalarının haklarına saygı duymayı öğrenmedikçe hep gözler kör, kulaklar sağır olacaksınız. Yapılan işkencelere, ihlal edilen haklara sustukça birebir yaşayacaksınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşünceleriniz sizi bağlar elbette. Ben söyleyeceklerimi söyledim. İnsanların yaşam biçimine karışılmamalı dedim. Düşüncem bu. Gerisi beni alakadar etmez. Kaldı ki her insan benzer düşüncede olamaz. Saygılar.

      Sil
  8. Bir de demişsiniz ki geçmişte yaşanan münferit olay genele mal edilmemeli.
    Afedersiniz, susmak kabul etmektir! Biz o münferit olayları yaşarken bu genel neredeydi o zamanlar??????????????
    O genel yapılan zulme karşı çıkmadı, durun demedi. Bana dokunmadı yılan kırk yıl yaşasın dedi.
    Kim çıktıda savundu bizim eğitim hakkımızı?
    Herkes elinde çayı arkasına yaslanıp haberleri izlerken çoğu tebessümle baktı ekrana. Benim kaç zeki arkadaşım eğitimini bıraktı biliyor musunuz? Ama işte şimdi kabullenmek acı.
    Bir hadisi şerif der ki bir zulme sessiz kalan o zulmü yapanla birdir..
    O yüzden ben bu gün genele elbette mal ederim, zira münferitlikler yaşanırken o gün susup kabul eden genel bu gün suçludur!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben devletin yetkili kurumlarının yetkili yönetmeliklerini yazdım. Yöneticide buna uymak durumunda kalır. Başka da ne diyebilirim ki. Sizin düşünceniz sizi benimkisi beni bağlar. Saygılar.

      Sil