14 Aralık 2013 Cumartesi

İSTANBUL!


Anadolu'nun kent, kasaba ve köylerinde yaşayanların oldum olası İstanbul tutkusu vardır. İhtimaldir ki bu tutkunun sebebi Osmanlı dönemine kadar uzanır. Bel ki daha da eskiye. Çok bilinen bir söz vardır. "İstanbul'un taşı toprağı altındır."
Ne denli altındır, ne denli topraktır bilinmez ama İstanbul artık eski İstanbul değildir. Trafiğinin sıkışıklığı, yerleşimlerin çarpıklığı bir yana Anadolu kentlerinde alıştığımız saygı olayını burada aramak boşunadır.
Kalabalık meydanlara, devasa iş merkezlerine, AVM'lere, insanların yoğun olduğu merkezi yerlere gidildiğinde bunu görmek şaşırtıcı değildir.
Oldum olası İstanbul'u sevmedim. İstanbul'a gelmeden önce de bu duygu vardı belleğimde. Geldikten sonra haklılığımı  görmenin burukluğu ile caddelerinde, sokaklarında "serseri mayın" gibi dolaşıp duruyorum.
Yalnız başınıza geçmek zorunda olduğunuz zifiri karanlık bir sokak düşünün. Ne evlerin ne de sokak lambalarının ışıklarının yanmadığı. İçinde neyle karşılaşacağınızı bilmediğiniz bir sokak. Çıkmaz sokak olup olmadığını da. Bu durumda bilinmezliğe girmekten kaçınırsınız. İstanbul'un bana verdiği duygu bu.
Anadolu'da kent dokusu şekilsiz apartmanlara ve yüksek binalara karşı direnmektedir halen. Toplu konutlar kentlerden uzak alanlara yapılmaktadır. Buralar birer beton yığını olmaktan öteye geçmemektedir. Toplu konutların bir ruhu yoktur. Apartman sakinleri birbirlerini tanımamaktadır. Oysa ki eski yerleşim yerlerinde böyle değildir. Mahalleli birbirini tanır.
Barınma kültürümüz öteden beri çok katlı olmayan evlerden ibaretti. Bu kültüre bir yenisi eklendi. Otopark alanlarıyla, sahip olunan tesisleriyle barınma amacından uzak, ihtiyaç duyulan her şeyin karşılandığı Rezidanslar. Çok katlı kuleler, iş merkezleri. İstanbul'un kent dokusunu yitirmesine neden olan binalar.
Kalabalığın aktığı caddelerde yürümenin zorluğunu hisssetmeyen var mıdır diye düşünmek boşunadır. Hafta içinde sokaklar, caddeler insanla dolup taşıyor. Hafta sonları  kalabalık daha da artıyor. Kalabalık bilinçsizce yer değiştiriyor, toplu taşım araçlarının yanı sıra özel araçlar bir yerden bir başka yere yer değiştiren insanları taşımaya yetmiyor.. Kimin nereye gittiği; bilinçli mi bilinçsiz mi yürüdüğü belli bile değil. Sokağa çıkanlar kalabalığın ritmine ayak uyduruyor ve amaçsızca sürükleniyor.
İnsan düşünmeden edemiyor. İşsizlik boyutu bu kadar mı fazla diye. Çünkü işi olan birinin hafta boyunca amaçsızca dolaşması mümkün müdür. İşinin başında olması gereken saatlerde sokaklarda neden dolaşsın ki...
Yoğun yapılaşmanın varlığı, sokak aralarında ve ana caddelerde park edilen arabaların durumu; nefes alınacak yeşil alanların yetersizliği ya da kimi yerlerde hiç olmayışı da ayrı bir sorun.
Dört bir yana kilometrelerce uzanan yerleşim yerlerinde insan profili de değişmektedir. Varoşlara yerleşmiş olanların gelirinin yeterli olmadığını görürsünüz. Geniş bahçelerin, parkların, yeşil alanların olduğu yerlere yerleşmiş olanların gelirinin yerleşim yeriyle orantılı olduğunu da.
Sokak satıcılarının kaldırımları işgal etmeleri, üst geçitleri mesken tutmaları bir yana dilenci bolluğunun varlığı da sıklıkla karşılaşılan bir durum.
Kısacası İstanbul artık nefes alınacak bir yer olmaktan çıkmış durumdadır. Özellikle belli bir yaşa gelmiş, emekli insanların yaşamlarını sürdürecekleri bir yer değildir.
Şehrin birbirine yapışık binaları, birbirine koşut caddeleri, onları diklemesine kesen dar sokakları. Dar sokaklarda kurulan pazarların akıl almaz kalabalığında yürümenin zorluğu, çarşı pazarında tezgahındakileri satmanın telaşı ile müşteri bekleyen çığırtkanları; merdiven altlarında kaçak sigara satanların varlığı, meydanların değişmeyen müdavimleri simitçileri ve milli piyango satıcılarının vazgeçilmezliği de sanırım alışılan bir durum.

10 yorum:

  1. Yazını iki kez okudum.. Hemen hemen, okunması ve dikkate alınması gerektiğine inandığım arkadaşlarımın tüm yazılarını iki kere (bazen daha fazla) okurum.. Belki intikal kıtlığından belki yazıya verdiğim değerden Sanki ben sana anlatmışım da sen kaleme almış gibisin.
    Bağlayıcı sebepler olmasa bu kentte yaşamak çok büyük bir hata bence. Ancak, gezmek ve sadece seyahat amaçlı gelenlerin görebileceği güzelliklerini seyretmek doyumsuz bir mutluluk..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İstanbul'un eski kent dokusunu aramak beyhude bir çaba artık. Yapılaşması bir yana, barındırdığı kalabalık nüfus bir yana, trafiği bir yana, dilencisi, dolandırıcısı bir yana, üç kağıt ve rant peşinde koşanlar bir yana... Olumsuzlukları bir yana... Söylediğiniz gibi kalan bazı görülmeye değer kültür değerleridir insanları çeken.
      İstanbul kültür eserlerinde kaldı, Orhan Veli'nin şiirlerinde, H.R.Karay'ın kitaplarında.v.s kaldı.
      Yorumiçin teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum.

      Sil
  2. Yinede bende yaşamak isterdim İstanbul'da. Yinede dünyanın en güzel kentlerinden biri..Paris, Londra, Amsterdam, Brüksel gibi başkentleri gördükten sonra haklısınız çok karışık, düzensiz yanları var, kaos çok..Ama yinede çok güzel. Çünki bizim Ülkemizin güzel bir kenti..
    Konu bu değil biliyorum ama ben onun her haline hayranım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kenti kent yapan, o kentte yaşayanlardır. Bir de kentin karar vericileridir. İstanbul güzel kent. Lakin var olan tarihi, kültürel, doğal yapısı eskisi gibi değil.
      Kentin geçmişi işlem ilgili yazılan eserleri okuyunca şu anki durumu çarpıcı geliyor.

      Sil
  3. Merhabalar.

    İstanbul'u anlatan yazınızdan sonra iki yorumcunun yorumlarına da kulak verdim. Gerçekten bu eşsiz tarihi güzel kentin içine ettik. İstanbul artık yaşamak için değil de sadece bir kaç günlüğüne gezilip görülmesi gereken bir değerden başka diğer güzelliklerini yitirmiş gibi. İstanbul'un müdavimleri varken benim bu konuda bir şey söylemem yersiz olur diye düşünüyorum. Kaleminize ve gönlünüze sağlıklar dilerim. Hüseyin hocam.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz katılıyorum. Saygı ve selamlar.

      Sil
  4. Yorumcu arkadaşlara ben de katılıyorum. Sevgili Vuslatın" Çünkü bizim" ifadesine yürekten katılıyorum. Diğer taraftan bir zamanların taşında toprağında altın barından şehir şimdilerde başka şeyler barındırıyor. En son 1989 yılında yolum düşmüştü İstanbul'a bir daha da düşmedi. Sizin de yorumunuzda ifade ettiğiniz gibi" İstanbul kültür eserlerinde kaldı, Orhan Veli'nin şiirlerinde, H.R.Karay'ın kitaplarında.v.s kaldı."
    Selam ve saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1989 ile şu an ki durumun farklı olduğunu İstanbul'a yolunuz düştüğünde göreceğinizi sanıyorum. Selam ve saygılarımla.

      Sil
  5. Uzun bir aradan sonra merhaba hocam, yazdıklarınıza hak vermemek elde değil, sanırım İstanbul çok çok çok eskilerde yaşanılır bir yerdi...ben hep İstanbul uzaktan güzel diyorum hani bazıları 'kediyi, köpeği severim ama uzaktan, elleyemem " filan derler ya aynı öyle..uzaktan güzel ama oturmak için asla istemem...belki dizi filmlerdeki gibi muhteşem konaklarda, malikanelerde oturanlar için güzel olabilir .... ayrıca yazın sıcağı hiç çekilmiyor
    saygılar, selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgeldin Müjde Hanım kardeşim. Bende bir süredir bakamadım bloğuma; sizlerinkine de. Eski bir İstanbul'lu olarak sizin söyledikleriniz önemlidir. Yorum için teşekkürler. Saygılar.

      Sil