8 Kasım 2012 Perşembe

BİR GÜNÜN ARDINDAN




Her gün olmazsa da düzenli olarak gazete almaya çalışırım. Arada bir aksattığım olmuyor değil. O zaman da internette yayınlanan haberleri okurum. Tabii bu elimize alıp sayfalarını çevirdiğimiz gazete okumanın keyfini vermiyor. İnternette haber okuyarak hiç olmazsa günlük olayları kaçırmıyor insan.
Gazeteyi bir insan niçin okur? Ülke gündemini meşgul eden kimi gelişmeleri takip etmek, köşe yazarlarının düşüncelerini öğrenmek için. Sanat ve kültür alanında meydana gelen gelişmeleri takip etmek için. Her insanın gazete almasında ki amacı farklıdır aslında. Misal kimileri sadece gazetede çarşaf çarşaf verilen bulmacaları doldurur. Gazetenin diğer sayfaları ilgisini çekmez.
Bugün aldığım gazetenin sayfalarını çevirirken siyasetten, toplumsal olaylara; sanat ve kültür alanında ki gelişmelere; ülke ekonomisinin içinde bulunduğu duruma; vatandaşın yaşamından verilen kesitlere kadar pek çok konuda habere göz gezdirdim.
Haberleri okurken bizlere ne oluyor diye düşündüm. Neden bu kadar duygusuz, tepkisiz, acımasız olduk?
Neden başkalarının yaşam hakkına saygı duymadığımızı bir türlü çözemedim.
Çözemedim çünkü yıllarca aylarca bir çatı altında yaşayan insanların bir birlerini öldürmelerine nasıl anlam verilir?
Bu durum hangi psikolojiyle açıklanabilir?
Adam eline kuru sıkı tabancayı alıp elini kolunu sallaya sallaya onlarca görevlinin arasında başbakanlıkta ateş edebiliyor. Bir gün sonra bir başkası eline aldığı bir bidon benzinle yine başbakanlıkta kendini ateşe veriyor. Kendini ateşe vermesinin nedeni ne? Belediye ile olan arsa anlaşmazlığı. İyide kardeşim bu ülkede hukuk var, mahkeme var. Hakkını mahkemede arayacağına neden kendini ateşe veriyorsun? Değer mi? Yaşamını kaybetmen ya da vücudunun yanması neyi çözecek ki?
Bir başka olay dikkatimi çekti.
Hatırlarsınız. Birkaç ay önce “kürtaj”  ve “sezaryen” yasaklansın yasaklanmasın diye toplumda farklı görüş ve düşünceler tartışıldı. Kadınlar ellerinde pankartlarla “vücuduma karışma” diye protesto gösterileri yaptı. Kimileri de kürtajın yasaklanması gerektiğini söyledi. Bu durumda artık doktorlar kürtaj yapmaktan kaçınır oldu sanırım ki;
Sivas’ta doğum için devlet hastanesine giden 29 yaşındaki Sehiba Karadağ, “18 saat boyunca normal doğuma zorlandığını daha sonra sevk edildiği başka bir hastanede sezaryenle bebeğini dünyaya getirdiğini” belirterek hastaneden şikâyetçi oluyor. Basında zaman zaman bu tür olaylara rastlıyoruz. Doğum için “sezaryen” yapılmayan kadın normal doğumda yaşamını yitirebiliyor. Sezaryen hangi durumlarda gereklidir ve buna nasıl karar verilir bilemem lakin insan yaşamının riske atılması; ana karnında ki çocuğun riske atılması doğru değildir.
Geçenlerde Bağcılarda eşi ve çocuklarını öldürüp intihar eden vatandaşın durumu henüz belleklerdeyken; yine İstanbul Kadıköy’de 64 yaşındaki İsmail P. Yeni evlendiği 42 yaşındaki Mutlu P.’yi önceki evliliğinden olan 12 yaşındaki oğlunun gözleri önünde bıçaklayarak öldürüyor.
 Benzeri onlarca olay. Onlarca acı.
 Yok olup giden hayatlar. Sönen ocaklar. Hayaller ve gelecekler. Tüm bunlara değer mi? Yaşamın, hayatın önemini kavrayamayanların, bir anlık öfkesine hâkim olamayanların sonradan ne acılar çektiklerini tahmin etmek güç olmasa gerek.

4 yorum:

  1. Toplumsal cinnet halinde ülke hocam.
    Bir anlık öfke bir ande cinnete dönüşüyor ve ne yaptığını bilmiyor bu insanlar. Sonrası pişmanlık ve acı.
    İyi de bir anda cinnet haline nasıl geçiyorlar? Nedir toplumun büyük bölümünü bu hale getiren? Ben de hiç anlayamamışımdır kendini yakarak protestoyu mesela. Bizde hukuk ve tarih bilinci olmadığı için insanlar kendi işini kendi görmeye çalışıyor. Geçmişten de asla ders almıyor. Bu iktidar döneminde çok daha fazlalaştı bu tip durumlar. Hem eğitimin eksik ve yüzeysel oluşu, hem ekonomik sıkıntılar insanları her an patlamaya hazır bomba haline getirdi. Mantıklı ve sağduyulu düşünceye rastlamak neredeyse imkansız hale geldi.
    Çok güzel bir yazıydı, kaleminize sağlık, saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim...

      Sil
  2. Nurten'ime katılıyorum millet cinnet geçiriyor.
    Sebebi bence sadece o insanların kişisel bunalımları, maddi,manevi sorunları değil. İnsan içinde yaşadığı toplum mutluysa, huzurluysa, mutlu,huzurlu olur, cinnet geçirmez, tam tersine çocuğunun gireceği sınavda şaibe yapılabileceğini ve çocuğunun hakkının yenilebileceğini, hakkı olmayan ama tarikat mensubu birilerinin çocuğunun hakkını yiyebileceği düşüncesi, her gün bugün neye zam gelecek diye düşünmek, her an bir pkk'lının bir yere BOMBA atabileceği, bankadan emekli maaşını çekmeye çalışırken canlı bombaya rastlayabileceği, sokakta çoluk çocuk yürürken herhangi bir yürüyüş nedeniyle polisle-yürüyenler arasında kalıp çoluk çocuk biber gazına maruz kalabileceğini BİLİNÇ ALTINDA bilmek bile insanda huzur bırakmıyor. Yeminle, ben Kızılay'da yürürken, metroya inerken, çıkarken, "şu anda metroda molotof vs. yüzünden yangın çıksa panik olmadan, en akıllıca ne yapabilirim, 'çıkış' yazıları nerede?" diye düşünüyorum. İnsanlar zaten ekonomik sıkıntı içindeler (bir avuç AKP li yeni zengin, ihalede fesat zengini, fırsatçı,yalakalık yapması için kendisine market açılanlar hariç) daha örnekleri çoğaltmak mümkün...hele hele içinde azıcık vatan sevgisi, yurt sevgisi, bayrak, Atatürk sevgisi ve adalet duygusu taşıyan insanlar, pkk'lıların tanık, koskoca generallerin sanık olduğu bu ülkede nasıl huzurlu yaşayabilirler? Ülke huzur içinde olacak, iyi yönetilecek ki, o ülkede yaşayan insanlar da huzurlu olsunlar, şu anda cinnet eşiğinde yaşıyoruz...
    elinize sağlık, saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazıma yorumunuzla yaptığınız katkı için teşekkür ederim.

      Sil