2 Temmuz 2026 Perşembe

KAFKA


 

Edebiyat alanında dünya çapında ün kazanmış eserleri yazın hayatımıza kazandıran yazarlardan biri de Kafka'dır.
Kafka eserlerinde insana dair çözümlemeler yapmıştır.
Bu bağlamda, incelendiğinde, Kafka'nın eserlerinde insanlar, genellikle karmaşık, sıkışmış ve yabancılaşmış karakterler olarak tasvir edilir. İnsanlar, anlamsız bir dünyada varoluşlarını sürdürmeye çalışırken içsel çatışmalar, toplumsal baskılar ve iletişim zorluklarıyla karşı karşıya kalırlar.
Hikayelerindeki insanlar genellikle bürokrasi ve otoriteyle çevrili bir dünyada yaşarlar.
Karakterler, sıkça tanımadıkları ve anlam veremedikleri kurallara uymak zorunda hissederler ve bu durum onları güçsüz hissettirir.
İnsanlar arasındaki iletişim eksikliği ve anlaşmazlıklar da sıkça işlenen temalardır.

Kafka'nın eserlerindeki insanlar genellikle içsel bir yabancılaşma hissi taşırlar.
Kendi varoluşlarının anlamını bulmakta zorlanır, kendilerini ve çevrelerindeki dünyayı anlamlandırmaya çalışırken sürekli bir çıkmaza sürüklenirler.
İnsanların iç dünyalarının karmaşıklığı, anlaşılamama hissi ve kendilerini yalnız hissetmeleri Kafka'nın eserlerinin önemli unsurlarıdır.
Kafka, insanları genellikle sıradan, orta sınıf insanlar olarak tasvir eder. Onların hikayeleri, genellikle gerçeküstü bir atmosferde geçse de, insan doğasının evrensel sorunlarını ve zorluklarını yansıtır.
Eserlerinde ki insanlar, yabancılaşma, otoriteyle mücadele, varoluşsal sorgulamalar ve kişisel özgürlük arayışları gibi temalar üzerinden okuyucuya derin düşünce fırsatları sunar.

ÇOK GEÇ OLMADAN


 Hemen her şeye sahip olduğu halde

Yarın her şeyini yitiriverecek gibi tedirgin
Ve güvensiz
Sevgi ve coşkuyla dolu yüreği
Borularla kelepçelenirken
Baltalarla yontulurken saçları
Çok geç olmadan uzak ufuklardan
Serpmeden geceye düşlerimizi
Bir taşı çiçek yapacak yürek vermeliyiz doğaya.

1 Temmuz 2026 Çarşamba

İNSANCA YAŞAMAK


 Ne güzeldir erdemli olmak

insanca yaşamak

Barış ve dostluğu

zirveye taşımak

İnsanlığın galip geleceği,
yoksulluğun ve demokrasi kuzgunlarının
olmayacağı bir dünya düzenini,
demokrasiyi,
çağdaşlığı ve aydınlanmayı
oya gibi ince parmaklarca
nakış nakış işlemek
Barışın egemen olacağı
bir dünyayı kurmak
zor olmasa gerek
Kompradorların güdümünde ki
savaş baronlarına,
demokrasi cambazlarına,
insanları silindir gibi ezip geçen,
parçalayan,
öğüten yüzü maskeli,
eli kanlı savaş rantının soyguncularına
pirim vermeden özgür yaşamı gerçekleştirmek
Maskelerinin altında doymak bilmeyen dişlilerini,
çarklarını,
kasaplıklarını
ortaya çıkarıp gerçek demokrasiye kavuşmak.

30 Haziran 2026 Salı

GÖREBİLİYOR MUYUZ


 

Yağmuru, kum fırtınasını, buzul çatlağını

Rüzgârı, güneşi, yıldızları

Dalganın kıyısında ışığı

Taze dal hevenklerinde serinliği

Başımızı kaldırıp baktığımızda gökyüzüne umudu görebiliyor muyuz?

Hasretlerimizi, bölük pörçük anılarımızı

Bitip tükenmeyen acısını yüreğimizin

Gidenlerimizi, yaşayanlarımızı, insanımızı

Sonsuz beyazı, gülün mavisini ilmek ilmek

Fırtınaların kutsadığı dağ çiçeklerinin uyanışını görebiliyor muyuz?

ZOR GÖRÜNÜYOR


Ruhunda sevgi ve hoşgörü duyguları çoktan aşınmış.

Ne bir gökkuşağının renklerini görebiliyor

ne de mavi dalgalarda menevişlenen yaşamın varlığını.

Her daim derin bir memnuniyetsizlik içinde

bocalıyor.

Korkuyor.

Korku giderek esir alıyor duygularını.

Anlamsız öfke alevleriyle

varlığını sürdürmeye çalışıyor…

Işığın renklerini

ve aydınlık geleceği görmeyi denese…

Mavimsi gökyüzünde

güneş ışınlarının yelpaze gibi açılmasını…

Uzaklarda

kavruk yüzleriyle geleceğine sahip çıkmaya çalışanları…

Sabırla anlamayı dinlemeyi…

Lakin zor görünüyor tüm bunları yapması.

27 Haziran 2026 Cumartesi

SİRENLER ÇALIYOR

Daver Darende “sirenler Çalıyor” adlı kitabında şöyle diyor. “Çağlar boyunca insanlar savaş yerine barışın, sevginin yerleşmesini beklediler. Oysa bu özlem günümüzde de gerçekleşmedi. Varsa yoksa hep savaş. Oldum olası savaşa hep karşı oldum, savaş filmlerini izlemekten, silah görmekten hep tiksinti duydum. Çocukluğumda askercilik oyununu oynamayı bile beceremedim. İkinci Dünya Savaşı’nın korkutucu günlerini yaşadıktan sonra savaşa karşı nefretim daha da arttı. Savaşların kazananı ve kaybedeni olmuyor. Suçsuz insanlar ölüme gönderilerek gerçek bir dram yaşanıyor. Çocuklarımızın beyinlerine, yüreklerine “savaş” sözcüğü yerine“barış” sözcüğünün yerleşmesini diliyorum"
Daver Darende I.Dünya Savaşı boyunca Irak’tan Galiçya’ya, oradan Sina Cephesine yıllarca savaşmış bir babanın oğludur. O,babasının şu sözlerini dinleyerek büyümüştür.
“Irak çöllerindeki savaştan sonra Galiçya’da, bize ait olmayan topraklarda savaşacağım aklımın ucundan bile geçmemişti. Emir emirdi. Birliğime ertesi gün katıldım. Silah arkadaşlarımın çoğu Galiçya’nın nerede olduğunu bilmiyorlardı. Anadolu neredeydi, Galiçya nerede?”
Almanya’nın emperyalist çıkarları ardında sürüklenen Osmanlının düştüğü durumun ders verici bir özeti!
20.yüzyılın ilk çeyreğine kadar savaşlarla iç içe yaşamış bir toplumun evlatlarının savaş’a bakış açısını ve barış özlemini dile getiren bir yaklaşımdır sayın yazarın yaklaşımı.
Osmanlının son zamanlarında, ordusunun komuta kademesinin bir kısmını teslim ettiği ve güvendiği Almanya’nın Osmanlıyı getirdiği nokta

25 Haziran 2026 Perşembe

TÜM COĞRAFYALARDA


Yaşamın o ince çizgisinde,

zikzaksız yürünülen yolun etkileyiciliği önemlidir...

O yolu izlemek
topraktan beslenmek
yağmurla süslenmek
güneşle nefeslenmek
kötüden uzaklaşmak
doğrudan yana olmak dünden bugüne her insanın başarabildiği
içine sindirebildiği bir durum olmamıştır...
Diğerinin başarısını içine sindiremeyen
çekemeyen
kendi başarısızlığına kılıf arayan
kibir abidesi
görgüsüz
üçkağıtçıların olduğu bir dünyada yaşıyoruz...
Bir başka deyişle
bazı insanlar
tüm coğrafyalarda
doğru olanı karalayarak
kendi karanlıklarını kamufle etmeyi bir seçenek olarak benimsemişlerdir...
Bu bağlamda
en doğru seçenek yanlışı görüp "kendin olmaktır"

19 Haziran 2026 Cuma

ZEYTİN AĞACI


 Binlerce yıllık masallarda, hikayelerde hep onun adı geçer. Efsaneleri anlatılırken hep ölmez ağacı diye anılır, çünkü ne zaman ölüm yaklaşsa hemen dibinden bahar kokulu bir sürgün verir ve hayat kaldığı yerden devam eder.

Zamana inat zamansızlığın kanıtı; zeytin ağacı. Yüzyılları kabuğunda saklayan zeytin ağacı, meyvesiyle canlıları beslemiş, yağıyla karanlığı aydınlatmış, şifasıyla Anadolu mutfağının vazgeçilmezi olmuş. Bilgeliğin, barışın, sağlığın ve yeniden doğuşun simgesi; zeytin ağacı.
Zeytinime dokunma, doğaya dokunma...
Zeytin ağacı Anadolu'nun kader ortağıdır...
Yetiştiği yörede halkın göz bebeği, vazgeçilmezidir

13 Haziran 2026 Cumartesi

KUMSALDA


 O bir kadın,

deniz kıyısında "kumsalda"
yoksulluğun yaşandığı tüm coğrafyalarda sakın "boğulayım" deme,
yaşamın hay huyunda,
tiranların elinde
tüm zorluklara rağmen,
tüm yaşanmışlıklara rağmen unutma;
öteden beri gelen "uygarlığın" tek güvencesi sensin
iyiliği taşıyorsun bağrında.


Hüseyin Güzel/İstanbul

9 Haziran 2026 Salı

ZORDU O YILLAR


 

Tarih boyunca değişik coğrafyalarda toplumun izlediği yol çizgisinde yaşanan haksızlıklar ve insafsızlıklar vardır. Dolayısıyla, her insanın yaşamı boyunca iyi ya da kötü maruz kaldığı olaylar karşısındaki düşüncesi de yaşadıkları da farklıdır. İster istemez yaşanan haksızlıklar ve insafsızlıklar karşısında öfkelenenlerin yanı sıra öfkeye kapılmayanlar da vardır...

Aslında öfke yüreğe yüktür...

Yarar yerine zarar getirir...

Yaşanan sıkıntıları akılcı bir yaklaşımla ele almak ve çözüm üretmek en doğru seçenektir...

Gerek insani ilişkilerde gerekse yaşanılan ortamda insanı çileden çıkaracak, öfkelendirecek durumlar yok diyemeyiz...

Hiçbir coğrafyada bunun önüne geçmek mümkün olmamıştır...

Her daim toplumda kabul gören, zikzaklar çizmeyen doğru bir çizgide, zorlukların ve haksızlıkların üstesinden gelip, öfke kıskacından kurtulmalıyız...

Yaşanan her öykü her olay bizler için birer derstir...

Önemli olan o dersi çıkarıp, yaşananların sebep ve sonuçlarını analiz etmektir...

Zor yaşam koşulları karşısında giderek tükenen, kahrolan, hep başkaları için yaşayıp, fedakârlık eden insanların da bir öyküsü vardır...

Ekonominin içine aldığı kafes ortamında çoğu kez, hafızamda yer etmiş, asla silinmesi mümkün olmayan çocukluğumda yaşadıklarımı, çekilen sıkıntı, çile ve acıları düşünürüm...

O yıllarda sahip oldukları birkaç parça tarla ve birkaç koyundan ibaret olan mal varlığıyla çocuklarını muhannete muhtaç etmeden yetiştirmenin gayreti ile olağanüstü bir çaba sarf eden ana ve babamın zorlu koşullara karşı verdikleri amansız mücadeleyi hatırlarım...

Onların çocukları için olağanüstü bir fedakârlık yaptıklarını şimdi daha iyi anlıyorum...

Gelir yetersizdi ama önemli değildi...

Kendilerinden önce atalarının izlediği yol çizgisinde alın teri ile ilerliyorlardı...

Anadolu'nun ücra bir köyünde taşıdıkları ağır yükle birlikte, doğru ve yanlışı, içten gelen deprem uğultusuna benzer öfkeyi, mavi gökyüzünün dinginliğine benzer sessizliği gülümseyerek kabulleniyorlardı...

Yaşadıkları coğrafyada var olmanın amansız mücadelesi, bozkırın ortasında, kimi zaman gün boyu bir damla suya muhtaç kurumuş dudaklarda kendini gösteriyor, kimi zamanda derin vadi ve sarp dağ yamaçlarında, rüzgârın hiddetine karşı koymaya çalışıyorlardı...

Kısacası zor yıllardı...

Ama tek bir şikâyete yer vermeden...

Yılgınlığa düşmeden...

Pes etmeden...

Umudunu yitirmeden, kaygıya teslim olmadan...

Her ikisi de çocuklarının geleceğinin kendileri gibi zor koşullara mahkûm olmaması için çaba içindeydi...

Haksızlıklara uğrasalar da kendileri bir diğerine karşı insafsızlık içine asla düşmediler...

Başardılar...

Onlara minnet borçluyuz...

Bizleri topluma yararlı birer evlat olarak yetiştirdikleri için...