29 Eylül 2026 Salı

AL SANA BEŞ ALTIN

Kralın biri Sarayında otururken, pencereden sesler gelmiş.''Güzel elmalarım vaaaaaar!''
Bakmış, yaşlı birisi, at arabasında elma satıyor. Etrafında müşteriler. Kralın canı çekmiş ve baş vezirini çağırmış;
- Al sana 5 altın, koş bana elma al.
Baş vezir, vezirlerden birisini çağırmış;
- Al sana 4 altın, koş elma al.
Vezir saray görevlilerinden birisini çağırmış;
- Al sana 3 altın, koş elma al.
Saray görevlisi muhafız komutanını çağırmış;
- Al sana 2 altın, koş elma al.
Komutan nöbetçiyi çağırmış;
- Al sana 1 altın, koş elma al.
Nöbetçi çıkmış yaşlı ihtiyarı yakasından tutmuş ve "Hey sen, ne bağırıyorsun? Burası han mı, yoksa saray mı? Defol buradan. arabana da elmalara da el koyuyorum."
Nöbetçi, muhafız komutanına dönmüş ve iyi dalavere çevirdim;
- İşte, 1 altına yarım araba elma.
Komutan saray görevlisine dönmüş;
- İşte, 2 altına bir çuval elma.
Saray görevlisi vezire dönmüş;
- İşte, 3 altına bir torba elma.
Vezir, baş vezire dönmüş;
- İşte, 4 altına yarım torba elma.
Baş vezir kralın huzuruna çıkmış;
- İşte, 5 altına beş elma aldım kralım. Aynen emrettiğiniz gibi.

Kral oturmuş ve şöyle bir düşünmüş ''Beş elma - Beş altın. Bir elma-bir altın ve halk elmalara hücum ediyor.. Demek ki vatandaşın durumu çok iyi. Vergileri hemen artırmak lazım.!“

 

28 Eylül 2026 Pazartesi

KAYIP GİDECEKTİR ZAMANIN İÇİNDE


 Zamanın kopyası yok, tekrarı da.

Yaşanıp hayatınıza izdüşüren herşey, size zaman ayarlarını anlatsa da duyguda, düşüncede berrak saf olanları size hatırlatan suretleri düşünmeniz kaçınılmazdır.
Bu bağlamda,
Bir kişi ya da olay hakkında yazıya aktarılan şeyler, resimler ve çizimler elle işlenmiş görsel ifadelerde görüldüğü üzere samimi birer yorumdur.
Dağarcığımızda kişiselleştirmesek de, yaşananlar parlayan bir yıldızdan sönen bir yıldıza doğru kayıp gidecektir zamanın içinde.
Bu gidişi durdurmak olanaksızdır.
Belki içinizden biri buna karşı çıkacaktır.
Lakin, karşı duruş da zamanın içinde, zamana karşı duramayacaktır.
Zamanı anlamak için durmak yerine, çalışmaya ve öğrenmeye devam etmek gerekir.

24 Eylül 2026 Perşembe

ÇARESİZ İNSANLAR




 


Çaresiz insanlar boş bakışlarla sessizce çevresine bakar. Ruhunda ve hayalinde geleceğinin rotasını çizen anahtarı ve çıkar yolu arar. Bir ışık arar, çünkü karanlıktan gelmiştir insan. Karanlık bir hücrenin içinden ilmek ilmek dokunarak gelmiştir. Bir iş, bir yol yordam arar, ta ki varlığı kendi fırtınası içinde yok olup gitmeden, hayata hizmette bir yol olana kadar.

SEÇİMLER HEP AYNIDIR


 Seçimler hep aynıdır; acı. Her neyi seçersen seç, seçemediğin hep üzüntü kaynağı olacaktır. Aklınla davransan yüreğin, yüreğinin sesini dinlesen aklın sana bu soruyu hep soracaktır, seçemediğin hep acı verecek; acı hep olacak. Ama güzel yanı, acını seçmekte özgürsün...

22 Eylül 2026 Salı

UBUNTU

Günlerden bir gün, Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir.
Oyun basittir.
Çocukları belirli bir yerde yan yana sıraya dizer ve açıklar.
"Herkes karşıdaki ağaca kadar tüm gücüyle koşacak ve ağaca ilk ulaşan birinciliği kapacak. Ödülü ise yine o ağacın altındaki güzel meyveleri yemek olacak."
Çocuklar oyuna hazır olunca, antropolog oyunu başlatır.
İşte o anda bütün çocuklar el ele tutuşur ve beraberce koşarlar.
Hedef gösterilen ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar.
Antropolog şaşırır ve çocuklara neden böyle yaptıklarını sorar.
Aldığı cevap hayli manidardır;
“Biz “UBUNTU” yaptık: Yarışmış olsaydık, aramızdan sadece bir kişi yarışı kazanacak ve 1. olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül meyveyi yiyebilir? Oysa biz UBUNTU yaparak hepimiz yedik.”
UBUNTU; Güney Afrika'da "BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM" demektir. Kelime karşılığı "insanlık".
Başkalarına karşı merhametli, şefkatli, iyiliksever olmak gibi insani değerleri esas kabul ediyor.
İşte BEN yerine BİZ diyebilmenin çok güzel bir örneği. Üzerinde düşünmeye, biraz kafa yormaya, denemeye değmez mi sizce de?

 

20 Eylül 2026 Pazar

YAŞADIĞIMIZ ÇAĞ

Yaşadığımız çağ,
teknolojinin galebe çaldığı lakin cehaletin, bilgisizliğin,
vizyonsuzluğun,
basitliğin özgüven patlaması yaşandığı çağdır...
Neden mi?
Çünkü,
İnsanda zeka yüze yansır
Söylediği söze yansır
İnsan yaşamında her daim doğru olanı bulmak, çağdaş toplumlardan bir nebze de olsa geri kalmamak için,
duygu ve düşünceler evrilmeli,
yenileri eklenmeli,
eskiler değişmeli,
dar kalıplar içine hapsolup kalınmamalıdır.
Yeni ve doğru olan zaten bir devrimdir. Geçmişin önem taşıyan,
günümüzde de geçerliliğini koruyan fikir ve düşüncelerine sahip çıkmasını da bilmeliyiz eskiler değişmeli derken.

19 Eylül 2026 Cumartesi

ATAKÖY İSTASYONU


 Geride kalan bir anıdır Ataköy istasyonu...

Şirinevler meydanı...
Ataköy İstasyonunda bir akşam üstü
İncecikten bir yağmur yağıyordu yollara
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
Sıcak bir karamsarlık
Yüreğimizin başına bağdaş kurup oturmuştu...
Acımsı, buruk...
Mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde
Sessizliği üstümüzden atamıyorduk...
Bir saçak altında kararsız,
yorgun
Saatlerce duruyorduk...
Kimse görmüyordu bizi...
Ataköy İstasyonunda bir akşam üstü
Bir başka türlüydü insanlar...
(Hüseyin Güzel)



14 Eylül 2026 Pazartesi

HAKLILIĞIN ONURU

Haklılığın onuru yaşatır insanı
susmanın utancı öldürür o yüzden
en sessiz gecelerde doğruyu yaptığıyla teselli bulmalı insan.
Hazır olmalı insan,
hep başını alıp gidecek kadar cesur
ama kalıp savaşacakmış gibi gözü pek olabilmeli.
Sırt çantasını daima hazır tutmalı insan.
Yollarla barışmalı yalnızlığa alışmalı.
(Hüseyin Güzel)

 

MERAK EDİLENİN

İnsan zamanla hayatın olağan akışını, yaşanan olumsuzluklar nedeniyle merak etmez, bir bakıma bıkar.
Lakin, bıktığınız her ne olursa olsun,
bıkkınlıklar bir kenara,
devam eden bir hayat olduğunu unutmamak lazım.
Unutmak demek,
merak edilenin kuruması,
çöle dönüşmesi demektir.
Oysaki merak düşünceyi tetikler,
düşüncelerde ağaçlar gibidir,
ağaçlar susuz,
düşünceler de meraksız büyüyemezler.
(Hüseyin Güzel)

 

1 Eylül 2026 Salı

EN GÜZEL ÖYKÜSÜ İÇİNDESİN


 Kuytularda...

Bir yandan umarsız, boş gözlerle etrafı izleyenler, bir yandan etrafındaki insan davranışlarını gözlerken, düşünen beyinler.
Ki, artık düşünmek için zaman ayıranların azaldığı bir zaman dilimindeyiz.
İnsanlar meydanlarda boş gözlerle zamanı kovalıyor artık.
Diğer yandan çığırtkanların tiz sesleri, perona yaklaşan trenin çıkardığı o sese benzer nidalarıyla, bencilce etrafı çınlatmaları.
Sokak satıcılarının pervasızlığına karışan işsiz vatandaşın varlığı.
Elinde babadan kalma tespihi ile sıcağın altında varlığını sürdürmeye çalışan emekliler.
Sokakların kuytularında kafelerde okey taşlarını masaya yayanlar...
Hayat acımasızca balyozunu indirdirdikçe indiriyor... Çoğumuz farkında değiliz.
Kuytularda ellerinde tespih, dudakları arasında okkalısından sigara etrafa umursamaz gözlerle bakanlar, yürüyenler, kahve köşelerinde akşamı getirenler, vitrinlerin neon ışıklarını seyredenler, yere dökülen sözcükler...
Her ne olursa olsun, sokaklar başlı başına bir öyküdür ...
Hava bunaltıyor, herkes ya balkonunda, ya da sokaklarda kuytularda dakikalar saate dönüşürken...
En ucuz şey zaman artık.
Oturup beklerken de, ağaç gölgesi ararken de, televizyonda günün haberlerini izlerken de bir türlü geçmiyor zaman...
Gün içinde tek tek seslerin ayırtedilemediği bir uğultu etrafı sarar bazen. Ellerinde çantalar, bavullar, poşetler, kirli soluk ya da renkli torbalarla akan bir nehir gibi insan seli oluşur ana caddelerde.
Zaman hızlanır o anda. İnsanlar koşuşturur gün boyu. Telaş bu bitmek bitmez bir türlü.
Kan ter içinde, yorgun, usanmış, çileli, alınlarında biriken teri elleriyle yok etmeye çalışırken bazen ayakları birbirine dolanır ağır yükü çekerken.
Yaşamı hiçe sayan hoyrat bir bakış etrafı kolaçan eder .
Yaşadıklarımız budur sadece.
Yaşamın tüm tadını ve anlamını yüreğimize sindirdiğimizi sandığımızda.
Bir tek an, evet sadece bir tek an akıp giden zamanı durdurabiliyorsan...
Yaşamında, sokaklarında en güzel öyküsü içindesin...