4 Temmuz 2026 Cumartesi

BİZİM HIDIR

Bizim Hıdır bu aralar pek dışarı çıkmaz oldu.
E yani doğrusuda o.
Zorunlu olmadıkça evde kalmaya devam ediyor.
Hoş geçen yıl yapılan oda seçimlerinde, seçileceğinden emin, aday olmuş seçimler sonucunda seçilemeyince de kasketini alıp sağa sola yalpa yapa yapa eve dönmüş, uzun bir süre kendine gelememişti.
Şimdi iyi, seçimleri unutmuş görünüyor.
Lakin, bir şeyi hiç unutmuyor.
"Hocam bu ay gündemde ne var?" sorusunu.
Dün, fırının önünde karşılaştık.
Gevrek gevrek gülümseyerek..
O meşhur sorusunu yine sordu.
Sordu soracak diye düşünmeme fırsat dahi vermeden.
Ben de sorusuna inadına cevap vermeden karşı soruyu sordum.
"Hıdır aga, yahu senin şu oda seçimleri ne zaman?"
"Yahu hocam allasen bırak ya.."
Kızgındı hala, ses etmedim.
"Ya Hıdır aga, bu ay gündemde kıskançlık, çekememezlik var"
"Nasıl yani"
"Ya başarıyı kıskanmak, çekememezlik var ya, işte o Hıdır aga"
"He annadım be hocam, yaş ilerliyor gusuruma galma artık.."
"Eyi ya, ne kusuru olcakki rahatına bak sen"
"Kıskançlık nedir be hocam, niye İnsanlar böyle ki?"
"Hıdır aga, insanın her nefesinde diğeri tarafından yargılanması işte"
"Nasıl annamadım gene"
"Ya, benlikleri kıskançlığın katmanlarında sıkışıp kalmış milyonlarca insan bir arada yaşıyor, birbirlerini aşağılıyor, kıskanıyor"
"Eee.."
"Eeesi şu ki, sanırsın iki kutuplu bir dünya var. Kıskanıp lanetleyenler, örnek alıp yüceltenler."
Hıdır pek de bir şey anlamış değildi, yüzünün ifadesinden anladığım kadarıyla.
"Hocam ben gidiyorum"


UNUTMAMAK LAZIM

Hiç bir zaman, bir insanın dış görünüşüne önem vermedim.
Çünkü, hayat kimine kaftan kimine yamalı pantolon giydirmiştir.
Benim anlayışıma göre, önemli olan ne kaftan ne de yamalı pantolondur.
Önemli olan, bir insanın yaptıkları ve vicdanıdır. Adalet anlayışı, insanlara verdiği değerdir.
Eğer dış görünüşe önem verilseydi dışı simsiyah bir çaydanlıktan çay içilmezdi.
Unutmamak lazım, dürüst ve güvenilir olmak bir insanın cebiyle değil insana bakış açısıyla ölçülür.

 

2 Temmuz 2026 Perşembe

KAFKA


 

Edebiyat alanında dünya çapında ün kazanmış eserleri yazın hayatımıza kazandıran yazarlardan biri de Kafka'dır.
Kafka eserlerinde insana dair çözümlemeler yapmıştır.
Bu bağlamda, incelendiğinde, Kafka'nın eserlerinde insanlar, genellikle karmaşık, sıkışmış ve yabancılaşmış karakterler olarak tasvir edilir. İnsanlar, anlamsız bir dünyada varoluşlarını sürdürmeye çalışırken içsel çatışmalar, toplumsal baskılar ve iletişim zorluklarıyla karşı karşıya kalırlar.
Hikayelerindeki insanlar genellikle bürokrasi ve otoriteyle çevrili bir dünyada yaşarlar.
Karakterler, sıkça tanımadıkları ve anlam veremedikleri kurallara uymak zorunda hissederler ve bu durum onları güçsüz hissettirir.
İnsanlar arasındaki iletişim eksikliği ve anlaşmazlıklar da sıkça işlenen temalardır.

Kafka'nın eserlerindeki insanlar genellikle içsel bir yabancılaşma hissi taşırlar.
Kendi varoluşlarının anlamını bulmakta zorlanır, kendilerini ve çevrelerindeki dünyayı anlamlandırmaya çalışırken sürekli bir çıkmaza sürüklenirler.
İnsanların iç dünyalarının karmaşıklığı, anlaşılamama hissi ve kendilerini yalnız hissetmeleri Kafka'nın eserlerinin önemli unsurlarıdır.
Kafka, insanları genellikle sıradan, orta sınıf insanlar olarak tasvir eder. Onların hikayeleri, genellikle gerçeküstü bir atmosferde geçse de, insan doğasının evrensel sorunlarını ve zorluklarını yansıtır.
Eserlerinde ki insanlar, yabancılaşma, otoriteyle mücadele, varoluşsal sorgulamalar ve kişisel özgürlük arayışları gibi temalar üzerinden okuyucuya derin düşünce fırsatları sunar.

ÇOK GEÇ OLMADAN


 Hemen her şeye sahip olduğu halde

Yarın her şeyini yitiriverecek gibi tedirgin
Ve güvensiz
Sevgi ve coşkuyla dolu yüreği
Borularla kelepçelenirken
Baltalarla yontulurken saçları
Çok geç olmadan uzak ufuklardan
Serpmeden geceye düşlerimizi
Bir taşı çiçek yapacak yürek vermeliyiz doğaya.

1 Temmuz 2026 Çarşamba

İNSANCA YAŞAMAK


 Ne güzeldir erdemli olmak

insanca yaşamak

Barış ve dostluğu

zirveye taşımak

İnsanlığın galip geleceği,
yoksulluğun ve demokrasi kuzgunlarının
olmayacağı bir dünya düzenini,
demokrasiyi,
çağdaşlığı ve aydınlanmayı
oya gibi ince parmaklarca
nakış nakış işlemek
Barışın egemen olacağı
bir dünyayı kurmak
zor olmasa gerek
Kompradorların güdümünde ki
savaş baronlarına,
demokrasi cambazlarına,
insanları silindir gibi ezip geçen,
parçalayan,
öğüten yüzü maskeli,
eli kanlı savaş rantının soyguncularına
pirim vermeden özgür yaşamı gerçekleştirmek
Maskelerinin altında doymak bilmeyen dişlilerini,
çarklarını,
kasaplıklarını
ortaya çıkarıp gerçek demokrasiye kavuşmak.

30 Haziran 2026 Salı

GÖREBİLİYOR MUYUZ


 

Yağmuru, kum fırtınasını, buzul çatlağını

Rüzgârı, güneşi, yıldızları

Dalganın kıyısında ışığı

Taze dal hevenklerinde serinliği

Başımızı kaldırıp baktığımızda gökyüzüne umudu görebiliyor muyuz?

Hasretlerimizi, bölük pörçük anılarımızı

Bitip tükenmeyen acısını yüreğimizin

Gidenlerimizi, yaşayanlarımızı, insanımızı

Sonsuz beyazı, gülün mavisini ilmek ilmek

Fırtınaların kutsadığı dağ çiçeklerinin uyanışını görebiliyor muyuz?

ZOR GÖRÜNÜYOR


Ruhunda sevgi ve hoşgörü duyguları çoktan aşınmış.

Ne bir gökkuşağının renklerini görebiliyor

ne de mavi dalgalarda menevişlenen yaşamın varlığını.

Her daim derin bir memnuniyetsizlik içinde

bocalıyor.

Korkuyor.

Korku giderek esir alıyor duygularını.

Anlamsız öfke alevleriyle

varlığını sürdürmeye çalışıyor…

Işığın renklerini

ve aydınlık geleceği görmeyi denese…

Mavimsi gökyüzünde

güneş ışınlarının yelpaze gibi açılmasını…

Uzaklarda

kavruk yüzleriyle geleceğine sahip çıkmaya çalışanları…

Sabırla anlamayı dinlemeyi…

Lakin zor görünüyor tüm bunları yapması.

27 Haziran 2026 Cumartesi

SİRENLER ÇALIYOR

Daver Darende “sirenler Çalıyor” adlı kitabında şöyle diyor. “Çağlar boyunca insanlar savaş yerine barışın, sevginin yerleşmesini beklediler. Oysa bu özlem günümüzde de gerçekleşmedi. Varsa yoksa hep savaş. Oldum olası savaşa hep karşı oldum, savaş filmlerini izlemekten, silah görmekten hep tiksinti duydum. Çocukluğumda askercilik oyununu oynamayı bile beceremedim. İkinci Dünya Savaşı’nın korkutucu günlerini yaşadıktan sonra savaşa karşı nefretim daha da arttı. Savaşların kazananı ve kaybedeni olmuyor. Suçsuz insanlar ölüme gönderilerek gerçek bir dram yaşanıyor. Çocuklarımızın beyinlerine, yüreklerine “savaş” sözcüğü yerine“barış” sözcüğünün yerleşmesini diliyorum"
Daver Darende I.Dünya Savaşı boyunca Irak’tan Galiçya’ya, oradan Sina Cephesine yıllarca savaşmış bir babanın oğludur. O,babasının şu sözlerini dinleyerek büyümüştür.
“Irak çöllerindeki savaştan sonra Galiçya’da, bize ait olmayan topraklarda savaşacağım aklımın ucundan bile geçmemişti. Emir emirdi. Birliğime ertesi gün katıldım. Silah arkadaşlarımın çoğu Galiçya’nın nerede olduğunu bilmiyorlardı. Anadolu neredeydi, Galiçya nerede?”
Almanya’nın emperyalist çıkarları ardında sürüklenen Osmanlının düştüğü durumun ders verici bir özeti!
20.yüzyılın ilk çeyreğine kadar savaşlarla iç içe yaşamış bir toplumun evlatlarının savaş’a bakış açısını ve barış özlemini dile getiren bir yaklaşımdır sayın yazarın yaklaşımı.
Osmanlının son zamanlarında, ordusunun komuta kademesinin bir kısmını teslim ettiği ve güvendiği Almanya’nın Osmanlıyı getirdiği nokta

25 Haziran 2026 Perşembe

TÜM COĞRAFYALARDA


Yaşamın o ince çizgisinde,

zikzaksız yürünülen yolun etkileyiciliği önemlidir...

O yolu izlemek
topraktan beslenmek
yağmurla süslenmek
güneşle nefeslenmek
kötüden uzaklaşmak
doğrudan yana olmak dünden bugüne her insanın başarabildiği
içine sindirebildiği bir durum olmamıştır...
Diğerinin başarısını içine sindiremeyen
çekemeyen
kendi başarısızlığına kılıf arayan
kibir abidesi
görgüsüz
üçkağıtçıların olduğu bir dünyada yaşıyoruz...
Bir başka deyişle
bazı insanlar
tüm coğrafyalarda
doğru olanı karalayarak
kendi karanlıklarını kamufle etmeyi bir seçenek olarak benimsemişlerdir...
Bu bağlamda
en doğru seçenek yanlışı görüp "kendin olmaktır"

19 Haziran 2026 Cuma

ZEYTİN AĞACI


 Binlerce yıllık masallarda, hikayelerde hep onun adı geçer. Efsaneleri anlatılırken hep ölmez ağacı diye anılır, çünkü ne zaman ölüm yaklaşsa hemen dibinden bahar kokulu bir sürgün verir ve hayat kaldığı yerden devam eder.

Zamana inat zamansızlığın kanıtı; zeytin ağacı. Yüzyılları kabuğunda saklayan zeytin ağacı, meyvesiyle canlıları beslemiş, yağıyla karanlığı aydınlatmış, şifasıyla Anadolu mutfağının vazgeçilmezi olmuş. Bilgeliğin, barışın, sağlığın ve yeniden doğuşun simgesi; zeytin ağacı.
Zeytinime dokunma, doğaya dokunma...
Zeytin ağacı Anadolu'nun kader ortağıdır...
Yetiştiği yörede halkın göz bebeği, vazgeçilmezidir