İnsan
ilişkilerinde zor olan, karşıdakinin nasıl davranacağını anlayamamaktır. Nazik
ve anlayışlı durumun aniden, deyim yerindeyse, lodosa dönüşmesiyle karşısındaki
insanın nutku tutulur. Her şey birden alabora olur.
Hayatımızı
kolaylaştıran eşya, teknoloji ya da aletler giderek bize yabancılaşıyor.
Çoğumuz soframıza gelen gıdanın nasıl yetiştirildiğini maalesef yeterince
bilmiyoruz.
Elektrik
kesildiğinde hayat duruyor.
Su
kesildiğinde çaresiz kalıyoruz.
Kültürümüzde
mutluluğun fermanı genellikle erkeğin onayını, mührünü taşır.
Görevim
sırasında ilk sözün de son sözün de erkeğin olduğuna şahit oldum. Yasalar bir
yana törelerin de baskısı vardır. Kadınlarımıza yönelik “ben açık_ saçık
giydirmem” düşüncesiyle ağustos sıcağında pardösü, çorap giydirenler de vardır.
Kısal
kesimde oyuncaklarıyla oynamaya doyamamış, bebekliklerini yaşayamamış çocuklar
gelin edilirler.
Çocuk evliliklerine karşı düzenlenen uluslararası kampanyalar sayesinde,
bugün bazı anneler, babalar, büyükanneler, öğretmenler vb. de bu mücadeleye
katılıyor.
Ama en güçlü asiler kızların kendileri; her birinin öyküsü başka bir
isyanın kıvılcımı oluyor.
Doğudan batıya, kuzeyden güneye birçok toplumda ne yazık ki çocuk
gelinler gerçeği var.
Toplumlar bunun yanlışlığını yavaş yavaş anlasa da.
Resimde yer alan çocuk gelin ise Nepal’in küçük bir köyünde çekilmiş.
Nepal’de resmin çekildiği köyde çocuk yaşta evlenmek normal kabul
ediliyor.
Ama yine de bu bakış açısı, geleneksel düğün şemsiyesinin altında, at
arabasıyla yeni kocasının köyüne götürülen 16 yaşındaki Surita'nın, ailesinin
evinden ayrılırken feryat figan karşı çıkmasını engellemiyor.
Toplumlar öteden beri gelenekçi bir yapıya sahip. Bu bağlamda,
insanların gelenekçi yapıdan uzaklaşması oldukça zor. Toplum baskısı kimi
ülkelerde buna olanak vermiyor. Kimi ülkelerde insanların işine geliyor.
İnsanlar ailesinden, atasından gördüklerini uygulamakta tereddüt
etmiyor.
Lakin, yüzyıllardır var olan yaşam tarzı ve anlayışı ile günümüz yaşam
tarzı ve anlayışı arasında, insan hakları bağlamında fark olmalı.
İnsana, insan haklarına dair iyileştirici yaklaşımlar feodal kalıntılara
bir set çekmeli.
Cahiliye döneminde kız çocuklarını diri diri kızgın toprağa terk eden
zihniyet şimdi kabul edilebilir mi?
Hangi aklı başında ana baba bunu kendi evladına layık görür?
Kadınlar kendi haklarına sahip çıkmayı öğrenmek zorundalar. Sahip
çıkmalıdırlar da.
Erkek egemen toplumlarda zor gibi görünse de eve kapanıp, bu benim
kaderimdir yaklaşımı yerine haklarını elde etme mücadelesine devam etmelidir.
Dört duvar arasına sıkışıp kalanların, çevresi ile bağlarını
koparanların, kadın cinayetlerine, çocuk gelinler gerçeğine omuz silkenlerin
kendi haklarına sahip çıkmaları da kolay olmayacaktır.
Suudilerde, Afganlarda evlerin görünümüne bakıldığında yüksek ve kalın
duvarlarla çevrili olduğunu, sokak ile bağlantısının olmadığını, evlerin pencerelerinin
tavana yakın olduğu görülür.
Bu duruma razı olan kadın yaşadığı eve
hapsolmuş demektir bir bakıma.
Çarşıya, pazara, sokağa yanında kocası,
kardeşi olmadan çıkamaz.
Bu duruma son verecek olan da kadınlardır.
Bu konuda yazılacak çok şey var aslında.
Özellikle çocuk gelinler konusunda.
Kadın bir toplumun ana arteridir. Kadınsız
bir toplumun gelişmesi olanaksızdır. Kadın haklarının ikincil planda tutulduğu
gelişmemiş toplumlara bakmak yeterli bunu anlamak için.












