Çocuklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2025 Pazar

ELLERİNDE KİTAPLAR, YÜREKLERİNDE UMUT


 Dışarıda Haziran sıcağı...

Aniden bastıran yağmur damlaları...
Gece mi gündüz mü belli değil...
Yakın yada uzak diyarlarda, yaşamak için korkunun kirli yüzünü yırtarak dolunaya karşı gülümseyen yüzler...
Bin yıllardan beri insan olmanın onuruyla varlar...
Özgürlüğün, var olmanın, insanca yaşamanın kökleri sadece toprakta değil, içimizdedir...
Ve onlar, geleceğimiz olan çocuklar...
Kimi zaman sevinen, kimi zaman hüzünlenen çocuklar...
Ellerinde kitaplar, yüreklerinde umut...
Çağdaş olmak, umutları korumak, insan sevgisiyle yoğrulmak...
Sevginin tomurcukları olan çocuklar, umutlarımız olan çocuklar...
Bir hiç uğruna yaşamını kaybeden bedenler...
Uzak coğrafyalarda, yanı başımızda demokrasi, özgürlük ve insanca yaşam uğruna direnen, ben de varım diyen çocuklar...
Bırakın ölmesinler...
Yaşasınlar...
İyi birer eğitim görsünler...
Afrika’da , Sudan'da, Nijerya'da, Somali'de, Mısır’da...
Asya'da, Irak’ta, Yemen'de, Suriye'de, Afganistan’da…
Her yerde...
Her coğrafyada...
Afrika kırsalında bir yerlerde açlıktan ölen çocuklar...
Bırakın gözleri çiçeklensin onların, umut olsun, tomurcuklansın...
Yakın ve uzak kıyılara o zaman ulaşır sevgi tomurcukları, bilindik maviliklere, yarınlara...
Onları tanımanızı isterim, konuştuklarını, gözlemlerini.
Ellerindeki kitapları, okudukları gazeteleri. Blgisayarlarını sonra.
Ve en önemlisi mizahlarını görmenizi, duymanızı isterim.
Hasretleri ağaçlardır onların.
Dağlardır, dalında salınan yeşil yapraklardır.
Barıştır gözlerinde parlayan.
İnsan haklarıdır, onurudur, insanca yaşamaktır arzuları.
Hiç kimsenin ötelenmediği bir dünyadır istedikleri. Sevdikleri; Tiyatrodur, Operadır, Sinemadır. Sonrasında kardeşliktir söylemleri. Benimsemedikleri şiddettir...
Soğuk ve karlı bir kış günü
Yada Haziran sıcağında
İnsanın yüreği kor olur yanardağ misali
Yüreği daralır
Tutunacak bir dal arar
Gözlerinde oluk oluk yaşlar boşanır
Hemde günlerce....
İnsan onuruna yakışan yaşamı
Sana soruyorum bankta tek başına dinlenen güvercin...

11 Eylül 2024 Çarşamba

ÇOCUKLARIMIZ

 

Çocuklar. Yarının büyükleri, geleceğimiz, göz nuru çocuklarımız. Hiç biri dünyaya gelmek için sormadılar. Nazlı bir çiçek gibi doğdular bu dünyaya. Her yerde, her ücra köşede, uçsuz bucaksız bozkırda, bir vadi yamacında, metropolde, bir ormanın kuytu köşesinde yarınların başlangıcı oldular...
Öldürülen, istismara uğrayan, dilendirilen, küçük yaşta çöp arabasıyla köşe bucak çöp toplayan, şiddet gören çocuklar...
Vay yavrum vay çocuğum...
Bugün Narin, yarın bir başkası...
Yüreğimize ateş düşüren...
Ölümler, acılar, cinayetler...
Hak, hukuk, özgürlük...
Onların hakkı değil mi?
Bazen söz hükmünü yitirir
Günlerce, aylarca, yıllarca
Belki bir ömür
İzi kalır zamansız gidişlerin...
İnsanların duyguları bu denli körelmemeli, duygusal bir kopuş yaşanmamalı, vicdanlar kara toprağa gömülmemeli...
Nasırlaşmış yüreklere ihtiyacımız yok...
Oğullarımızın, kızlarımızın, evlatlarımızın geleceği her şeyden önemlidir.


25 Şubat 2021 Perşembe

BİR ÖĞLE VAKTİ


 

Haziran güneşinin kavurucu sıcağında terlemişti.

Gürültüden uzak soluklanacağı gölgelik bir yer olmalıydı.

Etrafı ürkek bakışlarla kolaçan etti.

Çocuk seslerinin geldiği yere yöneldi.

Duyguları onu yanıltmamıştı.

Parktaki ağaç gölgesine sığınmış çocukların neşeli koşuşturmaları ile karşılaştı.

Banklara oturmuş sohbet eden yaşlılar belli ki parkın müdavimlerindendi.

Serçeler kanat çırpışları ile çocukların oyununa eşlik ediyordu.

Boş sıralardan birine ilişti.

Az ileride ki yaşlılar koyu bir sohbete dalmış olacaklar ki selam verdiğini fark etmediler.

Heyecanla birbirlerine bir şeyler anlatıyorlardı.

Üç kişiydiler.

Sırtında rengi solmuş bir gömlek, ayaklarında ütüsüz pantolon ve boyası çoktan kaybolmuş ayakkabıları ile sakalı kırlaşmış yetmişli yaşlarında olan adam gömleği koltuk altlarında sıkıyormuş gibi, durmadan kımıldıyor, ellerini durmadan kımıldatıyor, tuhaf bir şekilde çevresini kolaçan ediyordu.

Diğeri zayıf, uzun boyluydu.

Başında rengi solmuş bir kasket vardı.

Avurtları çökük, gözleri kahverengi küstah ve sabit bakışlıydı.

Sırtında düğmelerinin bir kısmı açılmış yazlık bir gömlek vardı.

Üçüncü adam ise isteksiz bir tavırla konuşuyordu.

Etrafına öfkeli öfkeli bakıyor, sıkılgan bir tavırla yerinde duramıyor sürekli kımıldıyordu.

Huzursuz olduğu her halinden belliydi.

Giyimi sadeydi.

Zayıf ve orta boyluydu.

Saçları kırlaşmış ve dağınıktı.

Diğer ikisinin konuşmalarını öylesine dinliyordu.

Arada bir kendisi de konuşuyor ya da konuşulanları başı ile evet anlamında onaylıyordu. 

İlk bakışta iyi yürekli bir adamcağız kanaati oluşturuyordu.

Etraflarına ilgisizdiler.

Kendi aralarında hararetli bir sohbete dalmışlardı.

Zaman zaman birbirlerine el kol hareketleri ile bir şeyler anlatmaya çalışıyorlardı.

Çocukların gürültülü oyunlarına dalmışken aniden yaşlılardan biri oturduğu yerden hışımla kalktı.

Pet şişedeki suyu diğerinin başından aşağı kızgınlıkla boşaltıverdi.

Diğeri yerinden kalkmak için çabaladı.

Banka tutunarak güçlükle ayağa kalktı.

Konuşma zorluğu da çektiği derdini anlatamamasından belliydi.

Diğerinin müdahalesi ile sakinleşen taraflar tekrar yerlerine oturdu.

Derin bir sessizlik çökmüştü.

Çocuklar uzaklaşmışlar, serçeler de uzağa konmuşlardı.

Olan biteni sessizce oturduğu yerden izledi.

Bütün duyguları felce uğramıştı.

İnsanlara olan itimadı onarılmaz derecede yara almaktaydı.

Öğle olmuştu.

Yukarıda ise güneş gökyüzünü baştanbaşa örten beyaz bulutların arasında olanca kızgınlığı ile ortalığı kavurmaya devam ediyordu.

Her şey susmuştu.

Yalnızca uzaklarda çığırtkan bir kuşun tiz ve ağlamaklı sesi çınlayıp duruyordu.

Başkalarının acılarına yabancıyız diye düşündü.

Çünkü hepimiz kendimizle, kendi yaşamımızla ilgiliyiz.

Başkalarını anlamaktan korkuyoruz.

Etrafımızda olan biteni görmüyoruz.

Farkında bile değiliz.

Duygularımız, hislerimiz üzerinde bu denli değişimin olması şaşırtıcı.

Bu denli korkakça, vicdansızca, hastalıklı duygunun varlığı ürkütücü.

Sohbetlerinin bir yerinde anlaşamayıp birbirini üzen bu yaşlı insanların anlaşamadıkları ne olabilirdi?

Belki de tanışmaları soluk almak için kendilerini attıkları bu parkta olmuştu.

Sokakların ve caddelerin gürültüsünden uzak huzurlu bir zaman geçirmek değil miydi tek istekleri?

O halde neden birbirlerini kırma noktasına gelmişlerdi?

Üçünün de giyimlerine, tavırlarına, yüzlerindeki derin çizgilere bakıldığında yoksul oldukları belli oluyordu.

Feleğin sillesini çoktan yemişlerdi.

İsyankâr olmaları çaresizliklerinin bir sonucu muydu? 

Yaşamın zorlukları vicdanlarını yok saymalarına mı neden olmuştu?

İç dünyalarında kopan fırtınaların sebebi birinden diğerine farklılık gösterse de hisleri ve duyguları üzerinde küçümsenmeyecek değişimlerin varlığı ortak noktalarını oluşturuyordu.

 

8 Ocak 2013 Salı

Ama işte 85'indeyim ve....



Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85′indeyim ve biliyorum…
ÖLÜYORUM…

Jorge Luis BORGES