Güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2018 Pazartesi

AYRIK OTLARI




"Kaybetmek" ve "kazanmak" bireylerin gerçeğidir. Lakin "teslimiyet" karanlığa hapsolmaktır. Birey karanlığa hapsolmamalıdır. Yaşanan acı ne denli zorlu olursa olsun dik durmasını bilmelidir. 

İnsanın başında yaşamı boyunca çok farklı olaylar geçer. Dayanılmayacak acıları çeker. Sevinçleri yaşar. Kaybettikleri "üzerine vurulan balyoz etkisi" yapar. Lakin "balyoz etkisini"  etkisiz hale getirmek yine ona düşer. 

Öyle anlar vardır ki tutunacak dal kalmaz. Tutunulacak dal elimizin altında, gözümüzün önünde kayıp gitmiştir.

Ve işte tam da o anda, o kayıptan sonra, boşluğa düşmemek için kalan dalların birbirine sıkı sıkıya sarılması lazım. 

Etraftaki ayrık otları, kuru dal parçaları asla yaklaştırılmamalıdır. O kuru dal parçaları ve ayrık otları iyi tanınmalı asla pes edilmemelidir.

Yaşanan acı ne denli ezici olursa olsun insan o acıyı unutmadan, yaşananları unutmadan, ama akıllı ve bilinçli bir şekilde yaşamı devam ettirmesi için kendisine yeni yol haritası çizmelidir.

Bir Çin atasözü, "Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa, orada güneş batıyor demektir" der. 

Güneşin batmaması için, karanlığın hakim olmaması için, aydınlığın devam etmesi için o küçük insanların büyük gölgelerinin oluşmasını önlemek gerekir. 

Bunun yolu ise hiç kuşkusuz acı ve sıkıntılara, yok oluşlara rağmen, kaybettiklerimize rağmen dik durmaktan geçer.

7 Ağustos 2013 Çarşamba

ALIN YORGUN YÜREĞİMİ ARANIZA


Mavi bir örtü gibi serilen
koca deniz pırıl pırıl
kıpırtısız ve yorgun
ve ıssız.

Alev rengindeki yansımalarla 
siyah bir bulut yükseliyor gökyüzünde
aşağılarda bir yerlerde
yollarda insanlar, yollar sıcak
ayakları toz içinde yüzleri kavruk
belki insanların dilini anlamak
serçenin kanadında yaşamı güzelleştirmek
yalnızlığı ötelemek.

Beni nasıl büyüledi günboyu dalgalar
alın yorgun yüreğimi aranıza
hayatı
ölümü
suskunluğu.


Hüseyin Güzel/ 06.08.2013/İstanbul

21 Ocak 2013 Pazartesi

GİDERSİN




"Dur diyecek " yoksa eğer...
Zaten
"Eyvallah" demeden de çekip gider insan
Yaşanmışlıkları unutarak hemde
Belki tam öğle vaktinde gidersin
Belki güneş ortalığı kavururken
Ya da karlı bir günün öğle vaktinde yüzünü yakarken keskin bir ayaz.
Gideni seyreden varsa bir yerlerde
Ya da ılık rüzgarlar eserken gidersin.
İnsan işte insan...
Yürümek için doğrulduğunda başladı gitmesi
Devam ediyor halen.
Bazen hüzünlü...
Bazen bir gülümsemeyle
Bazen düşler içinde uyandığında bir gece yarısı
Yüreğinin üstünde hissettiğinde ağır yükü.
Ellerin ceplerinde gidersin ,
Islak bir gök varken başının üzerinde
Sonra dön bak denize,
Yaşam ağaç dallarında büyürken
Rüzgarda kavrulurken nehir
Gidersin.

21.01.2013/ H.Güzel

8 Ocak 2013 Salı

Ama işte 85'indeyim ve....



Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85′indeyim ve biliyorum…
ÖLÜYORUM…

Jorge Luis BORGES

26 Aralık 2012 Çarşamba

BİR TEMMUZ SABAHINDA




BİR TEMMUZ SABAHINDA
GÖKTEN GÜNEŞ YAĞIYORDU
SICAKTI…
HAVA SICAKTI…
TOPRAK SICAKTI…
O GÜZEL YÜREKLİ KADIN
BAŞINI KOYACAK BİR OMUZ ARIYORDU,
TÜM AKASYALAR PENCEREMDE
ACIYA VE SEVGİYE ŞAHİT OLURKEN
SARI SENDİN…
MAVİ SENDİN…
YEŞİL SENDİN…
GÜNEŞ SENDİN…
KANAT ÇIRPARKEN ÖZGÜRCE KUŞLAR
GÖZYAŞLARIN YÜREĞİME AKIYORDU
SONSUZLUĞUNDA HİÇLİĞİN
BİR TEMMUZ SABAHINDA
HATIRLIYOR MUSUN?

H. GÜZEL

11 Haziran 2012 Pazartesi

ANLATMALISIN


Acı, hüsran, hüzün
Gönlümde… Sen varsın
Bir tutam mutluluğa hasret.

Bir yürek yapayalnız.

Çoktandır yanı başımda
Uzatsam elimi tutacak gibi
Dururken sen,
 Bir buğuyla solar gün
Bilemedim!

Anlatmalısın her daim.

Güneş doğarken
Nasıl yüreğime sığdın?

Hüseyin Güzel/ 11.06.2012

24 Nisan 2012 Salı

Unutma



Penceremden o vakitsiz karanlığı seyrediyorum,
Göğsümün sol yanında ağır bir sızı.

Taa uzaklarda  utanılası, ağlanası bir sefalet.

Uzansam tutuverecekmişim gibi
Öfkeyle karışık bir hüzün
Kahrolası bir acı.

Yaşamla ölüm arasında ince bir çizgi.

Yağmurlu bir günün içinde
Dağlarla çevrili dört duvar arasında
Güneşe doğru
Serçelerin havalanışı
Sanki bir öfke yangını.

Gözlerin
Solgun, çaresiz ve hüzünlü
Yüreğindeki aşk
Sanki dumanlı bir hatıra.

Güneş,
Doğmadan titrek sahillere henüz,
İnerken uzaklardan uçurumdan aşağı
Kaybetme gözlerindeki ışık dalgasını
Bir gün yıldızlara ulaşacak,
Zalim yüreklere inat.


Hüseyin Güzel

3 Şubat 2012 Cuma

MAHALLENİN ŞÖVALYELERİ !

Sedir ağaçlarının yaprakları altında duran hava kızıldı; otlar ışığın rengine bürünmüştü. Uzaklarda yansıyan ışıklarda müthiş bir dinginlik ve izleyeni alıp götüren bir korlaşma vardı. Işık demeti sık dal hevenklerinden geçerek temizlenmiş, taze sedir yaprakları ile serinlemiş öylece kıpırtısız duruyordu. Işığın hüznü gözlerime vuruyor, akkelebekler gibi gök kubbeye doğru parıldayıp yükseliyordu.
Böylesi günde hüzünlenir insan. Kelimeler düğümlenir, sessizleşir bir süre. Hayatı düşünürsün. Varsılı, yoksulu. Arsızı, hırsızı. Erdemliyi, dürüst olanı. Sonrasında yalancıyı,  yalakayı, çıkarcıyı, üçkâğıtçıyı, goygoycuyu, ukalayı…
Her şeyi bilirim havasında ukalalar vardır. Bu zat-ı muhteremlere toplumun her kesiminde sık sık rastlanır. Rastlanır çünkü bu zatlar aşırı bir merak içinde tüm yeteneklerini ve meziyetlerini, akıllarını bir noktada toplarlar.
Çağdaş düşünce, aydınlanma kavramlarını teğet geçen, toplumun sorunlarına duyarsız olan bu ukalalar aslında yeterli düşünme kapasitesine de sahip değillerdir.
Yetersiz kapasitelerine rağmen “her şeyi” bilme ve öğretme telaşındadırlar. Mahalle ağzıyla “dedim ki dedi ki”  türü sınırlanmış kapasite ile çalışmayı pek severler. Densiz, yapışkan ve arsızdırlar.
Her olaya maydanoz olma durumunu asla kaçırmazlar. Karganın burnu misali burunları vardır.
Memur emeklisidir, çalışandır, işçi emeklisidir, bağ-kur’ludur şudur budur. Erkektir, kadındır. Kibarlığı konuşma olarak algılarlar. Aptalca davranışı onur sayarlar. Mekânları ya bir gecekondudur, ya da apartman dairesidir. Lakin alacakaranlıkla terk ettikleri evlerine gece yarısı girmek alışkanlıktır onlarda.
Mahalle yetmez bazen, mücavir alanlara uzandıkları da olur. Varsa böyle birkaç kişi mahallede alimallah koca mahallede tek bir gazete dahi satılmaz. Gazete satan bayilerde nal toplarlar.
Nerede bir olay var, nerede bir cenaze, mevlit var. Nereden bir AVM açılıyor, nerede kimler bir toplantı yapıyor, yeni bir mekân açıyor bunlardan sorulur. Kulakları camii hoparlörünü asla ıskalamaz. Mahalle aralarında ki seyyar satıcılar has dostlarıdır.
Falanca nerede çalışır, ne iş yapar, kaç para kazanır, kimlerle arkadaştır, ne kadar malı mülkü var, karısı kızı ne iş yapar, akrabaları kuzenleri kimlerdir sorsanız tek tek söylerler. Tek hata yapmadan hem de.
Lakin bu ukalaların yaşamlarına yakından bakıldığında lüp lüp konuşmalarının, bunca bildiklerinin aksine paçaları ve dirsekleri yırtıktır daima. Kıt kanaat geçinirler umurlarında olmaz.
Tam manasıyla yaptıklarından ve yaşamlarından hoşnutturlar. Gönülleri ferahtır, her gün amaçlarına ulaşmış olarak başlarını yastığa kor ve derin bir uykuya dalarlar. İhtimaldir ki rüyalarında birilerine gerekli gereksiz bir şeyler anlatmakta, karşısındakini ikna etme ve söylediklerine inandırma çabasındadırlar.
Ne dersiniz çevrenize sıkıca bir bakın, göz kulak olun mutlaka böyle birini ya da bir kaçını mutlaka göreceksiniz.
Kim bilir belki de aynı apartmanda ya da yan yana gecekonduda da yaşıyor olabilirsiniz.
Havada şiddetli bir yağmur sağanağı, su yüklü kül rengi bir bulut sedir ağaçlarının yaprakları altında duran havanın kızıllığını, otların rengini grileştirdi.  Uzaklarda yansıyan ışıklardaki dinginlik ve izleyeni alıp götüren korlaşma belleklerde kaldı.
Sık dal hevenklerinden geçerek temizlenmiş, taze sedir yaprakları ile serinlemiş öylece kıpırtısız duran ışıktan eser yoktu artık. Geride kalan bir yumak hüzündü.  Akkelebekler gibi gök kubbeye doğru parıldayıp yükselen.