yol haritası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yol haritası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2018 Pazartesi

AYRIK OTLARI




"Kaybetmek" ve "kazanmak" bireylerin gerçeğidir. Lakin "teslimiyet" karanlığa hapsolmaktır. Birey karanlığa hapsolmamalıdır. Yaşanan acı ne denli zorlu olursa olsun dik durmasını bilmelidir. 

İnsanın başında yaşamı boyunca çok farklı olaylar geçer. Dayanılmayacak acıları çeker. Sevinçleri yaşar. Kaybettikleri "üzerine vurulan balyoz etkisi" yapar. Lakin "balyoz etkisini"  etkisiz hale getirmek yine ona düşer. 

Öyle anlar vardır ki tutunacak dal kalmaz. Tutunulacak dal elimizin altında, gözümüzün önünde kayıp gitmiştir.

Ve işte tam da o anda, o kayıptan sonra, boşluğa düşmemek için kalan dalların birbirine sıkı sıkıya sarılması lazım. 

Etraftaki ayrık otları, kuru dal parçaları asla yaklaştırılmamalıdır. O kuru dal parçaları ve ayrık otları iyi tanınmalı asla pes edilmemelidir.

Yaşanan acı ne denli ezici olursa olsun insan o acıyı unutmadan, yaşananları unutmadan, ama akıllı ve bilinçli bir şekilde yaşamı devam ettirmesi için kendisine yeni yol haritası çizmelidir.

Bir Çin atasözü, "Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa, orada güneş batıyor demektir" der. 

Güneşin batmaması için, karanlığın hakim olmaması için, aydınlığın devam etmesi için o küçük insanların büyük gölgelerinin oluşmasını önlemek gerekir. 

Bunun yolu ise hiç kuşkusuz acı ve sıkıntılara, yok oluşlara rağmen, kaybettiklerimize rağmen dik durmaktan geçer.

18 Mayıs 2016 Çarşamba

KARIN TOKLUĞUNA MAHKUM EDİLENLER

Anadolu köylerinin, kasabalarının ve o köylerde kasabalarda yaşayan on binlerin bugünkü geldiği konumdaki durumları ve açmazları, Anadolu topraklarını vahşi kapitalizme ve onun işbirlikçilerine kurban edenlerin uygulamalarının sonuçlarıdır.     
Anadolu’yu “anlamaz, görmez, duymaz” benzetmesiyle çoraklaştıran zihniyetin bu duruma gelinmesinde yadsınamayacak rolü vardır.
Bir zamanlar öğrencilere ders kitaplarında “Türkiye dünyada tarım ürünleri bakımından, kendi kendine yeten yedi ülkeden biridir” gerçeği öğretilirdi. Maalesef artık o gerçekte tarihin tozlu sayfalarında yerini almıştır.
Yine bir zamanlar tarım imkânları yeterli olan, ekilen ürünlerde yeterli verim alınan ve mısır, pirinç, buğday ambarı olan ülkemizde gıda krizi yaşanıyor olması; basiretsizliğin ve kapitalizmin ülkemiz tarımı ürünlerine koyduğu kotanın kaçınılmaz sonucudur.
İnsanın benliğine sızan yoksulluk korkusu ve güven kaybı insanlarımızı yerinden yurdundan etmiş, büyükşehirlerin varoşlarında yaşama savaşı vermeye itmiştir. Köyünden kasabasından kopan insanlar, göç ettikleri şehir merkezlerinde yoksulluğun pençesinde kıvranırken “asgari ücretin” dar kalıplarına hapsedilmiş durumdadır.
Karın tokluğuna mahkûm edilenlerin bir kısmı sosyal güvencenin dahi ne olduğunu bilememenin eşiğine getirilmişler; çalıştıkları işyerlerinde sosyal güvenceye alınmalarını dahi, işten atılırım korkusu ile dile getirememektedirler.
Hatta öyleleri var ki asgari ücretin altında çalışmalarına ve çalıştıkları süre yaklaşık bir yılı geçmesine rağmen aldıkları ücretin artırılmasını dahi isteyememekteler (her altı ayda bir asgari ücretin belirlendiğini düşünürsek).
Anadolu’nun değişik coğrafyalarında yaşayan insanlarımızın bir kısmı tarım ile iç içedir. Bir zamanlar Anadolu köylüsü hem kendilerinin, hem de toplumumuzun gıda ihtiyacını giderecek ürünü rahatlıkla üretirken gelinen noktada “feryat” etme durumunda ise insan ister istemez yıllardan beri uygulanan yanlış ve dışa bağımlı tarım politikalarının yanlışlığını sorgulama gereğini duymaktadır.
Örneğin bir Eskişehir'in bir Sivas’tan, bir Kırşehir’den, bir Erzurum’dan farkı yoktur. Yani yaşama mücadelesi veren diğer şehirlerimizin dağ köyleri ile ova köyleri ile orman köyleri ile Eskişehir'in köyleri aynı kaderi paylaşmaktadır.
Bu açmazdan kurtulmanın çaresi ise, dışa bağımlılıktan kurtulmaktan geçer. Devletimizin, dayatılan kapitalist uygulamaların değil ülkemize uygun tarım ve ekonomik politikaların hayata geçirilmesi yönünde karar almasından geçer.
Ülke nüfusu hızla şehirlere akmakta bu bağlamda da köylerimiz boşalmaktadır. Çünkü köylerde gelinen noktada toprağı olanların dahi mazot ve benzeri harcamalar yüzünden çiftçilik yapabilme olanakları zora girmiştir.
Diğer yandan uygulanan yanlış su kullanımları sonucu, su havzalarında var olan yer altı su seviyesi düşmüş, yanlış sulama nedeni ile tarım topraklarının bir kısmı çoraklaşmış, erozyona açık konuma getirilmiştir.
Aşırı hayvan otlatma nedeni ile meralarda ki bitkilerin aşırı tüketilmesi, meraların yok olma aşamasına gelmesine neden olmuştur. Yani ülkemiz bir yandan da hızla çölleşme yolundadır.
Sorunlar fazladır. Ancak zamanında ve yeterli önlemler alındığında sorunların üstesinden gelmemek için bir sebepte yoktur.
Ülkemizin bir şekilde tarım, orman ve su konusunda “yol haritası” çizmek zorunda olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.
“İnsanlara balık vermekten çok, balık tutmayı öğretmek” gerektiği gerçeğini yabana atmamak gerekir diye düşünüyorum.
Sorunlar bellidir. Önemli olan bir şekilde o sorunların ortadan kaldırılması, köylerimizin ve kasabalarımızın göç vermekten çıkarılması,  yetiştirilen ürünler ve yapılan hayvancılık ile kendi kendine yeter konuma getirilmesidir.