11 Temmuz 2026 Cumartesi

ELİF ANA


 Fakir Baykurt, ülkemizin yetiştirdiği değerli bir öğretmen ve edebiyatçıdır. Saygı ile anıyorum.

Baykurt gençlik yıllarında canı çay ister.

Evde yoktur.

Anası Elif anaya çay içmek istediğini söyler. Anası Fakir'in elinden tutup kahveye götürür.

Kahveciden bir bardak çay getirmesini ister.

Çay gelir.

Fakir çayın nasıl içileceğini bilmediğinden sıcak çaydan kocaman bir yudum alır.

Ağzı yanan Fakir bardağı yere atar.

Elif ana ikinci bir çay ister.

Fakir ise anasının kendisine tokat atacağını düşünmüştür.

Elif ana tokat atmaz.

Fakir bu kez çayı üfleyerek içer.

Anasına neden tokat atmadığını sorarsa da cevap alamaz.

Aradan yıllar geçer.

Fakir artık öğretmendir.

Bir gün anası dersine girip dinler.

Fakir dersini dinleyen anasına sorar.

Öğretmenliğimi nasıl buldun diye.

Elif ana eh işte diye cevap verir.

Ve ekler.

Hatırlıyor musun yıllar önce ilk çayı nasıl yere döktüğünü, o gün sana neden tokat atmadığı mı sorduğunu da.

Fakir susar.

Elif ana konuşur.

Eğer ben o gün sana tokat atsaydım içindeki aslan ölürdü.

Sen de çocuklara tokat atıp içlerindeki aslanı öldürme...

Şimdi düşünüyorum da gerçek öğretmenler o Elif analardır.

Çünkü gerçek öğretmenleri yetiştirenler de onlardır

9 Temmuz 2026 Perşembe

SONUÇTA



 

Boşuna dememişler cahilden korkacaksın, uzak duracaksın, söylediklerini dikkate almayacaksın diye. Cahilin tek yaptığı şey hakarettir, her şeyi kendisinin doğru bildiğini zanneder, odunumda odunum der de bildiğinden şaşmaz. Sosyal medyada diğerlerinin yorumları gözüme çarpıyor bazen . Dur bakalım bu ne yazmış düşüncesi ile okuyorum. İpe sapa gelmez hakaret dolu içi boş sözlerden başka bir şey yok yazılanlarda. Sonuçta "nato kafa nato mermer".

5 Temmuz 2026 Pazar

SUYA DÜŞEN

 

Suya düşen bir karanfilse yüreğin
bırak kendini ırmağın türküsüne gülüm
vursun seni o taştan bu taşa
o çağlayandan bu çağlayana
Kavgadan uzak kalmışsan
sevdadan da uzaksın demektir
devinmez yüreğinin mağması
çatlamaz sabrın kara taşı

4 Temmuz 2026 Cumartesi

BİZİM HIDIR

Bizim Hıdır bu aralar pek dışarı çıkmaz oldu.
E yani doğrusuda o.
Zorunlu olmadıkça evde kalmaya devam ediyor.
Hoş geçen yıl yapılan oda seçimlerinde, seçileceğinden emin, aday olmuş seçimler sonucunda seçilemeyince de kasketini alıp sağa sola yalpa yapa yapa eve dönmüş, uzun bir süre kendine gelememişti.
Şimdi iyi, seçimleri unutmuş görünüyor.
Lakin, bir şeyi hiç unutmuyor.
"Hocam bu ay gündemde ne var?" sorusunu.
Dün, fırının önünde karşılaştık.
Gevrek gevrek gülümseyerek..
O meşhur sorusunu yine sordu.
Sordu soracak diye düşünmeme fırsat dahi vermeden.
Ben de sorusuna inadına cevap vermeden karşı soruyu sordum.
"Hıdır aga, yahu senin şu oda seçimleri ne zaman?"
"Yahu hocam allasen bırak ya.."
Kızgındı hala, ses etmedim.
"Ya Hıdır aga, bu ay gündemde kıskançlık, çekememezlik var"
"Nasıl yani"
"Ya başarıyı kıskanmak, çekememezlik var ya, işte o Hıdır aga"
"He annadım be hocam, yaş ilerliyor gusuruma galma artık.."
"Eyi ya, ne kusuru olcakki rahatına bak sen"
"Kıskançlık nedir be hocam, niye İnsanlar böyle ki?"
"Hıdır aga, insanın her nefesinde diğeri tarafından yargılanması işte"
"Nasıl annamadım gene"
"Ya, benlikleri kıskançlığın katmanlarında sıkışıp kalmış milyonlarca insan bir arada yaşıyor, birbirlerini aşağılıyor, kıskanıyor"
"Eee.."
"Eeesi şu ki, sanırsın iki kutuplu bir dünya var. Kıskanıp lanetleyenler, örnek alıp yüceltenler."
Hıdır pek de bir şey anlamış değildi, yüzünün ifadesinden anladığım kadarıyla.
"Hocam ben gidiyorum"


UNUTMAMAK LAZIM

Hiç bir zaman, bir insanın dış görünüşüne önem vermedim.
Çünkü, hayat kimine kaftan kimine yamalı pantolon giydirmiştir.
Benim anlayışıma göre, önemli olan ne kaftan ne de yamalı pantolondur.
Önemli olan, bir insanın yaptıkları ve vicdanıdır. Adalet anlayışı, insanlara verdiği değerdir.
Eğer dış görünüşe önem verilseydi dışı simsiyah bir çaydanlıktan çay içilmezdi.
Unutmamak lazım, dürüst ve güvenilir olmak bir insanın cebiyle değil insana bakış açısıyla ölçülür.

 

2 Temmuz 2026 Perşembe

KAFKA


 

Edebiyat alanında dünya çapında ün kazanmış eserleri yazın hayatımıza kazandıran yazarlardan biri de Kafka'dır.
Kafka eserlerinde insana dair çözümlemeler yapmıştır.
Bu bağlamda, incelendiğinde, Kafka'nın eserlerinde insanlar, genellikle karmaşık, sıkışmış ve yabancılaşmış karakterler olarak tasvir edilir. İnsanlar, anlamsız bir dünyada varoluşlarını sürdürmeye çalışırken içsel çatışmalar, toplumsal baskılar ve iletişim zorluklarıyla karşı karşıya kalırlar.
Hikayelerindeki insanlar genellikle bürokrasi ve otoriteyle çevrili bir dünyada yaşarlar.
Karakterler, sıkça tanımadıkları ve anlam veremedikleri kurallara uymak zorunda hissederler ve bu durum onları güçsüz hissettirir.
İnsanlar arasındaki iletişim eksikliği ve anlaşmazlıklar da sıkça işlenen temalardır.

Kafka'nın eserlerindeki insanlar genellikle içsel bir yabancılaşma hissi taşırlar.
Kendi varoluşlarının anlamını bulmakta zorlanır, kendilerini ve çevrelerindeki dünyayı anlamlandırmaya çalışırken sürekli bir çıkmaza sürüklenirler.
İnsanların iç dünyalarının karmaşıklığı, anlaşılamama hissi ve kendilerini yalnız hissetmeleri Kafka'nın eserlerinin önemli unsurlarıdır.
Kafka, insanları genellikle sıradan, orta sınıf insanlar olarak tasvir eder. Onların hikayeleri, genellikle gerçeküstü bir atmosferde geçse de, insan doğasının evrensel sorunlarını ve zorluklarını yansıtır.
Eserlerinde ki insanlar, yabancılaşma, otoriteyle mücadele, varoluşsal sorgulamalar ve kişisel özgürlük arayışları gibi temalar üzerinden okuyucuya derin düşünce fırsatları sunar.

ÇOK GEÇ OLMADAN


 Hemen her şeye sahip olduğu halde

Yarın her şeyini yitiriverecek gibi tedirgin
Ve güvensiz
Sevgi ve coşkuyla dolu yüreği
Borularla kelepçelenirken
Baltalarla yontulurken saçları
Çok geç olmadan uzak ufuklardan
Serpmeden geceye düşlerimizi
Bir taşı çiçek yapacak yürek vermeliyiz doğaya.

1 Temmuz 2026 Çarşamba

İNSANCA YAŞAMAK


 Ne güzeldir erdemli olmak

insanca yaşamak

Barış ve dostluğu

zirveye taşımak

İnsanlığın galip geleceği,
yoksulluğun ve demokrasi kuzgunlarının
olmayacağı bir dünya düzenini,
demokrasiyi,
çağdaşlığı ve aydınlanmayı
oya gibi ince parmaklarca
nakış nakış işlemek
Barışın egemen olacağı
bir dünyayı kurmak
zor olmasa gerek
Kompradorların güdümünde ki
savaş baronlarına,
demokrasi cambazlarına,
insanları silindir gibi ezip geçen,
parçalayan,
öğüten yüzü maskeli,
eli kanlı savaş rantının soyguncularına
pirim vermeden özgür yaşamı gerçekleştirmek
Maskelerinin altında doymak bilmeyen dişlilerini,
çarklarını,
kasaplıklarını
ortaya çıkarıp gerçek demokrasiye kavuşmak.

30 Haziran 2026 Salı

GÖREBİLİYOR MUYUZ


 

Yağmuru, kum fırtınasını, buzul çatlağını

Rüzgârı, güneşi, yıldızları

Dalganın kıyısında ışığı

Taze dal hevenklerinde serinliği

Başımızı kaldırıp baktığımızda gökyüzüne umudu görebiliyor muyuz?

Hasretlerimizi, bölük pörçük anılarımızı

Bitip tükenmeyen acısını yüreğimizin

Gidenlerimizi, yaşayanlarımızı, insanımızı

Sonsuz beyazı, gülün mavisini ilmek ilmek

Fırtınaların kutsadığı dağ çiçeklerinin uyanışını görebiliyor muyuz?

ZOR GÖRÜNÜYOR


Ruhunda sevgi ve hoşgörü duyguları çoktan aşınmış.

Ne bir gökkuşağının renklerini görebiliyor

ne de mavi dalgalarda menevişlenen yaşamın varlığını.

Her daim derin bir memnuniyetsizlik içinde

bocalıyor.

Korkuyor.

Korku giderek esir alıyor duygularını.

Anlamsız öfke alevleriyle

varlığını sürdürmeye çalışıyor…

Işığın renklerini

ve aydınlık geleceği görmeyi denese…

Mavimsi gökyüzünde

güneş ışınlarının yelpaze gibi açılmasını…

Uzaklarda

kavruk yüzleriyle geleceğine sahip çıkmaya çalışanları…

Sabırla anlamayı dinlemeyi…

Lakin zor görünüyor tüm bunları yapması.

27 Haziran 2026 Cumartesi

SİRENLER ÇALIYOR

Daver Darende “sirenler Çalıyor” adlı kitabında şöyle diyor. “Çağlar boyunca insanlar savaş yerine barışın, sevginin yerleşmesini beklediler. Oysa bu özlem günümüzde de gerçekleşmedi. Varsa yoksa hep savaş. Oldum olası savaşa hep karşı oldum, savaş filmlerini izlemekten, silah görmekten hep tiksinti duydum. Çocukluğumda askercilik oyununu oynamayı bile beceremedim. İkinci Dünya Savaşı’nın korkutucu günlerini yaşadıktan sonra savaşa karşı nefretim daha da arttı. Savaşların kazananı ve kaybedeni olmuyor. Suçsuz insanlar ölüme gönderilerek gerçek bir dram yaşanıyor. Çocuklarımızın beyinlerine, yüreklerine “savaş” sözcüğü yerine“barış” sözcüğünün yerleşmesini diliyorum"
Daver Darende I.Dünya Savaşı boyunca Irak’tan Galiçya’ya, oradan Sina Cephesine yıllarca savaşmış bir babanın oğludur. O,babasının şu sözlerini dinleyerek büyümüştür.
“Irak çöllerindeki savaştan sonra Galiçya’da, bize ait olmayan topraklarda savaşacağım aklımın ucundan bile geçmemişti. Emir emirdi. Birliğime ertesi gün katıldım. Silah arkadaşlarımın çoğu Galiçya’nın nerede olduğunu bilmiyorlardı. Anadolu neredeydi, Galiçya nerede?”
Almanya’nın emperyalist çıkarları ardında sürüklenen Osmanlının düştüğü durumun ders verici bir özeti!
20.yüzyılın ilk çeyreğine kadar savaşlarla iç içe yaşamış bir toplumun evlatlarının savaş’a bakış açısını ve barış özlemini dile getiren bir yaklaşımdır sayın yazarın yaklaşımı.
Osmanlının son zamanlarında, ordusunun komuta kademesinin bir kısmını teslim ettiği ve güvendiği Almanya’nın Osmanlıyı getirdiği nokta

25 Haziran 2026 Perşembe

TÜM COĞRAFYALARDA


Yaşamın o ince çizgisinde,

zikzaksız yürünülen yolun etkileyiciliği önemlidir...

O yolu izlemek
topraktan beslenmek
yağmurla süslenmek
güneşle nefeslenmek
kötüden uzaklaşmak
doğrudan yana olmak dünden bugüne her insanın başarabildiği
içine sindirebildiği bir durum olmamıştır...
Diğerinin başarısını içine sindiremeyen
çekemeyen
kendi başarısızlığına kılıf arayan
kibir abidesi
görgüsüz
üçkağıtçıların olduğu bir dünyada yaşıyoruz...
Bir başka deyişle
bazı insanlar
tüm coğrafyalarda
doğru olanı karalayarak
kendi karanlıklarını kamufle etmeyi bir seçenek olarak benimsemişlerdir...
Bu bağlamda
en doğru seçenek yanlışı görüp "kendin olmaktır"

19 Haziran 2026 Cuma

ZEYTİN AĞACI


 Binlerce yıllık masallarda, hikayelerde hep onun adı geçer. Efsaneleri anlatılırken hep ölmez ağacı diye anılır, çünkü ne zaman ölüm yaklaşsa hemen dibinden bahar kokulu bir sürgün verir ve hayat kaldığı yerden devam eder.

Zamana inat zamansızlığın kanıtı; zeytin ağacı. Yüzyılları kabuğunda saklayan zeytin ağacı, meyvesiyle canlıları beslemiş, yağıyla karanlığı aydınlatmış, şifasıyla Anadolu mutfağının vazgeçilmezi olmuş. Bilgeliğin, barışın, sağlığın ve yeniden doğuşun simgesi; zeytin ağacı.
Zeytinime dokunma, doğaya dokunma...
Zeytin ağacı Anadolu'nun kader ortağıdır...
Yetiştiği yörede halkın göz bebeği, vazgeçilmezidir

13 Haziran 2026 Cumartesi

KUMSALDA


 O bir kadın,

deniz kıyısında "kumsalda"
yoksulluğun yaşandığı tüm coğrafyalarda sakın "boğulayım" deme,
yaşamın hay huyunda,
tiranların elinde
tüm zorluklara rağmen,
tüm yaşanmışlıklara rağmen unutma;
öteden beri gelen "uygarlığın" tek güvencesi sensin
iyiliği taşıyorsun bağrında.


Hüseyin Güzel/İstanbul

9 Haziran 2026 Salı

ZORDU O YILLAR


 

Tarih boyunca değişik coğrafyalarda toplumun izlediği yol çizgisinde yaşanan haksızlıklar ve insafsızlıklar vardır. Dolayısıyla, her insanın yaşamı boyunca iyi ya da kötü maruz kaldığı olaylar karşısındaki düşüncesi de yaşadıkları da farklıdır. İster istemez yaşanan haksızlıklar ve insafsızlıklar karşısında öfkelenenlerin yanı sıra öfkeye kapılmayanlar da vardır...

Aslında öfke yüreğe yüktür...

Yarar yerine zarar getirir...

Yaşanan sıkıntıları akılcı bir yaklaşımla ele almak ve çözüm üretmek en doğru seçenektir...

Gerek insani ilişkilerde gerekse yaşanılan ortamda insanı çileden çıkaracak, öfkelendirecek durumlar yok diyemeyiz...

Hiçbir coğrafyada bunun önüne geçmek mümkün olmamıştır...

Her daim toplumda kabul gören, zikzaklar çizmeyen doğru bir çizgide, zorlukların ve haksızlıkların üstesinden gelip, öfke kıskacından kurtulmalıyız...

Yaşanan her öykü her olay bizler için birer derstir...

Önemli olan o dersi çıkarıp, yaşananların sebep ve sonuçlarını analiz etmektir...

Zor yaşam koşulları karşısında giderek tükenen, kahrolan, hep başkaları için yaşayıp, fedakârlık eden insanların da bir öyküsü vardır...

Ekonominin içine aldığı kafes ortamında çoğu kez, hafızamda yer etmiş, asla silinmesi mümkün olmayan çocukluğumda yaşadıklarımı, çekilen sıkıntı, çile ve acıları düşünürüm...

O yıllarda sahip oldukları birkaç parça tarla ve birkaç koyundan ibaret olan mal varlığıyla çocuklarını muhannete muhtaç etmeden yetiştirmenin gayreti ile olağanüstü bir çaba sarf eden ana ve babamın zorlu koşullara karşı verdikleri amansız mücadeleyi hatırlarım...

Onların çocukları için olağanüstü bir fedakârlık yaptıklarını şimdi daha iyi anlıyorum...

Gelir yetersizdi ama önemli değildi...

Kendilerinden önce atalarının izlediği yol çizgisinde alın teri ile ilerliyorlardı...

Anadolu'nun ücra bir köyünde taşıdıkları ağır yükle birlikte, doğru ve yanlışı, içten gelen deprem uğultusuna benzer öfkeyi, mavi gökyüzünün dinginliğine benzer sessizliği gülümseyerek kabulleniyorlardı...

Yaşadıkları coğrafyada var olmanın amansız mücadelesi, bozkırın ortasında, kimi zaman gün boyu bir damla suya muhtaç kurumuş dudaklarda kendini gösteriyor, kimi zamanda derin vadi ve sarp dağ yamaçlarında, rüzgârın hiddetine karşı koymaya çalışıyorlardı...

Kısacası zor yıllardı...

Ama tek bir şikâyete yer vermeden...

Yılgınlığa düşmeden...

Pes etmeden...

Umudunu yitirmeden, kaygıya teslim olmadan...

Her ikisi de çocuklarının geleceğinin kendileri gibi zor koşullara mahkûm olmaması için çaba içindeydi...

Haksızlıklara uğrasalar da kendileri bir diğerine karşı insafsızlık içine asla düşmediler...

Başardılar...

Onlara minnet borçluyuz...

Bizleri topluma yararlı birer evlat olarak yetiştirdikleri için...

 

6 Haziran 2026 Cumartesi

SONRASI...


 Twitterde (X) de gerçek adını ve kimliğini saklayıp, çeşitli konularda fikir sahibi olmadan yorum yapan , beyni ile düşünmeyi bir kenara bırakmış , vicdansız, ahlaksız o kadar çok boş konuşan insan var ki, yaptıkları ipe sapa gelmez yorumlardan insan tiksiniyor...

Delikanlı, kişilikli, ahlaklı, karşıdakine saygısı olan zaten gerçek kimliği ile söyleyeceğini söyler, yalan dolan, üçkağıt, iftira ile uğraşmaz, merak ediyorum bunlar akşam eve gittiğinde varsa yetiştirdiği çocukların yüzüne nasıl bakıyor kişilik, güvenililik, dürüstlük, hak yememe, vicdanlı olma vs konularında nasıl örnek teşkil ediyor... Kısacası toplum öyle bir yere evrildi ki, kimin ne olduğu belli değil. Bir insan gerçek kimliğini neden saklama gereği duyar?
Sosyal paylaşımlarda dikkatimi çeken bir durum; gönderilerin altına, yanına yöresine yorum yazarken kendi düşüncelerini yazacağına, kolay yola kaçıp argo ve küfür yazıyorlar. Bunu yapanlarda bana göre ne bir kelime yazı yazma ne de okuma alışkanlığı var. Hasbelkader okur yazar olmuşlar. Modaya uyup bir de bilgisayar edinmişler. Ve yine modaya uyup sosyal paylaşım sitelerine üye olmuş, sayfa açmışlar. ...
Sonrası...
Sonrasında yazacakları bir şey yok ki.
Katkı yapacak bir düşünceleri....
Bunlarda bu durumda ne yapıyorlar?
Bol bol küfür, hakaret...
Bir kısmı sanırım bu şekilde rahatlıyor olmalı ki küfürü bir yaşam biçimi olarak belirlemişler. ...
Bu duruma ne denir varın siz hesabını yapın. Kendi anası, bacısına küfür edilse nasıl karşılar acaba? Bunun hesabını yapmadan serserice küfüre baş vuruyorlar. Bunlardan adam olsa ne yazar olmasa ne yazar.
Söylemlerinde öfkeni kontrol et, hakaret etme...
Yazacaklarını, söyleyeceklerini gerçek kimliğine yaz, söyle...
Hiç kimse bir başkasının öfkesini dinlemek ve kabul etmek zorunda değildir...
Oysa ki,
Dostluk ve kardeşlik...
Farklı anlayışlara, inançlara saygı...
Demokrasi ve özgürlük...
Çok şey mi istenenler !

2 Haziran 2026 Salı

BİR BAŞKA DÜNYA


 Ücra bir köşede

Yüreğin paramparçayken
Nefes alamazken karanlık gecenin içinde
Bir gölge oyunudur sanki yaşadıklarımız
O büyük güçler
O yaşamın cellâtları
Seni yağmur suları gibi sürüklerken
Gülümsemenin buğusu nemli gözlerde
Hiç gördün mü bilmem
Cam kırıklarında yürüdüğünü çıplak ayaklı bebelerin
Ne demek olduğunu yalnızlığın
Yedi tepeli şehrin varoşlarında
Sen yoksul ailenin çocuğuydun
Sen kuşun kanadında dalgalara direnirken
Yapayalnız, kimsesiz
Onlar hep güçlüydü çocuğum
Dudaklarımda sızısı kendimi bildim bileli
Hüseyin Güzel/02.06.2013

ZAMAN MAKİNESİ


 Tarih bir zaman makinesi gibidir.

Belleğinde geçmişin olaylarını, doğrularını ve yanlışlarını görmek mümkündür.
İnsanlık yüzyıllardır olayları kaydetmektedir. Taşlara, deri üzerine, kâğıda vs.
Kayıtlar sistematik olarak gerçekleştirilmiştir. Böylece insan geçmişini ve geçmiş olayları, yaşamları öğrenme olanağına kavuşmuştur. Günümüz teknolojisi ise önemli olayların yanı sıra yaşanan büyük küçük her türlü olayı anında tarihin hafızasına kaydetmektedir.
Bu bağlamda gerçekler tarihin belleğinde yer aldığı gibi olaylar ve sorumluları da o bellekte yer alır.
Gelecek kuşaklar da geçmişi öğrenme ve değerlendirme olanağına kavuşurlar.
Ne yapılırsa yapılsın o bellekte yer alan doğruları karanlık kuyuya göndermek olanaklı değildir.
Ha birde şu var,
sanıldığı gibi insanın korku kaynağı dünya, insanlar, yaşamın zorlukları benzeri şeyler değil, bizzat kendisidir.
İnsan kendi duygularından, kendi zaaflarından, kendi acılarından, kendi coşkularından ürker, yaşama her dokunduğunda; duygularının alevlenip onu yakacağından çekinir.
İşte bu yüzden kaçar yaşamdan, aşktan, öfkeden, hareketten, sevinçten, sevgiden ve kendisinden kaçar.

ÖĞRETMEN OLMAK


 Öğretmenlik hayatımız boyunca, yıllarca özveri ile çalıştık, çabaladık, okulun duvarlarına öğrencilerimizle birlikte resim çizip boyadık.

Badana boya yaptık yaz tatillerinde okulları eğitime hazırlamak için.
Sabahları erkenden kalkıp öğrenciler üşümesin diye tezek sobalarını yaktık, kaloriferi yakan olmayınca onu da yaptık, kömür karasını onur saydık o anda eğitim için.
Okulda yeterli hizmetli olmaması dolayısıyla yerine göre bizler hem eğitimci, hem hizmetli olduk. Anadolu'nun en ücra köy ve kasabalarında, çekilen çile ve sıkıntılara aldırmadan kutsal saydığımız görevimizi onurumuzla yaptık.
Öğretmenler, sadece bizde değil, neredeyse dünyanın her yerinde benzer sıkıntıları çeken, yeterli olanak verilmeyen bir kitledir..

YAPTIKLARINDAN PİŞMAN OLMAK


 Keşkelerin olmadığı bir yaşam düşleriz sıklıkla. Olmasını isteriz.

Lakin bunu başaramayız hiç bir zaman.
İlkel toplumlardan bu yana insanoğlu her daim keşkelerle yaşamıştır.
Keşke demediği gün, saat, dakika olmamıştır. Yaptıklarından kimi zaman pişman olmuştur. Kimi zaman hüzün duymuştur.
Coşkuya kapıldığı zamanlar çok azdır. Sevdiklerimizle keşkelerin olmadığı bir dünya özleriz.
Lakin olmaz işte bir türlü.
Hep bir yerlerde bir engel çıkar, çıkmıştır da. Yaşam kısa, zaman uzun.
Zaman daima galiptir kısa yaşamın karşısında. Her daim maça bir sıfır önde çıkmasını bilmiştir.
İsteriz ki çiçekler açsın, solmasın güller; yapraklar yeşersin ağaçlar büyüsün, etraf yeşillensin.
Lakin olmaz, olamaz bir türlü.
Keşkeler engeldir her zaman.
Birileri engeldir sorunsuz yaşamamıza.
Bir gün çölde, bir başka gün bozkırda, ya da dağ yamacında, bir vadide, bir toprak parçasını işlerken, bir maden ocağında kararırken bedenler; kavruk bir yüzle dolaşırken bozkırda, denizde mücadele edilirken dalgalarla, bir ceylan gibi sekerken su sesiyle hep keşkeler karşımıza çıkar.
Aman vermez hiç birimize.

20 Mayıs 2026 Çarşamba

19 MAYIS


 6 Mart 1930...Mustafa Kemal, Antalya'da Rıza Soyak'a şöyle diyordu "Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum...Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az şeyle karşılaşıyoruz...Bunda bizim günahımız yoktur, uzun yıllar hatta yüzyıllarca dünyanın gidişinden gafil, bir takım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket düşe düşe bu acınacak hale düşmüş."

Büyük kurtarıcı "Kurtuluş Savaşı"nı yoklukla da mücadele ederek verdi. Anadolu insanının refahının artması için çalıştı.
Çağdaş medeniyet ve bilimi hedef aldı.
19 Mayıs Anadolu'nun işgal edilmesini önlemenin başlangıcıdır.
19 Mayıs Anadolu insanının işbirlikçilere ve emperyalizme, işgalci zihniyete vurduğu darbedir.
Gençlik "19 Mayıs"ları kutlamalıdır

17 Mayıs 2026 Pazar

ESKİ İŞ GÖMLEĞİ


 Babasının Eski İş Gömleklerinden Mezuniyet Elbisesi Dikti! Arkadaşları "Paçavra" Diyerek Alay Ederken Müdürün Açıklamasıyla Tüm Salon Buz Kesti..

"Annemin yokluğunu bana hiç hissettirmeyen, elleri nasırlı ama kalbi pamuk gibi olan babam Metin'i, en büyük hayali olan mezuniyetimi görmesine aylar kala kaybettim. Dünyam başıma yıkılmıştı ama onun o gece yanımda olacağına dair verdiği sözü tutmanın bir yolunu bulmalıydım."
" Mezuniyet balosu yaklaşırken diğer kızlar lüks markaların peşinde koşarken, ben babamın o tertemiz kokan, emektar iş gömleklerini sandıktan çıkardım. Her bir dikişi bir anıyla, her bir parçayı babamın alın teriyle birleştirerek kendime eşsiz bir elbise diktim. O elbise benim için sadece bir kumaş değil, babamın bana sarılan kollarıydı."
" Ancak balo salonuna adım attığımda, ışıltılı elbiseler içindeki Pelin ve arkadaş grubu beni gördükleri an kahkahalara boğuldular. "Bu kız üzerine işçi paçavralarından mı elbise dikmiş? Paran yoksa söyle de aramızda toplayalım!" diyerek beni tüm okulun önünde aşağıladılar. Gözyaşlarım süzülmek üzereyken ve kaçıp gitmek isterken, okul müdürü Ahmet Bey sahneye çıktı.."
“Sevgili öğrenciler…”
(Salon uğultuluyken sesi bir anda herkesi susturdu.)
“Az önce burada yaşananlara hepiniz şahit oldunuz. Ama şimdi size, bu geceye damga vuran o elbisenin aslında ne olduğunu anlatmak istiyorum.”
(Gözlerini salondaki genç kıza çevirir…)
“Bazılarınız onun bir ‘paçavra’ olduğunu düşündü… Ama ben o elbiseye baktığımda, alın teri görüyorum… fedakârlık görüyorum… ve en önemlisi, bir babanın kızına olan sevgisini görüyorum.”
(Salon tamamen sessizleşir.)
“Bu elbise… bir mağazadan alınmadı.
Bu elbise… bir kalpten dikildi.”
“Bu genç kızın babasını tanıma fırsatım olmuştu. Sessiz, çalışkan, kimseyi incitmeyen bir adamdı. Elleri nasırlıydı belki ama o eller, evladının geleceği için durmadan çalışan, gecesini gündüzüne katan ellerdi.”
(Bir an durur, sesi yumuşar…)
“Ve şimdi o baba… belki aramızda değil. Ama şunu çok iyi biliyorum ki; şu an bir yerden kızına bakıyor… ve onunla gurur duyuyor.”
“Çünkü o kız, bu gece sadece mezun olmadı…
Aynı zamanda babasının hatırasını, onurunu ve sevgisini bu salona taşıdı.”
(Salonun dört bir yanına bakar…)
“Şimdi size soruyorum…
Gerçekten hangisi daha değerli?”
“Parayla alınan bir elbise mi…
Yoksa bir ömrün emeğiyle, sevgiyle dokunan bir hatıra mı?”
(Salon bir anda alkışlarla yankılanmaya başlar.)
“Bu gece… en şık elbise ödülü varsa…
Ben onu çoktan gördüm.”
(Gözleri dolu dolu gülümser…)
“Ve bu ödül… kalbi en güzel olan o genç kıza ait.”
Az önce alay edenlerin bakışları yere düşerken, salonu dolduran alkışlar arasında genç kız gözyaşlarıyla gülümser…
Çünkü o gece… babası gerçekten sözünü tutmuştur