insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2026 Cumartesi

UNUTMAMAK LAZIM

Hiç bir zaman, bir insanın dış görünüşüne önem vermedim.
Çünkü, hayat kimine kaftan kimine yamalı pantolon giydirmiştir.
Benim anlayışıma göre, önemli olan ne kaftan ne de yamalı pantolondur.
Önemli olan, bir insanın yaptıkları ve vicdanıdır. Adalet anlayışı, insanlara verdiği değerdir.
Eğer dış görünüşe önem verilseydi dışı simsiyah bir çaydanlıktan çay içilmezdi.
Unutmamak lazım, dürüst ve güvenilir olmak bir insanın cebiyle değil insana bakış açısıyla ölçülür.

 

15 Ekim 2024 Salı

ÇARESİZLİK


 

Yeryüzünde yaşam alanı bulan canlılar arasında belki de en hassas olanı insanoğludur. İnsanoğlu yerine göre ne kadar aciz, ne kadar çaresiz, ne kadar muhtaçtır.
Bunu illaki hastalanınca anlamak gerekmiyor, mevsimlerin döngüsünden, havaların değişkenliğinden de bunu anlayabiliyoruz.
Yaz aylarının sıcaklığından, kış aylarının başlangıcında ise üşüdüğümüzden söz ederiz. Kış ilerledikçe ah vahlarımız azalmaz artar. Hele hele yaşlılarımızda ise bu sızlanma daha bir üzücüdür kimi zaman.
İnsanı bu döngüye iten şey nedir?
Doğa karşısında ki çaresizliğimidir?
Yoksa değişen yaşam koşullarımıdır?
Eskilerde karakışa, yağmura çamura, yaz sıcaklarına daha bir dayanıklımıydı insanoğlu, yoksa şimdilerde mi daha dayanıksız bilinmez çoğu kez.
Benzer özellikleri ağır bassa da her insan ayrı bir evrendir aslında. Her insanın huyu, alışkanlıkları, becerileri, davranışları, kararları, istekleri ve seçimleri kendine özgüdür.
Biri diğerine benzemez, çünkü içgüdüleri ağır basar ve herkesin içgüdüsü ve çevreyi, çevrede olan bitenleri algılaması farklıdır.
Ne ki o içgüdülerimizi bastırmamız, bencilliklerimize ket vurmamız ve insanca özlemlere, eylemlere dönüştürmemiz gerekir.
Bazen bir olay, bir eylem, bir söylem karşısında çabuk karar veririz. Celalleniriz, eser gürleriz.

Karşıdaki insanın ne dediğini, ne demek istediğini anlamak yerine, o denende kendimize göre denmesi gereken şeyi işimize geldiği gibi algılarız ve işte tam da o anda başlarız ahkâm kesmeye, yel olup esmeye, bora olup geçtiğimiz yeri silip süpürmeye, yanardağ olup yakıp yıkmaya.

26 Eylül 2024 Perşembe

SÖNEN BİR YILDIZA DOĞRU


 Zamanın kopyası yoktur, tekrarı da.

Yaşanıp hayatınıza izdüşüren herşey, size zaman ayarlarını anlatsa da duyguda,

düşüncede berrak saf olanları size hatırlatan suretleri düşünmeniz kaçınılmazdır.

Bu bağlamda,
Bir kişi ya da olay hakkında yazıya aktarılan şeyler,
resimler ve çizimler elle işlenmiş görsel ifadelerde görüldüğü üzere samimi birer yorumdur.
Dağarcığımızda kişiselleştirmesek de,
yaşananlar parlayan bir yıldızdan sönen bir yıldıza doğru kayıp gidecektir zamanın içinde.
Bu gidişi durdurmak olanaksızdır.
Belki içinizden biri buna karşı çıkacaktır.
Lakin, karşı duruş da zamanın içinde,
zamana karşı duramayacaktır.
Zamanı anlamak için durmak yerine,
çalışmaya ve öğrenmeye devam etmek gerekir.

13 Nisan 2024 Cumartesi

BİLİRMİSİNİZ SİZ HİÇ


Yağmurun inadını bilir misiniz siz hiç,

Yağmayacağım diyen!

Kanatları yorgun günün sonunda,

Kurumuş dala konan garip serçeyi…

Gecekondunun balçıkla sıvanmış
Kapı eşiğinde
Kuru bir somun parçasını kemiren,
Mendil satan çocukları…
Kınalı parmakların,
Çağdaşlığı ve özgürlüğü
Rüzgârın kanatlarına bırakıp 
Cehaletin pençesinde kıvranmasını...
Bilir misiniz siz hiç,
Tanyeri ağarırken soğuk ve rüzgârla,
Buz kesen sokaklarda
Göz kapakları ağırlaşmış
Ve yorgun
Belki de günlerdir aç,
Dağarcığında küflenmiş bir ekmeği çıkaran,
Yaşlı bir ihtiyarı…
Bilir misiniz siz hiç,
Ürkek kanatların sarmaladığı, 
Prangalarından kopmuş 
Esir bedenlerin
Töre baskısıyla sevmediği,
Birisiyle evlendirilmesini
Ve 
Çığlık çığlığa kurtuluşu aramasını
Bir an tereddüt etmeden
Beton zeminde…
Bilir misiniz siz hiç,
Acımasızlığın ortasında
Eşarbının altına gizlenmiş,
Saçlarını dağıtırken
Soğuk bir rüzgâr 
Yanaklarından süzülen yaşların
bedeninde
Küçük buz tanelerine dönüşmesini.
Bir genç kızın
Son voltasını atmasını
Sararmış yapraklara inat,
Ölümün gölgesinde. 


17 Haziran 2023 Cumartesi

İŞTE ÖYLE BİR ŞEY


 

Onları tanımanızı isterim, konuştuklarını, gözlemlerini.

Ellerindeki kitapları, okudukları gazeteleri.

Bilgisayarlarını sonra.

Ve en önemlisi mizahlarını görmenizi, duymanızı isterim.

Hasretleri ağaçlardır onların.

Dağlardır, dalında salınan yeşil yapraklardır.

Barıştır gözlerinde parlayan.

İnsan haklarıdır, onurudur, insanca yaşamaktır arzuları.

Hiç kimsenin ötelenmediği bir dünyadır istedikleri.

Sevdikleri; Tiyatrodur, Operadır, Sinemadır.

Sonrasında kardeşliktir söylemleri.

Benimsemedikleri şiddettir...

Soğuk ve karlı bir kış günü

Yada Haziran sıcağında

İnsanın yüreği kor olur yanardağ misali

Yüreği daralır

Tutunacak bir dal arar

Gözlerinde oluk oluk yaşlar boşanır

Hem de günlerce....

İnsan onuruna yakışan yaşamı

Sana soruyorum bankta tek başına dinlenen güvercin...

 

11 Nisan 2023 Salı

SEVGİ, SAYGI, YAŞAM


 

Yaşadığımız çağda, "sevgisizlik" duygusunun yitirilmesinin an nedeni nedir diye sormak lazım.

Yaşanan stres ve gerginliklerin nedeni nedir diye de...

Bu sorulara verilecek cevap bana göre, tüm kötülüklerin anası ve kaynağı CEHALET, VE YOKSULLUK, GEÇİNEMEME KAYGISI, İŞSİZLİK, İŞİNİ KAYBETME KORKUSU vs.. Ne derseniz deyin, başka bir nedeni yok bu yaşanan stres ve gerginliğin.

Ekonomik durumu yerinde olan, günlük yaşamını gailesizce, gelir ve geçim sıkıntısı çekmeden yaşayanlarda ne stres var ne gerginlik, gelir ve geçim sıkıntısı çekenlere göre.




Örnek verirsek, yoksul hastaneye gider  dakikalarca belki de saatlerce sıra bekler; al sana stres ve gerginlik.

Parası olan özel hastaneye gider, tedavisi anında yapılır.

Ne stres vardır ne gerginlik.

Hasta tedavisi sonrasında hastanenin kafeteryasında çayını kahvesini içer.

Kısacası sevgi ve saygının olmadığı yerde ne merhamet vardır ne de anlayış birlikteliği.

30-40 yıl öncesi var olan sıkıntılar bu denli yoğun değildi.

O yıllarda, gaz lambası ve çıra ışığında yaşayan insanlar şimdi elektrik olmadığı anda strese giriyor.

Modern yaşam şartları ve elektrikle çalışan aletlerin çoğalması gibi nedenlerde maalesef stres nedeni.


İnsanın saf çağına bakınız.

Sorun bu denli var mı? Yok.

Bugün Amazon ormanlarının kuytularında, Borneo ormanlarında, Kongo ormanlık alanlarında izole yaşam süren kabileler var.

Onların bizler gibi stresli olduğunu ve sevgiden uzak olduğunu düşünmek abartı olur.

Altay ve Hindikuş dağlarının yamaçlarında, Şili de And dağlarının vadilerinde yaşayan insanlar var.

Onlarda var olan sevgi ve dayanışma modern yaşam süren; modern dünyanın insanlarından çok daha fazladır.


28 Eylül 2022 Çarşamba

BİR GÜN HEPSİ GEÇECEK


 

Çevremizde dostlarımız, güvendiğimiz insanlar var.

Arkadaşlarımız, yakınlarımız, eşimiz, oğlumuz, kızımız var.

Benliğimizin derinliklerinde biriktirdiğimiz, sakladığımız garip bir yalnızlık, kabuğuna çekilme ve bu yalnızlığın çöreklendiği adalarımız var.

F.Scott Fitzgerald'ın dediği gibi, "birinin hayatındaki en yalnız an, tüm dünyasının parçalandığı ve tek yapabildiğinin boş boş bakmak olduğu andır."

O nedenle yaşamın içinde, hayat bir duvarda olsa, boş boş bakmamak için onu tırmanmak gerekir.

Tırmandığın basamaklar çalılarla, dikenlerle doludur.

Zorluklarla mücadele ederken bazen kırılırsın, tükendiğini düşünürsün.

Kızarsın, Can Yücel'in dediği gibi "kime olduğunu neden olduğunu bilmeden." Belki yaşadığın hayata belki de kendine.

Ve Tolstoy şöyle der, "başkalarını çok fazla düşünen kimse, kendisini unutur."

Çevrene yardımcı olmak, sağlıklı bir yol çizgisinde ilerlemek için kendini unutmadan yol almak doğru seçenek olmalıdır.

İlerlenen çizgide kırılganlıklarımız, yıllar boyu değişmeyen yazgımız var.

Düne, bugüne dönüp bakıldığında çok şeyin var olduğunu ve değişmekte olduğunu görürüz.

Lakin, tüm bunlara rağmen,

İnsan yaşamında her şey bir gün mutlaka geçip gidecek.

Nefes alırken göğsüne batan iğne, yutkunurken boğazına düğümlenen lokmalar, çekilen zorluklar, sıla özlemi.

Kısaca yaşamında her ne varsa bir gün hepsi geçecek.

Geride belki sadece ve sadece bir küçük sızı kalacak. O da kalırsa kalanlarda.

Kimse senin nelerle başa çıkmaya çalıştığını, neleri başardığını, neleri başaramadığını, neler hissettiğini, sevinçlerini, korkularını bilemeyecek.

O nedenle,

Yol haritanda çizdiğin yolda dik yürü hep, dürüst ol, kimseye hiç bir şey için boyun eğme.

 

20 Eylül 2022 Salı

İNSANA VURULAN EN ACIMASIZ DARBE KAYBEDİŞLERDİR


 

Kuytularda ellerinde tespih, dudakları arasında okkalısından sigara etrafa umursamaz gözlerle bakanlar, yürüyenler, kahve köşelerinde akşamı getirenler, vitrinlerin neon ışıklarını seyredenler, yere dökülen sözcükler.

Her ne olursa olsun, sokaklar başlı başına bir öyküdür.

O öykü içerisinde cehaletin pençesinde kıvranan, insanî olmayan duygulara yenik düşmüş ortaçağdan çıkamayanların, çıkma gereği duymayanların da varlığını görmek şaşırtıcı değil.

Bu çağ öyle bir çağdır ki, bilim adamlarının sustuğu cahillerin konuştuğu bir çağdır. Tarihin devasa belleğinde de öyle yer alacaktır. Bunun böyle olduğunu anlamak için dünyada insanın insana yaptıklarını görmek yeterlidir.

Cahil her daim güçlünün ve gücün yanındadır. Okumaz, yorumlamaz, başkaları düşünür o yapar.

Oysa ki bir insan, okumalı, yorumlamalı, anladığını gelecek nesillere aktarmalı.

Bu çağ, teknolojinin galebe çaldığı lakin cehaletin, bilgisizliğin, vizyonsuzluğun, basitliğin özgüven patlaması yaşandığı çağdır.

Neden mi?

Çünkü,

İnsanda zeka yüze yansır

Söylediği söze yansır

İnsan yaşamında her daim doğru olanı bulmak, çağdaş toplumlardan bir nebze de olsa geri kalmamak için, duygu ve düşünceler evrilmeli, yenileri eklenmeli, eskiler değişmeli, dar kalıplar içine hapsolup kalınmamalıdır.

Yeni ve doğru olan zaten bir devrimdir. Geçmişin önem taşıyan, günümüzde de geçerliliğini koruyan fikir ve düşüncelere de sahip çıkmasını bilmeliyiz eskiler değişmeli derken.

Yine de, gidilen yolun iki yanında dikenler var diye o yolun özelliği değişmez. Yolcu yoluna gider. Dikenler de kötülükleriyle baş başa kalır.

Yeter ki, yürünen yolda hayalperest olmayalım. Bütün gün, bütün hafta, bütün yıl, yaşanan gerçeklerle hayallerimizi karıştırmayalım.

Dikenler bir yana, gidilen yolda, gidenin yol haritasında sorumlulukları devam eder, etmeli de. Hayata, kendisine, çevresine, ailesine karşı.

Gün gelir ellerinde nasır, alnında çizgilerle kavruk yüzünde acımasızlık, çile, acı, kaybedişler ile kendini o yolda bulur.

İnsana vurulan en acımasız darbe kaybedişlerdir.

Hava bunaltıyor, herkes ya balkonunda, ya da sokaklarda kuytularda dakikalar saate dönüşürken.

En ucuz şey zaman artık.

Oturup beklerken de, ağaç gölgesi ararken de, televizyonda günün haberlerini izlerken de bir türlü geçmiyor zaman.

Gün içinde tek tek seslerin ayırt edilemediği bir uğultu etrafı sarar bazen. Ellerinde çantalar, bavullar, poşetler, kirli soluk ya da renkli torbalarla akan bir nehir gibi insan seli oluşur ana caddelerde.

Zaman hızlanır o anda. İnsanlar koşuşturur gün boyu. Telaş bu bitmek bitmez bir türlü.

Kan ter içinde, yorgun, usanmış, çileli, alınlarında biriken teri elleriyle yok etmeye çalışırken bazen ayakları birbirine dolanır ağır yükü çekerken.

Yaşamı hiçe sayan hoyrat bir bakış etrafı kolaçan eder .

Yaşadıklarımız budur sadece.

Yaşamın tüm tadını ve anlamını yüreğimize sindirdiğimizi sandığımızda.

Bir tek an, evet sadece bir tek an akıp giden zamanı durdurabiliyorsan.

Yaşamında, sokaklarında en güzel öyküsü içindesin.

30. 08. 2022