4 Temmuz 2026 Cumartesi
UNUTMAMAK LAZIM
15 Ekim 2024 Salı
ÇARESİZLİK
26 Eylül 2024 Perşembe
SÖNEN BİR YILDIZA DOĞRU
Zamanın kopyası yoktur, tekrarı da.
Yaşanıp hayatınıza izdüşüren herşey, size zaman ayarlarını anlatsa da duyguda,
düşüncede berrak saf olanları size hatırlatan suretleri düşünmeniz kaçınılmazdır.
13 Nisan 2024 Cumartesi
BİLİRMİSİNİZ SİZ HİÇ
Yağmurun inadını bilir misiniz siz hiç,
Yağmayacağım diyen!
Kanatları yorgun günün sonunda,
Kurumuş dala konan garip serçeyi…
Gecekondunun balçıkla sıvanmışKapı eşiğinde
Kuru bir somun parçasını kemiren,
Mendil satan çocukları…
Kınalı parmakların,
Çağdaşlığı ve özgürlüğü
Rüzgârın kanatlarına bırakıp
Cehaletin pençesinde kıvranmasını...
Bilir misiniz siz hiç,
Tanyeri ağarırken soğuk ve rüzgârla,
Buz kesen sokaklarda
Göz kapakları ağırlaşmış
Ve yorgun
Belki de günlerdir aç,
Dağarcığında küflenmiş bir ekmeği çıkaran,
Yaşlı bir ihtiyarı…
Bilir misiniz siz hiç,
Ürkek kanatların sarmaladığı,
Prangalarından kopmuş
Esir bedenlerin
Töre baskısıyla sevmediği,
Birisiyle evlendirilmesini
Ve
Çığlık çığlığa kurtuluşu aramasını
Bir an tereddüt etmeden
Beton zeminde…
Bilir misiniz siz hiç,
Acımasızlığın ortasında
Eşarbının altına gizlenmiş,
Saçlarını dağıtırken
Soğuk bir rüzgâr
Yanaklarından süzülen yaşların
bedeninde
Küçük buz tanelerine dönüşmesini.
Bir genç kızın
Son voltasını atmasını
Sararmış yapraklara inat,
Ölümün gölgesinde.
17 Haziran 2023 Cumartesi
İŞTE ÖYLE BİR ŞEY
Onları tanımanızı isterim, konuştuklarını,
gözlemlerini.
Ellerindeki kitapları, okudukları gazeteleri.
Bilgisayarlarını sonra.
Ve en önemlisi mizahlarını görmenizi, duymanızı isterim.
Hasretleri ağaçlardır onların.
Dağlardır, dalında salınan yeşil yapraklardır.
Barıştır gözlerinde parlayan.
İnsan haklarıdır, onurudur, insanca yaşamaktır
arzuları.
Hiç kimsenin ötelenmediği bir dünyadır
istedikleri.
Sevdikleri; Tiyatrodur, Operadır, Sinemadır.
Sonrasında kardeşliktir söylemleri.
Benimsemedikleri şiddettir...
Soğuk ve karlı bir kış günü
Yada Haziran sıcağında
İnsanın yüreği kor olur yanardağ misali
Yüreği daralır
Tutunacak bir dal arar
Gözlerinde oluk oluk yaşlar boşanır
Hem de günlerce....
İnsan onuruna yakışan yaşamı
Sana soruyorum bankta tek başına dinlenen
güvercin...
11 Nisan 2023 Salı
SEVGİ, SAYGI, YAŞAM
Yaşadığımız
çağda, "sevgisizlik" duygusunun yitirilmesinin an nedeni nedir diye
sormak lazım.
Yaşanan stres ve
gerginliklerin nedeni nedir diye de...
Bu sorulara
verilecek cevap bana göre, tüm kötülüklerin anası ve kaynağı CEHALET, VE YOKSULLUK,
GEÇİNEMEME KAYGISI, İŞSİZLİK, İŞİNİ KAYBETME KORKUSU vs.. Ne derseniz deyin,
başka bir nedeni yok bu yaşanan stres ve gerginliğin.
Ekonomik durumu
yerinde olan, günlük yaşamını gailesizce, gelir ve geçim sıkıntısı çekmeden
yaşayanlarda ne stres var ne gerginlik, gelir ve geçim sıkıntısı çekenlere
göre.
Örnek verirsek,
yoksul hastaneye gider dakikalarca belki
de saatlerce sıra bekler; al sana stres ve gerginlik.
Parası olan özel
hastaneye gider, tedavisi anında yapılır.
Ne stres vardır ne gerginlik.
Hasta tedavisi
sonrasında hastanenin kafeteryasında çayını kahvesini içer.
Kısacası sevgi
ve saygının olmadığı yerde ne merhamet vardır ne de anlayış birlikteliği.
30-40 yıl öncesi
var olan sıkıntılar bu denli yoğun değildi.
O yıllarda, gaz
lambası ve çıra ışığında yaşayan insanlar şimdi elektrik olmadığı anda strese
giriyor.
Modern yaşam şartları
ve elektrikle çalışan aletlerin çoğalması gibi nedenlerde maalesef stres
nedeni.
İnsanın saf
çağına bakınız.
Sorun bu denli
var mı? Yok.
Bugün Amazon ormanlarının
kuytularında, Borneo ormanlarında, Kongo ormanlık alanlarında izole yaşam süren
kabileler var.
Onların bizler
gibi stresli olduğunu ve sevgiden uzak olduğunu düşünmek abartı olur.
Altay ve
Hindikuş dağlarının yamaçlarında, Şili de And dağlarının vadilerinde yaşayan
insanlar var.
Onlarda var olan
sevgi ve dayanışma modern yaşam süren; modern dünyanın insanlarından çok daha
fazladır.
28 Eylül 2022 Çarşamba
BİR GÜN HEPSİ GEÇECEK
Çevremizde dostlarımız,
güvendiğimiz insanlar var.
Arkadaşlarımız,
yakınlarımız, eşimiz, oğlumuz, kızımız var.
Benliğimizin
derinliklerinde biriktirdiğimiz, sakladığımız garip bir yalnızlık, kabuğuna çekilme ve bu
yalnızlığın çöreklendiği adalarımız var.
F.Scott Fitzgerald'ın
dediği gibi, "birinin hayatındaki en yalnız an, tüm dünyasının parçalandığı ve
tek yapabildiğinin boş boş bakmak olduğu andır."
O nedenle yaşamın
içinde, hayat bir duvarda olsa, boş boş bakmamak için onu tırmanmak gerekir.
Tırmandığın basamaklar
çalılarla, dikenlerle doludur.
Zorluklarla mücadele
ederken bazen kırılırsın, tükendiğini düşünürsün.
Kızarsın, Can Yücel'in
dediği gibi "kime olduğunu neden olduğunu bilmeden." Belki
yaşadığın hayata belki de kendine.
Ve Tolstoy şöyle der, "başkalarını
çok fazla düşünen kimse, kendisini unutur."
Çevrene yardımcı olmak,
sağlıklı bir yol çizgisinde ilerlemek için kendini unutmadan yol almak doğru
seçenek olmalıdır.
İlerlenen çizgide kırılganlıklarımız,
yıllar boyu değişmeyen yazgımız var.
Düne, bugüne dönüp
bakıldığında çok şeyin var olduğunu ve değişmekte olduğunu görürüz.
Lakin, tüm bunlara rağmen,
İnsan yaşamında
her şey bir gün mutlaka geçip gidecek.
Nefes alırken göğsüne
batan iğne, yutkunurken boğazına düğümlenen
lokmalar, çekilen zorluklar, sıla özlemi.
Kısaca yaşamında
her ne varsa bir gün hepsi geçecek.
Geride belki sadece ve
sadece bir küçük sızı kalacak. O da kalırsa kalanlarda.
Kimse senin nelerle başa
çıkmaya çalıştığını, neleri başardığını, neleri başaramadığını, neler hissettiğini, sevinçlerini,
korkularını bilemeyecek.
O nedenle,
Yol haritanda çizdiğin
yolda dik yürü hep, dürüst ol, kimseye hiç bir şey için boyun eğme.
20 Eylül 2022 Salı
İNSANA VURULAN EN ACIMASIZ DARBE KAYBEDİŞLERDİR
Kuytularda ellerinde
tespih, dudakları arasında okkalısından sigara etrafa umursamaz gözlerle
bakanlar, yürüyenler, kahve köşelerinde akşamı getirenler, vitrinlerin neon ışıklarını seyredenler,
yere dökülen sözcükler.
Her ne olursa olsun,
sokaklar başlı başına bir öyküdür.
O öykü içerisinde
cehaletin pençesinde kıvranan, insanî olmayan duygulara yenik düşmüş ortaçağdan
çıkamayanların, çıkma gereği duymayanların da varlığını görmek şaşırtıcı değil.
Bu çağ öyle bir çağdır
ki, bilim adamlarının sustuğu cahillerin konuştuğu bir çağdır. Tarihin devasa
belleğinde de öyle yer alacaktır. Bunun böyle olduğunu anlamak için dünyada
insanın insana yaptıklarını görmek yeterlidir.
Cahil her daim güçlünün
ve gücün yanındadır. Okumaz, yorumlamaz, başkaları düşünür o yapar.
Oysa ki bir insan, okumalı,
yorumlamalı, anladığını gelecek nesillere aktarmalı.
Bu çağ, teknolojinin
galebe çaldığı lakin cehaletin, bilgisizliğin, vizyonsuzluğun, basitliğin
özgüven patlaması yaşandığı çağdır.
Neden mi?
Çünkü,
İnsanda zeka yüze yansır
Söylediği
söze yansır
İnsan yaşamında
her daim doğru olanı bulmak, çağdaş
toplumlardan bir nebze de olsa geri kalmamak için, duygu
ve düşünceler evrilmeli, yenileri eklenmeli, eskiler
değişmeli, dar kalıplar içine hapsolup kalınmamalıdır.
Yeni ve doğru
olan zaten bir devrimdir. Geçmişin önem taşıyan, günümüzde de geçerliliğini koruyan fikir ve düşüncelere
de sahip çıkmasını bilmeliyiz eskiler değişmeli
derken.
Yine de, gidilen yolun
iki yanında dikenler var diye o yolun özelliği değişmez. Yolcu yoluna gider.
Dikenler de kötülükleriyle baş başa kalır.
Yeter ki, yürünen yolda
hayalperest olmayalım. Bütün gün, bütün hafta, bütün yıl, yaşanan gerçeklerle
hayallerimizi karıştırmayalım.
Dikenler bir yana,
gidilen yolda, gidenin yol haritasında sorumlulukları devam eder, etmeli de.
Hayata, kendisine, çevresine, ailesine karşı.
Gün gelir ellerinde
nasır, alnında çizgilerle kavruk yüzünde acımasızlık, çile, acı, kaybedişler ile
kendini o yolda bulur.
İnsana vurulan en acımasız
darbe kaybedişlerdir.
Hava bunaltıyor, herkes
ya balkonunda, ya da sokaklarda kuytularda dakikalar saate dönüşürken.
En ucuz şey
zaman artık.
Oturup beklerken de, ağaç
gölgesi ararken de, televizyonda günün haberlerini izlerken de bir türlü
geçmiyor zaman.
Gün içinde tek tek
seslerin ayırt edilemediği bir uğultu etrafı sarar bazen. Ellerinde çantalar, bavullar, poşetler,
kirli soluk ya da renkli torbalarla akan bir nehir gibi insan seli oluşur
ana caddelerde.
Zaman hızlanır o anda. İnsanlar
koşuşturur gün boyu. Telaş bu bitmek bitmez bir
türlü.
Kan ter içinde, yorgun,
usanmış, çileli, alınlarında biriken teri elleriyle yok etmeye çalışırken
bazen ayakları birbirine dolanır ağır yükü çekerken.
Yaşamı
hiçe sayan hoyrat bir bakış etrafı kolaçan eder .
Yaşadıklarımız
budur sadece.
Yaşamın
tüm tadını ve anlamını yüreğimize sindirdiğimizi sandığımızda.
Bir tek an, evet sadece
bir tek an akıp giden zamanı durdurabiliyorsan.
Yaşamında,
sokaklarında en güzel öyküsü içindesin.
30.
08. 2022




