Hiç bir şeyin bıraktığı iz silinmez.
17 Mayıs 2026 Pazar
HİÇ BİR ŞEYİN İZİ SİLİNMEZ
Hiç bir şeyin bıraktığı iz silinmez.
24 Ekim 2025 Cuma
ZAMANIN YIPRATICILIĞI
Zamanın görevi var olanı yıpratmaktır.
26 Eylül 2025 Cuma
PARLAYAN BİR YILDIZDAN SÖNEN BİR YILDIZA DOĞRU
Zamanın kopyası yok, tekrarı da.
26 Eylül 2024 Perşembe
SÖNEN BİR YILDIZA DOĞRU
Zamanın kopyası yoktur, tekrarı da.
Yaşanıp hayatınıza izdüşüren herşey, size zaman ayarlarını anlatsa da duyguda,
düşüncede berrak saf olanları size hatırlatan suretleri düşünmeniz kaçınılmazdır.
31 Ağustos 2024 Cumartesi
KUYTULARDA ZAMAN GEÇİRMEK
Kuytularda...
20 Eylül 2022 Salı
İNSANA VURULAN EN ACIMASIZ DARBE KAYBEDİŞLERDİR
Kuytularda ellerinde
tespih, dudakları arasında okkalısından sigara etrafa umursamaz gözlerle
bakanlar, yürüyenler, kahve köşelerinde akşamı getirenler, vitrinlerin neon ışıklarını seyredenler,
yere dökülen sözcükler.
Her ne olursa olsun,
sokaklar başlı başına bir öyküdür.
O öykü içerisinde
cehaletin pençesinde kıvranan, insanî olmayan duygulara yenik düşmüş ortaçağdan
çıkamayanların, çıkma gereği duymayanların da varlığını görmek şaşırtıcı değil.
Bu çağ öyle bir çağdır
ki, bilim adamlarının sustuğu cahillerin konuştuğu bir çağdır. Tarihin devasa
belleğinde de öyle yer alacaktır. Bunun böyle olduğunu anlamak için dünyada
insanın insana yaptıklarını görmek yeterlidir.
Cahil her daim güçlünün
ve gücün yanındadır. Okumaz, yorumlamaz, başkaları düşünür o yapar.
Oysa ki bir insan, okumalı,
yorumlamalı, anladığını gelecek nesillere aktarmalı.
Bu çağ, teknolojinin
galebe çaldığı lakin cehaletin, bilgisizliğin, vizyonsuzluğun, basitliğin
özgüven patlaması yaşandığı çağdır.
Neden mi?
Çünkü,
İnsanda zeka yüze yansır
Söylediği
söze yansır
İnsan yaşamında
her daim doğru olanı bulmak, çağdaş
toplumlardan bir nebze de olsa geri kalmamak için, duygu
ve düşünceler evrilmeli, yenileri eklenmeli, eskiler
değişmeli, dar kalıplar içine hapsolup kalınmamalıdır.
Yeni ve doğru
olan zaten bir devrimdir. Geçmişin önem taşıyan, günümüzde de geçerliliğini koruyan fikir ve düşüncelere
de sahip çıkmasını bilmeliyiz eskiler değişmeli
derken.
Yine de, gidilen yolun
iki yanında dikenler var diye o yolun özelliği değişmez. Yolcu yoluna gider.
Dikenler de kötülükleriyle baş başa kalır.
Yeter ki, yürünen yolda
hayalperest olmayalım. Bütün gün, bütün hafta, bütün yıl, yaşanan gerçeklerle
hayallerimizi karıştırmayalım.
Dikenler bir yana,
gidilen yolda, gidenin yol haritasında sorumlulukları devam eder, etmeli de.
Hayata, kendisine, çevresine, ailesine karşı.
Gün gelir ellerinde
nasır, alnında çizgilerle kavruk yüzünde acımasızlık, çile, acı, kaybedişler ile
kendini o yolda bulur.
İnsana vurulan en acımasız
darbe kaybedişlerdir.
Hava bunaltıyor, herkes
ya balkonunda, ya da sokaklarda kuytularda dakikalar saate dönüşürken.
En ucuz şey
zaman artık.
Oturup beklerken de, ağaç
gölgesi ararken de, televizyonda günün haberlerini izlerken de bir türlü
geçmiyor zaman.
Gün içinde tek tek
seslerin ayırt edilemediği bir uğultu etrafı sarar bazen. Ellerinde çantalar, bavullar, poşetler,
kirli soluk ya da renkli torbalarla akan bir nehir gibi insan seli oluşur
ana caddelerde.
Zaman hızlanır o anda. İnsanlar
koşuşturur gün boyu. Telaş bu bitmek bitmez bir
türlü.
Kan ter içinde, yorgun,
usanmış, çileli, alınlarında biriken teri elleriyle yok etmeye çalışırken
bazen ayakları birbirine dolanır ağır yükü çekerken.
Yaşamı
hiçe sayan hoyrat bir bakış etrafı kolaçan eder .
Yaşadıklarımız
budur sadece.
Yaşamın
tüm tadını ve anlamını yüreğimize sindirdiğimizi sandığımızda.
Bir tek an, evet sadece
bir tek an akıp giden zamanı durdurabiliyorsan.
Yaşamında,
sokaklarında en güzel öyküsü içindesin.
30.
08. 2022
19 Temmuz 2022 Salı
RADİKAL YABANCILIK İÇİNDE ZAMAN GEÇİRMEK
İnsan var oluşundan bu yana, yaşamı için, bulunduğu
coğrafyada kusursuz bir ortamın hayali ile yaşadı. Özgürlüğü için verdiği mücadelesinde
karşısına çıkan engelleri aşmaya çalıştı.
Bir yandan var olanı korudu, diğer yandan kendi
doğrularını oluşturdu. Bu bağlamda kaybı da oldu, kazandığı da. Ötekileştirilmekten
ve mutsuzluktan kurtulmanın yollarını aradı. Kuşkusuz bu arayışta adaletin,
eşitliğin, insan haklarına saygının vazgeçilmez olduğu gerçeğini duyumsadı.
Lakin, gün geldi olması gereken hasletler bir tarafa
konuldu, unutuldu bir bakıma. İnsanların bunu yapmasının anlamsızlığını
yapanlar bir türlü kavrayamadı. Dediğim dedik anlayışı baskın geldi ne yazık
ki.
Bu
bağlamda, üçkağıtçıya, yalancıya, ahlaksıza, hırsıza, arsıza velhasıl kelam
kendisini her daim haklı, başkasını haksız görene karşı yaşam
zordur, mücadele gerektirir.
Bir
realpolitik var. Dünden bugüne değişmeyen
gerçekler, hala belli tezatlar var.
Bu
tezatları düzeltmek kolay değil.
Neyi
nasıl düzelteceksin, olumsuzluklar bertaraf edilmedikçe düzelmez.
Gerçekleri
görmek için günümüz dünyasında artık Webb teleskopu gerekiyor.
Kendisini
koşulların üzerinde gören kibre başvurmaktan çekinmiyor.
Algılaması
ve kafası böyle çalışıyor çünkü.
Hatalar
ile yüzleşmek diye bir düşünce yok.
Bize düşen,
geçmişten bugüne akan kesitte, dürüst insanlarla, ve ne yazık ki artık
yanımızda olmayan sevdiklerimizin anılarıyla vakit geçirmek.
Zamanı anlamsızlaştıran, yaşamın
döngüsünü yok edip, öğüten pandemi günlerinin ağır gölgesinde
katmanları belli, radikal yabancılık içinde zaman geçirmek.
28 Mart 2019 Perşembe
ZAMANIN EMANETİ
Recep ve diğerleri, var olma mücadelesi veriyorlardı o yıllarda. Hoş değişen bir şey yok aradan geçen bunca zamanda . Yaşam aynı, mücadele aynı. Kapı komşumuz Esat abi vardı. Halen telefonla konuşurum. Yaşlandı artık. Öksürüp dururdu hep sigara dumanını ciğerlerine çektikçe. İçme şu illeti derdim. Bir gün hastalanırsın. Aldırmadı önceleri. Bırakamıyoruz be hocam derdi hep. Sonrasında ciğerleri fazla dayanamadı. Doktor sigarayı bırak yoksa ciğerlerden sana hayır yok deyince o da bıraktı. Geçenlerde oğlunun yanındaydı İstanbul’da. Telefonla konuştum. Hocam şu teknoloji bir başka dedi gülerek. Bir iki gün sonra yanlarına gittim. Birbirimize sarıldık. Gözleri doldu. Nasıl da yaşlanmış. O iyi yürekli insan. O yıllara değil, yıllar ona meydan okumuştu. Belli etmedim gözlerimin nemlendiğini.
Hocam bizi bıraktın gittin. Yolun düşerse beklerim, gelmemezlik etme gücenirim bak misafirim ol dedi, sağ olsun. Ben de kendisini davet ettim. Oğlu kasabadan ayrıldığım yıl okuldan mezun olmuştu. Fakirdiler . Lakin gönülleri zengindi bu insanların. Oğluna oku ilerde ev bark sahibi olunca iş bulmada zorluk çekmezsin demiştim . Aldırmadı. Sandı ki hep baba kazancı ile yaşarım. Askerliğini yapıp evlenince İstanbul’da bir sitede kapıcılık işi bulmuş. Sevindim tabi. Bu zor yaşam şartlarında kira, elektrik, su parası vermeden hem evde oturacak, hem de sigortalı bir işi olacaktı. Kocaman delikanlı olmuş. Yolda görsem tanıyamazdım.
Recep’i sordum Esat abiye. Kasabada dedi. Hala o dik duruşunu devam ettiriyor. Çocukları büyüdü. Liseyi bitirdiler dedi. Sevinmiştim tabi bu yağız, mert delikanlının Sülolara yem olmadan hayatta kalmasına, mücadele etmesine.
İşte böyle. İnsan uzun yıllar da geçse dostlukları unutamıyor. Yaşamı ve geleceği hayal etmek, düş kurmak, dizayn etmek insana mahsus. Dalgın ve yorgun bakışlar görürsünüz zaman zaman etrafınızda. Karşınızdaki insan sizi dinliyor mu, yoksa sadece gözleri size bakıyor düşüncesi başka yerde mi bilinmez. Soru sorarsanız irkilir birden. Düşünceleri ile özgürdür . Gerçek yaşamında ulaşamayacaklarını kurgular kafasında. Mutludur . Para, mal mülk, zenginlik gönlünün her istediği onunladır artık düşlerinde. Recepte de, Çoban Mehmette de, Altayda da, Esat abide de görmüştüm bu duyguları. Bir de Köy Enstitüsü mezunu Mehmet amca’da.
Yaşadıklarını hissettiğim bu duygularına har zaman saygılı oldum. Hayal dünyasında, düşler içindesiniz demedim. Çoğu düşüncelerini söylemekten hep kaçınmıştır bu durumlarda zaten. Seni dinlemezler. Sen konuştukça gözlerini sabit bir yere diker uzaklara dalarlar. Kararlı bir suskunlukla sigarasını içerler. Etrafına değil kendi iç dünyalarının derinliklerine bakmaktadırlar artık o anda. Derin bir nefes daha çekerler yine susarlar.






