İnsanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnsanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2013 Perşembe

YÜREĞİMİN BAŞINDA BE GÜLÜM



Kırlangıcın kanadının sancısı
yüreğimin başında be gülüm.
Hissetmiyorsan eğer yüreğinin başında
hışırdayan salkımsöğüdün yapraklarını 
gözlerinde umutsuzca saçılıyorsa ışıklar
ummanlara ve çöllere esen rüzgar
dağıtmıyorsa karanlık bulutları
kırlangıcın değil inan
bütün kuşların kanat sancısı
yüreğimin başında be gülüm.

H.Güzel/ 25.07.2013-İstanbul

5 Şubat 2013 Salı

SİSLER ARASINDA

                                                       Ayvalık (Fotoğraf: Tufan Genç) 


İnsanlık tarihi…
Sayfa çevirip son yüzyılla vedalaşmış,
Yirmi birinci yüzyıla adım atmıştı.
Ve sonsuz bir hazan mevsiminin
Ritmiyle titreşen sarı yakut taşıydı sanırsın;
Kaybolup giden hayatlar yaşam nehrinde.
Bir de beyazı vardır yaşamın
Yaşamın hasıydı işte o, yaşamın gerçek yüzü.
Hani bozkırın göğünde geceleri
Göklerde parıldayan yıldızlar vardır ya
İşte öyle bir şey.
Lakin
Kimilerince
Ayrıntılı düşünmek hiç gerekmiyordu,
Kıyısından köşesinden anımsamak yetiyordu.


H.GÜZEL/ 05.02.2013

17 Ocak 2013 Perşembe

ZAMAN ÖYLE GEÇER Kİ



İnsanlık tarihi acılarla, savaşlarla, zalimliklerle, kıyımlarla, katliamlarla doludur. Tarihin sayfaları aralandığında öyle anlarla, olaylarla, yaşanmışlıklarla karşılaşılır ki…
Zaman öyle geçer ki…
Hak, hukuk ihlalleri…
Acımasızlık…
Katliamlar, zalimlikler canınızı yakar…
Tarihte yer almış bir diktatörün halkına olduğu kadar, çevre ülkelere ve insanlarına yaptıkları, yapmak istediklerini de okuruz çoğu kez…
Emperyalizmin kendi çıkarları çerçevesinde yoksul halkları birbirine nasıl kırdırdığını görürüz…
Eşitlik, adalet, yargı bağımsızlığı kâğıt üstünde kalmıştır artık.
İnsanlığın gelecek için umut ettikleri, umutla biriktirdikleri boşa çıkmıştır…
Yenilme duygusunun günden güne artıyor olması…
Umutlarımızı korumaya gösteremediğimiz özen…
Yeni savaşların çıkması…
Yaşanan acı ve umutsuzluklar…
Gerçek olmasını istemediğimiz gerçekler.
Adalet ve hukuk gün gelir herkese lazım olur…
Hak ve eşitlik arayışı zaliminde aradığı şey olur zamanla…
Kendisine alıştırılmaya çalışılan gerçekler…
Lakin alışamadığımız…
Yitirilen…
Yok edilen değerlerimiz.
Susmak ve sessizlik ağır bir külçe olur zamanla…
Doğruyu, gerçeği görmeden konuşmak da…
Dilin kemiği yoktur…
Kalemin de mürekkebi tükenmez.
Lakin…
Galileo’ya 500 yıl…
Sokrates’e 2 bin 412 yıl sonra…
 “Özür dileriz hata yaptık” denmemiş midir?
Bir kalemin gerçeği yazması kadar doğru olan ne var?
Diğerini ötelemeden…
Hak, hukuk çerçevesinde…
İnsana ait ne varsa unutmadan…
Kişilik haklarına hakaret etmeden yazmak çok mu zor?
Koro halinde üç maymunun oynanmasına ne gerek var…
Bunca yılın gözlemi ve deneyimiyle…
Öngörülen gerçekleri söylemek, yazmak…
Gördüğünü…
İnandığını…
Düşündüğünü…
Elinden geldiğince yazmak…

3 Nisan 2012 Salı

Çaresizlik

Yeryüzünde yaşam alanı bulan canlılar arasında belki de en hassas olanı insanoğludur. İnsanoğlu yerine göre ne kadar aciz, ne kadar çaresiz, ne kadar muhtaçtır. Bunu bir sorunla karşılaştığında anlamak gerekmiyor. Mevsimlerin döngüsünden, havaların değişkenliğinden de bunu anlayabiliyoruz. Yaz aylarının sıcaklığından, kış aylarının  ürkütücü ayazından söz ederiz. Kış ilerledikçe ah vahlarımız azalmaz artar. Hele hele yaşlılarımızda ise bu sızlanma daha bir üzücüdür kimi zaman.
İnsanı bu döngüye iten şey nedir? 
Doğa karşısında ki çaresizliği midir? 
Yoksa değişen yaşam koşulları mıdır? 
Eskilerde karakışa, yağmura çamura, yaz sıcaklarına daha bir dayanıklımıydı insanoğlu, yoksa şimdilerde mi daha dayanıksız bilinmez çoğu kez.
Benzer özellikleri ağır bassa da her insan ayrı bir evrendir aslında. Her insanın huyu, alışkanlıkları, becerileri, davranışları, kararları, istekleri ve seçimleri kendine özgüdür. Biri diğerine benzemez, çünkü içgüdüleri ağır basar ve herkesin içgüdüsü; çevreyi, çevrede olan bitenleri algılaması farklıdır. Ne ki , içgüdülerimizi bastırmamız, bencilliklerimize ket vurmamız ve insanca özlemlere, eylemlere dönüştürmemiz gerekir.
Bazen bir olay, bir eylem, bir söylem karşısında çabuk karar veririz. Celalleniriz, eser gürleriz. Karşıdaki insanın ne dediğini, ne demek istediğini anlamak yerine, söyleneni  işimize geldiği gibi algılarız ve işte tam da o anda başlarız ahkâm kesmeye, yel olup esmeye, bora olup  silip süpürmeye, yanardağ olup yakıp yıkmaya.
Peki neden? 
Niçin bunu yaparız?
Acaba bizi kızdırdığını sandığımız şey karşısında önyargılı ve acele karar vermemiz mi etkili olmuştur? 

Yoksa işimize gelenin aksine doğru olan mı söylenmiş yazılıp çizilmiştir diğerlerince. İşimize gelmeyen, esip gürlememize sebep olan bu mudur? Bilinmez. Bilinmez çünkü birimiz diğerimize benzemeyiz. İçgüdülerimiz farklıdır, algı yanılsaması yaşarız kimi zaman, doğru olanı bulmakta zorlanır beynimiz, yaşam felsefemiz ve yetişme koşullarımız, çevre ile diyalogumuz, düşüncelerimiz, düşündüklerimizin ifade şekli farklıdır. 
Benciliz, doğruyu bilmeyiz, bileni ve dile getireni de ötelemeye yermeye çalışırız kendimizce.
Ötelemeye çalışmak nasıl bir duygudur? Anlamak zordur çoğu kez. Birini yeren, acımasızca eleştiren bazen kendini ön plâna çıkarmak için yapar bunu, bazen diğerine yaranmak adına yapar, bazen egosunu tatmin etmek için bazen de kıskançlık duygusunun esiri olarak yapar. Yaparken de kendine göre bir neden bulur.
Bazen “ söylediklerin karşısında sessiz kalmak istemem ama…” sözünü öne sürer. Belli ki vereceği cevap ya yok ya da yetersizdir. Öne sürerken de bunu karşısındakinin yaşına verir aklı sıra. Yani derki sen yaşlısın dediklerin yanlış ancak “ yaşına hürmetimden” sesim çıkmıyor. Ya da "seni kırmak istemiyorum..." cevabını verir.   Savunma mekanizmasına sarılmış  kendini kndince savunmak gereğini duymuştur.
Bilgiye muhtaçtır. Okumaya ve anlamaya muhtaçtır. Kaçamaktır cevapları. Bir şey bilmediğinin farkındadır. Dediklerinin ne anlama geldiğini tam olarak ifade etmekte zorlanmaktadır. Yine de üste çıkmaya çalışır. Bunu yaparken de yandaş edinmenin yollarını arar. Söylenenler karşısında, varsa eğer, o söylenen sözde yanlışı orta yere koyacağına eleştirisine karşısındakini ithamla başlar. Başta acizlik göstermiştir. Bir başkasının dediklerinin yanlış olduğunu öne sürmekte ancak doğru olanı dile getirememektedir.
İnsanoğlu ne kadar aciz, ne kadar muhtaç ve de çaresiz!











1 Mart 2012 Perşembe

YOKOLUŞ

İnsan merak ediyor
Acıyla ve kederle, yaralı bir kalple
Hüzünle ve ayıpla
Ne yapacak acaba insanlık
Çürümüş beyinler
Ve açlık
İnsanlığı bitiren
Gerçeğin öte yakası
Sorgulanmaz mı hiç?
Pastoral tablo misali
Buzların arasına sıkışmış
Barut kokusu ve kan kokusu
Hüzün, yoksulluk, terk edilmişlik
Sömürü ve soygun
Gökteki yıldızlar gibi yanıp yanıp sönen
Metal yığını
Savaş makineleri
Butona basınca ansızın
Parçalanması bedenlerin
Sonrasında cansız düşmesi kan çanağı gözlerle
Sokaklara
İnsan merak ediyor
Bu ayıpla
Ne yapacak insanlık



 
Hüseyin Güzel/28.09.2011