Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2020 Pazar

HAYAT ZORLU VE ÇETİNDİR


 

Bencilliği ve kibiri bir kenara bırakmış, dürüst, insan haklarına, demokrasiye saygılı insanların değeri bilinmediğinde, gün gelir o insanların değerini bilememiş olmanın ıstırabı hayata yayılır.

Geriye kalan her şey anlamsızlaşır. Anlamsızlık sürecinde devam eden bir hayata dönüşür.

Öyle bir an gelir ki, adımlarımızda yüreğimizde yorgun artık diye düşünülür.

Her ne kadar yüreklerin yorgun olduğu düşünülse de, insanı insana en iyi anlatanlar; tarlada hamal, fabrikada işçi, inşaatta usta, emekçilerin sesi olmaya devam etmeli. 

Bir beyaz saçın içinde, yürünülen yol haritasında karşılaşılan insanlar vardır.

Hayata yön veren hatıra ve olaylar vardır.

Şahit olunan adalet ve adaletsizlikler vardır.

Mutluluklar, acılar, hüzün ve gözyaşları vardır.

Kaybedilenler vardır.

Çocukluk ve gençlik yılları vardır.

Sonu belli olmayan bir yoldur hayat. Neyin  ne zaman nerede karşına çıkacağını bilemezsin.

Öyle bir an gelir ki, bir şeyler alır götürür senden engel olamazsın.

Bazen kaçmak istesen de hayatın getirdiklerinden kaçamazsın.

Herkes kendi seçtiği yolda, kendi seçtikleriyle buluşur.

Yoluna pusulası haline gelenlerle devam eder.

Lakin, gitmek istenilen menzile varabilmek için doğru olanla yola çıkmak gerekir.

Yol ne kadar çetin olursa olsun bu sizi gideceğiniz menzile ulaştırır.

 

21 Mayıs 2020 Perşembe

ONLARIN GÖZÜNDE




İnsan büyüdükçe, deneyim kazandıkça hayatını kolaylaştıracak birikim ve deneyimleri öğreniyor...
Bazen bu birikim ve deneyimler de işe yaramıyor...
An geliyor bir başkasının gölgesinde kendisine yer bulmaya çalışıyor...
Bilgi ve deneyimi olmadan bir diğerini ötelemekten çekinmiyor..
Kısacası vicdanını poşete koyup çöpe atıyor...
Sanıyor ki zihninin bir köşesinde bunu yaparsa vicdanını rahatlatmış olacak...
Eskiden insanların gerçek yüzünü ve karakterini öğrenmek bu kadar kolay değildi...
İnsan beyni bilgisayar teknolojisini keşfetti...
Akıllı telefonları keşfetti...
Geliştirdi...
İnsanların sosyal medyada yazıp çizmeye başlamaları hız kazandı...
Kimi kendi düşüncesini yazıp çizdi...
Kimisi de bir başkasının yazdıklarını benimsedi...
Ve...
İşte tam da bunun sonucunda insanların gerçek yüzünü öğrenmek daha da kolaylaştı...
***
İnsanlarla her gün farklı Cafe ve Avm'lerde oturup takılmayı değil de , evde kitap okuyup bir şeyler öğrenmeyi tercih etmek "asosyal"...
Boş  muhabbetlerine gereksiz kahkahayı atmayınca sıkıcı...
Ciddi şeyler konuşmaya başlamak depresif olarak algılanmaya başlandı...
Onların gözünde...
***
Evimizde yüz çevirdiğimiz şeyleri dışarıda bir yerde yerken, fotoğrafını paylaşınca beğeni alıyoruz...
Hayata dair iki satır cümleyi söylediğimizde boş gözlerle seyrediliyoruz...
Kısacası gülmek normal...
Durulmak, sakin durmak, sessiz kalmak kötü...
***
İnsanlar...
Hayat...
Böyle işte...
Ucuz...
***
Belki bunu kabulleneceğiz bir gün...
Gelişen ve değişen dünyada...
Fakat o çemberin içine girmek yok...
Bizim gibiler de var...
Denk geleceğiz bir yerlerde...
Umutlu olacağız o yüzden...
İnsan umutsuzluğa kapılmamalı...
Her daim umut vardır...
Kendini bir bulutun içine sıkıştırmamalı...
***
Seni diğerlerinden farksız yapmaya olanca gücü ile çalışan bir dünyada kendin kalabilmek için savaşmalısın...
Ve bu savaş yaşamın boyunca devam etmeli...


8 Eylül 2019 Pazar

GEÇMİŞ İLE GELECEK ARASINDA SIKIŞIP KALMAK



Gecenin serinliğiyle etrafı saran sessizlik yerini, gün ağarırken yeni bir güne bırakıyor. Evlerde ve sokak aralarında hareketlilik başlıyor. Uzun sürecek bir günün hayhuyuna ayak uydurmak için yola çıkanlar ana arterlerin ve toplu taşım araçlarının yolunu tutuyor.
Başlangıç her günkünden hiç de farklı değil.
Her adımın bir geçmişi var.
Bir de geleceğe umut dolu bakışı.
Kimilerinde merak, heyecan, buhran.
Kimilerinde coşkunluk, tedirginlik ve umut.
Kimileri için geçmişin yaşanmışlıkları  altın yıllar, kimileri içinse gelecek.
...
Kendine emanet edilen geleceği omuzlamaya çalışan insanlar, eski ile yeni arasında sıkışıp kalmışlar.
Her insanın yaşamı hiç kuşkusuz kendince hem güzel hem özeldir.
Çocukluktan ergenliğe adım atıldığında başlayan avarelik, sonra merak, heyecan, ana baba dahil her otoriteye baş kaldırma içgüdüsü.
Kendini hiç yaşlanmayacak gibi hissetme duygusu.
Ve bir gün çocukluğunu da geride bırakacak, ergenliğini de.
Ve gün gelecek buyur edilen gelecek kaygısı saracak tüm benliğini.
Sonra, sorumluluklar, tereddütler, planlar, sahiplenme isteği ya da bir düşünceyi tamamen terk etme, bulunduğu çevreden uzaklaşma isteği saracak belki de tüm benliğini.
...
Bir şehrin ana arterlerinde koşuşturanların istemedikleri şey, buhran, bunaltı, anlaşılamama ve horlanma.
...
Hayat bir yarış aslında.
Hani dört yanlışın bir doğruyu silip süpürdüğü, beş seçenekli bir yaşam alanı  var ya, işte o alanda geçen bir yarış.
...
Bir insan düşünün ki, bulunduğu şehirde onu göç etmeye zorlayan yıllardır gittiği yerde kalmak istemesi.
Çok bilinçli bir hamle değil aslında göç etmesi, bir zorunluluk.
Geride bıraktığı şehirde eski hayatını sürdüremediği için harekete geçiyor.
Aralarında sıkıldığı, yanlarında bulunmak istemediği insanları geride bırakması, gittiğinde hiç kuşkusuz ona iyi gelen bir hamle olacak.
Lakin, her gidişin bir kaygısı vardır.
Gelecekte, gidişi muhteşem mi olacak, yoksa yerini bir kaygıya mı bırakacak.
Ya da geleceği meçhul ve belirsizliklerle dolu mu olacak.
...
Göç sonucu insanlarla temastan kaçınmak, bir inzivaya çekiliş değil onun için.
Bir kez daha insanlar arasına karışıp istemediği bir oyunun içinde olmak istemiyor.
Sabit kalacağını umut ederek insanlarla arasına bir duvar örüyor.
Çünkü hiç bir şeyin aynı kalmayacağını fark ediyor.
Ve bir de geçmişe dönüp baktığında, arkadaşlarının çoktan gitmiş olduklarını görüyor.
Kimisi bu dünyada kimisi yok artık.
Onlar varken bir duvara gerek görmemiş.
Lakin artık duvarın varlığı bir gereklilik.
...
Ve şöyle düşünüyor kendi kendine "gittiği yerde bir insanı en çok tedirgin eden ise, giderken yanında getirdiği düşüncelerdir."
Kısacası her adımın ve her hareketin bir geçmişi var.
Önemli olan atılan her adımda onurlu bir şekilde hayata tutunup yaşamı sürdürmektir.

2 Haziran 2019 Pazar

BAZEN HAYAT O KADAR ZORDUR Kİ




Eşiyle birlikte hastane odasının kapısını açıp içeri girdiğinde hazırdı, sonucun ne olacağını bilmese de.
Hastalığını duyduktan sonra, geçen günlerde olacaklara hazırlanmıştı.
Doktorun söyledikleri kulaklarında çınlıyordu.
"Ameliyat şart. Yoksa boyundan aşağı felç olma durumu söz konusu. Tümör öyle riskli bir yerde ki tam omuriliğin üstünde. Bir diğeri sol orta kulak da oldukça büyümüş. Alınmadığı taktirde zaten işitme sinirlerini sıkıştırıp işlevsiz hale getirecek."
Hayat ne garipti.
Yürüyerek girdiği hastanede sağ çıkıp çıkmayacağını, verdiği kararın yaşamını nasıl etkileyeceğini bilmeden hastane odasındaki yatağa kendini bir külçe gibi bırakmıştı.
Çocuklarını sabah erkenden hastaneye gelmeden önce kayınpederinin yanında bırakmış, kan uykularında iken eğilip yüzlerinden öpmüştü. Biri kız iki çocuğu vardı. İkisi de  henüz çok küçüktüler.
Eşi yanında, gözleri yaşlı, eli koynunda sessizdi.
Tek kelime etmeden sessiz bir bekleyiş içerisindeydi o da.
Aylardır çektiği acılardan sonra hayat onu da neredeyse imkansıza hazırlamıştı.
...
Sonra!
Eli gayriihtiyari şekilde boynunun ve sol kulağının arkasında ki yaraya gitti. Tenini kesen o  bıçağın soğuk yüzü hala oradaydı.
Bedeninden çok şey alıp götürmüştü o bıçak.
Eliyle usulca dokunduğu yara izi buz gibiydi.
Sağ yüzünde hissettiği dayanılması  zor korkunç ağrıya direniyordu.
Üst üste içtiği ağrı kesiciler bir fayda etmedi günlerce.
Ta ki, ameliyat iplikleri alınıncaya kadar.
İpliklerin alınmasıyla yüzündeki ağrı kesilmiş, az da olsa rahatlamıştı.
...
Lakin, yaşanmışlık hissi hiç bir zaman onu yalnız bırakmadı sonraki yaşamında.
Her daim, her an acısını hissetti.
Olan bitenleri düşündükçe acı acı gülümsüyor, sadece yutkunuyor tek kelime etmiyordu artık.
Felek ona hak etmediği kadar zalim davranmıştı.
...
Yaşadıkları onu olgunlaştırmıştı. Hayata bakış açısı değişmişti. Kaybedilen zamanlar kadar kazanılacak zamanlar olduğunu, ne olursa olsun mücadeleyi bırakmamak gerektiğini anlamıştı.
Bazen hayat o kadar zordur ki, insanın nefesi kesilir.
Dayanılması çok zor olan acılarla yüzleştirir.
...
Tales'in dediği gibi, "kişi hayata bir gün daha ekleyemez ama bir güne hayat ekleyebilir."


4 Ekim 2018 Perşembe

HAYATA TUTUNMAK


Her insanın kalbinin ve aklının bir köşesinde çocuksu bir güvenle benimsediği, inanıp güvendiği yaşama dair inançları vardır. İnançlarının doğruluğuna inanır. Varlığını sarsmaması için bir tekini bile soru konusu yapmak istemez.
Oysa ki yaşamın ana arterinde ve kılcal damarlarında zamana karşı akıp giden bir iz vardır. iyi ve kötü vardır. Öfkeler ve kavgalar vardır.
Direncimizi artıran özlemlerimiz vardır.
Kendimizi kandırmaktan vazgeçmeliyiz. Yaşamımızı olumlu ve olumsuz etkileyen, büyük bir güvenle bağlı olduğumuz inançlarımızın doğruluğunu kalbimizin ve aklımızın bir köşesinde sorgulamasını bilmeliyiz. Erdemli, güvenilir ve adaletli olmamız buna bağlıdır.
Çocuk denilecek yaşta, hayatı öğrenmenin başlangıcında, etrafındaki olan bitenleri sorgulama aşamasında bocalarken, evlendirilen baba ocağından ayrılan kız çocuklarının geçmeyen bir öfkesi, bitmeyen bir kavgası vardır hayatla. Hele bir de sevip benimsemediği biri ile evlendirildiğinde.
Evlendiği kişi ıslah olmaz bir serseri ise. Kendini bir boşlukta bulur. Ne yapacağı, nasıl davranacağı konusunda kararsızdır. Özlemlerinin en güzelini gerçekleştirme aşamasında uğradığı hayal kırıklığı karşısında şaşkındır. Tutunacak bir dal arar. Çoğu zaman o dalı bulamaz. Bulduğu dal ise çok çabuk kırılır.
Hayat zordur. Kırılganlıklar her daim vardır. Islah olmaz serseri ile bir arada durmak daha da zordur. O bir annedir artık.
Bir kız çocuğundan, bir kadına, anne olunca geçmeyen kimi yaraların insan hayatını nasıl etkilediğine şahit oluruz.
Zaman akıp gider. Sorgulamaktan kaçınılan kimi duygular sorgulanmaya başlar o zaman. Gündelik işleri kurulmuş bir saat gibi yaparken hayatını alt üst eden durumu, hayat hikayesindeki boşlukları, her adımındaki ritmleri sorgulamaya devam eder.
Çocuksu bir güvenle benimsediği inançlarına karşı kuşkuludur artık. Doğru diye benimsenmiş duyguların doğru olmadığı inancı yer eder belleğinde. İyimser olmak için bir sebebi kalmaz. İnsanların bencilliğini öğrenmiştir. Duygusuz oluşlarını, umursamazlıklarını.
Ama artık dirençlidir. Hayata olumlu bakabilmek için bir nedeni olmasa da yaşaması gerektiğini, direncinin kırılmaması gerektiğini öğrenmiştir artık.
Sahi yeryüzünde benzer şekilde hayata tutunmaya çalışan kaç insan var?
On binler mi, yoksa yüz binler mi?

7 Eylül 2018 Cuma

YAŞAM SOMUT GERÇEKLERİ İÇERİR




Bazen sonsuzluk içinde anlar yakalanır.
Öyküler ve yaşamlar süreklilik kazanır.
Geçmişten bugüne, bugünden yarına, genelden özele, özelden genele, en yakındakinden en uzaktakine, en uzaktakinden en yakına değişenler ve değişmeyenler insan yaşamında gerçek bir yer tutar.
Yaşam bütünseldir.
O bütünsellik içinde yaşanan acılar, coşkular vardır.
Özlemler, isyanlar, çığlıklar, kopuşlar vardır.
Sessiz ve derinden gelen susmalar, ağıtlar, gözyaşları vardır.
Bunlar yaşamın ve mekanın gerçeğidir.
O gerçeklerden uzak durmak, o gerçekleri anlamamak şaşırtıcı ve bencilce bir duygudur.
Geçmişimiz, bugünümüz ve özümüz yani öz benliğimiz, düşüncemiz önemlidir.
Yaşadığımız şeylerde önemlidir.
Fakat asıl olan, onları kendimize niçin ve nasıl yaşattığımızdır.
Dünü olduğu gibi bugünü de nasıl yaşayacağımıza kendimiz karar verebiliyor muyuz?
Önemli olan bu soruya cevap verebilmek, yaşananları birleştirebilmektir.
Hayat bir bütündür.
O bütüne karşı sorumluluklarımız vardır.
Olmalıdır da.
Yaşamda inişlerimiz ve çıkışlarımızda olacaktır.
Olmaktadır da.
Aynaya baktığımızda kendimizi görürüz.
Aynaya bakıp gördüklerimizin dışında da yaşam olduğunu düşünmeliyiz.
Bazen sıradan insanlar tolumun aynası olur.
Onlar sayesinde yaşamın dününe ve bugününe tanık oluruz.
Ve o yaşamlara karşı da, o yaşamların hak ettiğini vermek ve erdemli davranmak, insan haklarına saygılı olmak, diğerine saygılı olmak da geleceğimiz için önemlidir.
Ayna bir hiçliktir.
Sadece görmemiz gerekeni gösterir.
Oysa yaşam somut gerçekleri içerir..
Zamanın izinde yaşam bir bütünseldir.
Özlemler, isyanlar, çığlıklar, kopuşlar vardır. Susmalar, ağıtlar, gözyaşları vardır.
Önemli olan hayatımızda bu duygulardan hangisinin ağır bastığıdır.
Kaçınılmaz gerçekler olsa da bu duygulardan ne kadarı hayatımızı etkiliyor?
Hayatta yaşanacak ne varsa yaşıyoruz ama buna biz karar veremiyoruz dünde biz karar veremedik bugünde biz karar veremiyoruz.


12 Mart 2013 Salı

VE BEDENİN ÜZERİNDE ZULÜM...


Mehmet amca, kızı Zeynep’i düşündü. Uzun süre uyuyamadı. Zihnini kurcalayan pek çok soru vardı. Onlardan kurtulmak için gözlerini kapaması da işe yaramadı. Gözlerini kapayıp derin bir uykuya dalsa belki pek çok sorudan kurtulabilirdi; lakin bunu başaramadı bir türlü. Hiç birimiz kendimize ait değiliz diyordu. Hayatımız kurgulanıyor, davranışlarımız kurgulanıyor, kendimize yön vermekte zorlanıyoruz artık. Eski dostlukları özlüyor insan yaşananları düşündükçe. Eskiden böylemiydi ya! Herkes büyüğünü küçüğünü bilirdi. Konuşmasına, davranışlarına, arkadaş ve komşu hakkına dikkat ederdi. Ufak tefek meseleleri sorun etmezdi. Şimdilerde kendimizi daha bir özel hissetsek de hiç kimsenin bilge insan olmadığını; toplumla birlikte bodoslama aşağı sürüklenişimizi anlamak durumundayız.
İnsanlar bu sürüklenişin hemen herkesi sarmalamasını sessizce ve derinden seyrediyor sadece. Algı yanılsamasının girdabında kaybolup giden bir ruh haline sahip herkes. Yapılan hatalar yönlendiriyor bazen vicdanını kuma gömenleri. Bunların tutkuyla bağlı olduğu hiçbir şey yok. Sadece yaşıyorlar. Düşünme, algılama, yanlışı doğruyu ayırt etme yetisinden yoksunlar. Yoksa bir başkasının söylemesiyle insan doğru bildiğini bırakıp hataya yönelir mi? Kendini rastlantılara, sürüklenişe bırakır mı? Nereye varacağı belli olmayan yoz düşünceye kendini kaptırır mı? Başkalarına zarar vermek bir insanı rahatsız etmez mi? Demek etmiyor ki bunca olumsuzluklar, bunca gözyaşı, bunca hüzün, bunca çaresizlik yaşanıyor.
Olumsuzlukların önüne geçmenin en etkili yolu eğitimdir aslında. Eğitim gibisi var mı? Neyin doğru neyin yanlış olduğunu eğitimle öğreniyor insan. Kız ve erkek ayrımı yapmadan tüm evlatlarımızın geleceğe daha iyi hazırlanması için eğitilmelerini sağlamamız lazım. Süloların Hasan yeterli eğitimi alsaydı bir başkasının canına bu kadar korkusuzca ve sorgusuzca kıyabilir miydi?
Yıllar öncesini düşündü. Cumhuriyetin kurulduğu yılları. O yıllarda eğitime çok önem verilmişti. Köylerde yaşayan halkın eğitilebilmesi için okullar yapılmış, eğitmenler köylere gönderilmişti. O yıllarda eğitimin bilimin yol göstericiliğinde yürütülmesi esas alınmıştı. Kırsalda yaşayan halkın okuma yazma öğrenmesi, köy çocuklarının eğitim yoluyla yükselmesinin sağlanması ta o yıllarda eğitimin temel politikası olmuştu.
Eğitim ki öncelikle insanların aklını özgürleştirmeli. Araştıran, sorgulayan, eleştirebilen, çözüm arayabilen bireylerin yetiştirilmesi hedeflenmeli. Süloların Hasan eğitimden yeterince faydalanamamış ne yazık ki. Kendi aklıyla hareket etmemesi, vicdanını kuma gömüp, gözlerini kapaması bunu düşündürüyor.
Mehmet amca o gün, tam da kurşunun hedefini acımasızca bulduğu gün, sormuştu.
“Hocam” demişti “bu acı bu kıyım neden?”
Mehmet amcaya bakıp şunları söylemiştim o gün:
“Eller çatlamış
Eller yaralar içinde
Kimi zaman yorgun
Dinç
Kimi zaman irice
Narin,
Bilinmez duygular akıyor
Gözler yorgun
Gözler uykusuz
Bu uykusuz gecelerde
Bu nefessiz mevsimlerde
Kan revan yürekler
Direniyor koca beden
Dindirmek için acıları
Zulümler bitmiyor,
Ne de umut
Bir beden
Toprak kadar anaç
Toprak kadar bereket fışkıran
Ve bedenin üzerinde zulüm
Zulmün ardı arkası kesilmez
Kaç mevsim sürecek bilinmez.”
İşte böyle Mehmet amca. Ne yazık ki Anadolu coğrafyasının bilgeliğinin farkında olmayanlar, her şeyi kendi çıkarları çerçevesinde ele alıp değerlendirmenin aymazlığı içerisindeler. Her şeyin üzerinden, insanlığın üzerinden, dostluğun ve arkadaşlığın üzerinden buldozer gibi geçip gidenler, bu kadim topraklara ihanet içerisindeler.
Ve bizler; her sabah, evet her sabah ve ne yazık ki yıllardan beri oynanmakta olan kirli bir oyunun içinde güne başlıyoruz.
Cehalet ve ihanetin, yıkım ve kuşkunun; korku ve yalanın yeşermekte olduğunu görüyoruz.
Oysaki bu görkemli coğrafyada yüz yıllarca bir arada sorunsuzca yaşamış insanların evlatlarıyız. Bunu unutmuş olabilir miyiz?
Bu zamanlarda bilinmez duygular akın ediyor durmadan. Birileri bağırıyor sanırsın fısıltıyla geceler ve günler boyunca. Gökyüzünden bir parça kopuyor o an, günler boyu hem de durmadan, ağır yüklerin altında nefes bile almadan.

5 Şubat 2013 Salı

SİSLER ARASINDA

                                                       Ayvalık (Fotoğraf: Tufan Genç) 


İnsanlık tarihi…
Sayfa çevirip son yüzyılla vedalaşmış,
Yirmi birinci yüzyıla adım atmıştı.
Ve sonsuz bir hazan mevsiminin
Ritmiyle titreşen sarı yakut taşıydı sanırsın;
Kaybolup giden hayatlar yaşam nehrinde.
Bir de beyazı vardır yaşamın
Yaşamın hasıydı işte o, yaşamın gerçek yüzü.
Hani bozkırın göğünde geceleri
Göklerde parıldayan yıldızlar vardır ya
İşte öyle bir şey.
Lakin
Kimilerince
Ayrıntılı düşünmek hiç gerekmiyordu,
Kıyısından köşesinden anımsamak yetiyordu.


H.GÜZEL/ 05.02.2013

17 Ocak 2013 Perşembe

İNSANLARI ANLAMAK


24 Mayıs 2012 tarihli bir yazımı bloğda tekrar gözden geçirdim bugün. Bu yazıya arkadaşlarca yazılan yorumları da tekrar okudum. Ne güzel ve gerçekçi yorumlar yapmışlar. Yazıyı ve yorumları tekrardan burada yayınlamak istiyorum. İlgili yazıya yorum yazan arkadaşlara tekrardan teşekkür ederek. Hepsini saygıyla bir kez daha selamlıyarak.

[Yaşadığımız hayatın inişleri ve çıkışları vardır. Önemli olan o iniş ve çıkışlarda rotayı şaşırmamak, yalpalamamak, doğruyu, eğriyi, erdemi, yandaşlığı, rant elde etmeyi, adam sendeciliği vs. birbirinden ayırmaktır. Hayatta sevgi kadar acı da vardır, yıkımda. Kaynağını insan sevgisinden almayan bir sanat eseri var mıdır? Bence yoktur. O halde insan sevgisi nedir? Bunu bilmek, anlamak, hissetmek önemlidir. İnsan vardır sevgiye, ilgiye muhtaçtır. 
İnsan vardır ilgiyi ve sevgiyi hak etmez. Sonuçta doğru olanı seçmek gerekir.
Doğru olmak ise en başta dürüst olmayı gerektirir. Yalpalamamak, çıkarımız için diğerini ötelememek, sarsmamak, yok etmemek insanlığın ve doğruluğun bir gereğidir. Gelişmek, hayatın yaşanabilir olmasını sağlamak ise adaletsizliğe son vermekle mümkündür.
Hayatta araya mesafe koyacağımız insanlar mutlaka vardır. Bunu yaparken; kırarak, dökerek değil, yanlış olanı anlatarak yapmalıyız. Anlamayanı da hayatımızda çıkarmalıyız. Dost olup güveneceğimiz insanlarda azımsanmayacak kadar çoktur hiç şüphesiz. İnsanları tanımak kolay değildir, bu aynı zamanda herkesin isteğidir. Bir diğer önemli davranış şekli de, insanları kendi arzu ve isteklerimiz doğrultusunda yönlendirmek yerine, onları anlamaya çalışmaktır.]

YORUMLAR:
bence dostluklar çoğumsanmayacak kadar azaldı ne yazıkki. keşke öyle olmasaydı ama öyle. dost ve dostluklar kelimelerde kaldı.Hayırlı kandiller..
----Hüseyin GÜZEL25 Mayıs 2012 14:47
Teşekkürler. Sizinde kandiliniz hayırlı olsun
İnsanları anlamak aslında o kdar zor ki.Tespitleriniz çok güzel hocam.Şimdi insanların çoğunda bir gıybet almış başını gidiyor.Nefret ettiğim dedikoduları duymak bile beni deli ediyor.Çalışma yerimde de bu tür gıybetlerin sayısı artınca,çalışma yerimi değişmek zorunda kaldım.Şimdi kendime ait bir nöbet kulübem var.Küçük soğuk ama en azından gıybet yok.Teşekkürler...
--------Hüseyin GÜZEL25 Mayıs 2012 16:32
Söylediklerinize aynen katılıyorum. Bu yazdıklarınızın benzerine ben de yıllar önce şahit oldum. Yaşananları "Bir Konuşmanın Anatomisi" yazı dizisinde anlatmaya çalışıyorum aslında. Bu durumda çalıyı dolaşmak bence doğru olandır. Dedikodu sarmalına yakalanmaktansa uzak durmakta fayda var. Selam ve saygılar. İyi nöbetler diliyorum.
Hayat tek düze değildir. Elbette inişler, çıkışlar, düşüşler olması mümkün..Hayatın bu değişkenliği insan davranışları üzerinde de etkili oluyor..Hayat dersini iyi almış, kendini hayata hazırlamış, donanımlı insan davranışları üzerinde pek fazla olumsuz etkisi olmaz.Ama hayat konusunda acemi, bilgisiz kimseler de bahsettiğiniz gibi, şaşkın ördek ters ters yüzer ata sözünde olduğu gibi ortalığı birbirine katar, hata yapma riski çok fazladır.. Bizlere düşen de insanları anlamaya çalışmaktan ziyade onları olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmek ve imkanlarımız dahilinde düzeltme, gelişen dünyaya ayak uydurmalarına yardımcı olmak. Kaldı ki bu durum burada yazmaya benzemiyor elbet, hiçte kolay değil. Bu durumu beceremiyorsak, her an tetikte olmaktan başka yapılabilecek bir şey kalmıyor..Saygılar Hocam
----Hüseyin GÜZEL26 Mayıs 2012 19:53
Yorumunuz yine yerinde ve açıklayıcı, bilgilendirici. Yorumunuza şu deyimle ya da sözle katkıda bulunmak isterim. İllaki diğerine karşı çıkılacak tavır alınacak ya; "Hava bulutlu" diyen birine muhalifin verdiği cevap "bana ördek dedin". Adamcağız ne dedi? Hava bulutlu? Karşıdaki ne anladı "Hava bulutlu o halde yağmur yağacak, sende biriken suda ördek gibi yüzeceksin"...Bağlantıya bakar mısınız:) Lakin insanları bu haliyle nasıl olduğu gibi kabul edebilirsin ki? Adam taş, kaya, dediğim dedik aşamasında çakılmış kalmış. Bir santim ileriye gitmediği gibi adım adım geriye yol alıyor. Düşünce... Çağdaş ve uygulanabilir olanı arabesk cinsinden anlıyor. Bilgi yok, çakılmış kalmış bildiği bir kaç şeye. Ne desen ne yapsan adam tınmıyor. Benzer söylemlerde ustalaşmış. Dönüp dolanıp aynı merdivenden iniyor, çıkıyor. Şimdi bu kafaya sahip birine neyi nasıl anlatırsın? Saygılar.
Çalıştığım dönemlerde sizin yaşadıklarınıza benzer sıkıntılar yaşadım.. İnsanın olduğu her yerde maalesef bazı olumsuz hoş olmayan tarzda olayların yaşanılması kaçınılmaz..Şuan yaşadığım sitede de, sizin söylediğiniz türden insanlar çok fazla..Zannedersiniz ki bu insanlar ormandan gelmiş..Her fırsatta tepki verdim. Bir sonuç alamadım. farklı yöntem denemem gerektiğini düşündüm ve insanları birbirleriyle kaynaştırmanın sorunu çözeceğine karar verdim ve öyle yaptım.. Geçenlerde kızım izne gelmişti. Komşuları gördüğünde bana ilginç bir soru sordu; "Anne sen bunlardan ne alıyorsun?" Yani bunlar sana ne kazandıryor anlamında idi sorusu.. Ben de almıyorum kızım veriyorum oldu cevabım..Onlara onların yöntemiyle yaklaşıyorum ve inanıyorum ciddi anlamda değişmeler oldu.. Örneğin kimse kimseye selam vermezdi, komşuluk ilişkileri yok denecek kadar azdı. Şimdi gayet güzel kaynaştılar..Sizi ve sizin gibi öğretmenlerimi gerçekten taktir ediyorum..Uğraş veriyorsunuz.Bazı yerde bilmekte yetmiyor. Onu karşı tarafa aktarırıken en uygun yöntemi seçmek lazım.. Sizin verdiğiniz örenkte olduğu gibi. Söylenen sözle anlaşılan söz tamamen farklı olabiliyor..Mevlana'nın bu konuda çok güzel bir sözü var; Sen ne kadar bilirsen bil,Senin bildiğin karşındakinin anladığı kadardır..

Empati...Kimi zaman sorunu çözer. Komşuluk ilişkilerinde insan kendinden taviz verdikçe, diğerinin istediğini yaptıkça ...Evet...Sorun çözülür kısmen. Belki bir alışkanlıktır insanları birbirine yaklaştıran. Lakin, eğitim almış, belli bir kariyere sahip, düşüncesi sıradan insanların ilerisinde olması gerekenlerde bu söylediğiniz yaklaşım geçerli midir? Bence hayır. Çünkü geçmez. Çıkar ilişkisi alabildiğine sarıp sarmalamıştır küçük(!) insanların büyük(!) düşüncelerini. Sert bir poyrazda azgınlaşmış denizin dalgalarının insanın yüzüne bir şamar gibi vurmasına benzer hareketlerle karşılaşır insan. Hayatta insan diğerinin acımasızca acı çekmesine razı olandır. İnsan ilişkilerinde hep kendinden bir şeyler vererek birilerini yola getirmenin olasılığı düşüktür. Kuru odunu eğebilir misin? Belli düşüncenin beyinlerinde iz bıraktığı insanlarda kuru odun misalidir. Bakınız, o komşulara onların isteği dışında kendi düşüncenizi kabul ettirmeye (doğru olduğunu bildiğiniz) çalışın, nasıl tepki alacaksınız. Siz bile şaşarsınız. Konu çok yönlü düşünülebilir elbette. Sizin yaklaşımınız da Pavlov'un deneyi gibi alıştırma aşamasında . Bakalım kızınızın sorusuna ilerde de benzer cevabı verebilecek misiniz? İnsan bildiğini okur. Bence... Saygılar.
5-nurtendemirel26 Mayıs 2012 21:51
İnsanları anlamaya çalışmak...
Kesinlikle yapmamız gereken bu, biliyorum. Hiç kimseyi bizim isteklerimiz doğrultusunda yönlendiremeyiz. Bunu yapmaya çalışsak bile sonuç olumsuzdur daima. Empati denen şeyi ne kadar becerebilirsek karşımızdaki insanı o kadar iyi anlar ve iletişimsizliğe, çatışmalara son veririz. Bunu söylüyorum da kendim yapabiliyor muyum, o da ayrı. Yapmaya çalışıyorum sadece. Çok güzel bir yazıydı, teşekkürler Hüseyin bey.
----Hüseyin GÜZEL26 Mayıs 2012 23:43
Empati denen olguyu biz denesek, diğeri yine yan çizecektir. İnsan bu. Hep ben der yüzyıllardır. Bu ben olayını bir aşabilsek. İşte insanı anlayabiliriz o zaman. Ya da anlamaktan çok, birlikteliğe, birlikte dostça yaşamaya razı edebiliriz. İletişim çok önemli. Kabul. Lakin tek yönlü iletişim...Nereye kadar? Saygılar. Yorum için teşekkürler.