Yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2026 Cumartesi

SONRASI...


 Twitterde (X) de gerçek adını ve kimliğini saklayıp, çeşitli konularda fikir sahibi olmadan yorum yapan , beyni ile düşünmeyi bir kenara bırakmış , vicdansız, ahlaksız o kadar çok boş konuşan insan var ki, yaptıkları ipe sapa gelmez yorumlardan insan tiksiniyor...

Delikanlı, kişilikli, ahlaklı, karşıdakine saygısı olan zaten gerçek kimliği ile söyleyeceğini söyler, yalan dolan, üçkağıt, iftira ile uğraşmaz, merak ediyorum bunlar akşam eve gittiğinde varsa yetiştirdiği çocukların yüzüne nasıl bakıyor kişilik, güvenililik, dürüstlük, hak yememe, vicdanlı olma vs konularında nasıl örnek teşkil ediyor... Kısacası toplum öyle bir yere evrildi ki, kimin ne olduğu belli değil. Bir insan gerçek kimliğini neden saklama gereği duyar?
Sosyal paylaşımlarda dikkatimi çeken bir durum; gönderilerin altına, yanına yöresine yorum yazarken kendi düşüncelerini yazacağına, kolay yola kaçıp argo ve küfür yazıyorlar. Bunu yapanlarda bana göre ne bir kelime yazı yazma ne de okuma alışkanlığı var. Hasbelkader okur yazar olmuşlar. Modaya uyup bir de bilgisayar edinmişler. Ve yine modaya uyup sosyal paylaşım sitelerine üye olmuş, sayfa açmışlar. ...
Sonrası...
Sonrasında yazacakları bir şey yok ki.
Katkı yapacak bir düşünceleri....
Bunlarda bu durumda ne yapıyorlar?
Bol bol küfür, hakaret...
Bir kısmı sanırım bu şekilde rahatlıyor olmalı ki küfürü bir yaşam biçimi olarak belirlemişler. ...
Bu duruma ne denir varın siz hesabını yapın. Kendi anası, bacısına küfür edilse nasıl karşılar acaba? Bunun hesabını yapmadan serserice küfüre baş vuruyorlar. Bunlardan adam olsa ne yazar olmasa ne yazar.
Söylemlerinde öfkeni kontrol et, hakaret etme...
Yazacaklarını, söyleyeceklerini gerçek kimliğine yaz, söyle...
Hiç kimse bir başkasının öfkesini dinlemek ve kabul etmek zorunda değildir...
Oysa ki,
Dostluk ve kardeşlik...
Farklı anlayışlara, inançlara saygı...
Demokrasi ve özgürlük...
Çok şey mi istenenler !

29 Ağustos 2021 Pazar

SÖZ SÖYLEMEK İRFAN İSTER, ANLAMAK İNSAN


 

İletişim teknolojisinin gelişmesi, dünyanın dört bir yanında bulunan insanlarla, diğer yandan ülkemizin en ücra köşesinde bulunan insanlar arasında iletişimi artırması elbette olumlu bir gelişmedir.

Lakin, esas sorgulanması gereken şey, acaba insanlar arasında doğru bir iletişim kurulabiliyor mu?

Gazete sayfalarına, televizyon ekranlarına, bilgisayar ekranlarına, akıllı telefonlara, bu bağlamda sosyal medyaya düşen haberleri izliyor, yapılan yorumları okuyoruz.

Öyle bir noktadayız ki, ülkemizde ve dünyada yaşanan olaylara yapılan yorumlara baktığımızda, herkes kendisinin doğru başkalarının yanlış düşündüğü kısır döngüden, garabetten kurtulamıyor.

Söyledikleri ve düşündükleri yanlışta olsa, "dediğim dedik çaldığım düdük" sevdasından vazgeçmiyor.

Burnu havalarda.

Yaşanan olayların

Yazılıp çizilenlerin

Yapılan yorumların

İleri sürülen düşüncelerin doğru olup olmadığını sorgulamadan, araştırıp gerçeği öğrenme gereğini duymadan balıklama atlıyoruz.

Sonrası gelsin yalan yanlış haberler

Ötekileştirmeler

Hakarete varan sözler.

İnsan düşünüyor, toplum bu duruma nasıl geldi?

Bunun mutlaka sosyolojik bir açıklaması olmalı.

Farklı düşüncede olanlar birbirlerini anlamak yerine "hadi ordan" demeyi seçiyor.

İnsan zaman zaman geri çekilip izlemeli hem toplum yaşamını, hem de kendi yakın çevresini.

Çünkü, yaşam bizi er geç sınar.

Söylediklerimiz, sustuklarımız ve yaptıklarımızla.

Anadolu'da bir deyim vardır, "burnunda kıl aldırmamak" diye.

Egosu, kibiri ve bencilliği yaptıklarının önüne geçenlerin bu ülkeye bir faydası yoktur.

Gerçeği kabul etmeyen, kendi düşüncesinde direnip hatalı karar verenlerin yaptıkları bir işe yaramaz.

Diğer yandan ne dinlemeyi ne de anlamayı  seçenek olarak görmüyoruz.

Dinlemeyi ve anlamayı çoktan unuttuk.

Sosyal medya yazılı ve görsel basını çoktan bertaraf etmiş durumda.

Tüm dünyada bu böyle.

Teknolojinin önüne geçmek de olanaksız.

Ki zaten buna gerek de yoktur.

Her yetişkinin elinde ve hatta çocukların elinde akıllı telefonlar ve tabletler var.

Sabah kalktığımız da yaptığımız ilk iş, sosyal medyaya göz atmak oluyor genelde.

Özellikle Facebook, Twitter gibi alanlarda yazılanların bir kısmı insanı şaşkına çeviriyor.

Yazılanlara doğru bildiğimizi yazdığımızda "bırakın anlamayı dinlemeyi ya okkalı bir küfürle, hakaretle karşılaşıyorsunuz ya da engelleniyorsunuz."

Fuzuli'nin dediği gibi, "söz söylemek irfan ister, anlamak insan."

 

7 Ocak 2017 Cumartesi

YAZILACAK HER CÜMLE DÜŞÜNÜLEREK YAZILMALI



Derler ki "her okur kendini okur", "her yazar da kendini yazar". Dolayısıyla insan kendini kuşatan, varlığını saran dış ve iç dünyasını yazar. Ve onlarca yılda süregelen ayak izlerinin bıraktığı öyküleri.
Gazetelerde ve web sitelerinde yazılanları çizilenleri okuruz. Yazılan çizilenlere farklı görüşlere sahip olanlar tarafından yorumlar yapılır. Kimi zaman yapılan yorumlar doğru olanı yansıtmaz. Yapılan yorum yapanın dünya görüşünü, yaşam anlayışını empoze etmek amaçlıdır.
Sosyal medya hesaplarında bunu yapanlara rastlamak şaşırtıcı değil.
Bu yaklaşım okurun zihnine soru tohumları eker, onları yanlış yönlendirip çıkmaz sokakta yalnız bırakır.
Oysa sorumluluk bilinciyle hareket edenin görevi, toplumsal duyarlılığı göz ardı etmeden düşüncelerini dile getirmektir. Fikir ve düşünce özgürlüğünün gereği de budur.
İnsanlara sığınak yapmak insanı nasıl ayakta tutarsa, yazmak ve okumak da insanı ayakta tutar. Varlık sebebimiz toplumun geleceğidir. Yazılacak her cümle düşünülerek yazılmalı.
Davranışlarımız dünyada tecrübe edilen, davranışlara sadık olmalı; etik anlayışımız hem kendimize hem çevreye zıt olmamalı.
Okurun yol haritasını bu davranışlar yönlendiriyor.
Farklı coğrafyalarda yaşayan insan o coğrafyanın şartlarına göre, fikirlerini beyan eder. Kendi anlayışına uygun olan neyse ona göre davranır. Toplum psikolojisinin ve algı yönetiminin bir sonucudur bu.
Buna algı yanılsaması da diyoruz.
Ancak fikir beyan ederken, yazarken yada çizerken dönülemeyecek kırmızı çizgiler geçilmemeli. Söylencelerle gerçekleri bir potada eritirken pek çok insanın bakıp göremediği ama kendi içinde derinlik barındıran gerçekler okura ulaştırılmalı.
Söz söylenip yazılı doküman haline gelmişse, velev ki doğru olan yazılmamışsa, aklıselim düşünüldüğünde, nasıl bir hata yapıldığı görülecektir. Kapsamlı araştırmanın gereğinin yerine getirilmediği de.
İnsan egosunda bencillik ve ben’lik kavramları vardır. Bu kavramların baskın olup olmaması da o kişinin ters köşeye yatıp yatmamasını etkiler.
Üstesinden gelebileceğimiz sorunlar her daim vardır. Sorunların üstesinden gelip, toplumu rahatlatıcı önlemler alma ve çözüm üretmekte.
Yaptığımız değerlendirmelerle sorunları daha da içinden çıkılmaz hale getirmemeliyiz.
Toplumu kutuplaştırmak, diğerini ötekileştirmek doğru bir yaklaşım değildir. Ortak paydada birleşmemek ve karar vermemek de.


17 Ocak 2013 Perşembe

İNSANLARI ANLAMAK


24 Mayıs 2012 tarihli bir yazımı bloğda tekrar gözden geçirdim bugün. Bu yazıya arkadaşlarca yazılan yorumları da tekrar okudum. Ne güzel ve gerçekçi yorumlar yapmışlar. Yazıyı ve yorumları tekrardan burada yayınlamak istiyorum. İlgili yazıya yorum yazan arkadaşlara tekrardan teşekkür ederek. Hepsini saygıyla bir kez daha selamlıyarak.

[Yaşadığımız hayatın inişleri ve çıkışları vardır. Önemli olan o iniş ve çıkışlarda rotayı şaşırmamak, yalpalamamak, doğruyu, eğriyi, erdemi, yandaşlığı, rant elde etmeyi, adam sendeciliği vs. birbirinden ayırmaktır. Hayatta sevgi kadar acı da vardır, yıkımda. Kaynağını insan sevgisinden almayan bir sanat eseri var mıdır? Bence yoktur. O halde insan sevgisi nedir? Bunu bilmek, anlamak, hissetmek önemlidir. İnsan vardır sevgiye, ilgiye muhtaçtır. 
İnsan vardır ilgiyi ve sevgiyi hak etmez. Sonuçta doğru olanı seçmek gerekir.
Doğru olmak ise en başta dürüst olmayı gerektirir. Yalpalamamak, çıkarımız için diğerini ötelememek, sarsmamak, yok etmemek insanlığın ve doğruluğun bir gereğidir. Gelişmek, hayatın yaşanabilir olmasını sağlamak ise adaletsizliğe son vermekle mümkündür.
Hayatta araya mesafe koyacağımız insanlar mutlaka vardır. Bunu yaparken; kırarak, dökerek değil, yanlış olanı anlatarak yapmalıyız. Anlamayanı da hayatımızda çıkarmalıyız. Dost olup güveneceğimiz insanlarda azımsanmayacak kadar çoktur hiç şüphesiz. İnsanları tanımak kolay değildir, bu aynı zamanda herkesin isteğidir. Bir diğer önemli davranış şekli de, insanları kendi arzu ve isteklerimiz doğrultusunda yönlendirmek yerine, onları anlamaya çalışmaktır.]

YORUMLAR:
bence dostluklar çoğumsanmayacak kadar azaldı ne yazıkki. keşke öyle olmasaydı ama öyle. dost ve dostluklar kelimelerde kaldı.Hayırlı kandiller..
----Hüseyin GÜZEL25 Mayıs 2012 14:47
Teşekkürler. Sizinde kandiliniz hayırlı olsun
İnsanları anlamak aslında o kdar zor ki.Tespitleriniz çok güzel hocam.Şimdi insanların çoğunda bir gıybet almış başını gidiyor.Nefret ettiğim dedikoduları duymak bile beni deli ediyor.Çalışma yerimde de bu tür gıybetlerin sayısı artınca,çalışma yerimi değişmek zorunda kaldım.Şimdi kendime ait bir nöbet kulübem var.Küçük soğuk ama en azından gıybet yok.Teşekkürler...
--------Hüseyin GÜZEL25 Mayıs 2012 16:32
Söylediklerinize aynen katılıyorum. Bu yazdıklarınızın benzerine ben de yıllar önce şahit oldum. Yaşananları "Bir Konuşmanın Anatomisi" yazı dizisinde anlatmaya çalışıyorum aslında. Bu durumda çalıyı dolaşmak bence doğru olandır. Dedikodu sarmalına yakalanmaktansa uzak durmakta fayda var. Selam ve saygılar. İyi nöbetler diliyorum.
Hayat tek düze değildir. Elbette inişler, çıkışlar, düşüşler olması mümkün..Hayatın bu değişkenliği insan davranışları üzerinde de etkili oluyor..Hayat dersini iyi almış, kendini hayata hazırlamış, donanımlı insan davranışları üzerinde pek fazla olumsuz etkisi olmaz.Ama hayat konusunda acemi, bilgisiz kimseler de bahsettiğiniz gibi, şaşkın ördek ters ters yüzer ata sözünde olduğu gibi ortalığı birbirine katar, hata yapma riski çok fazladır.. Bizlere düşen de insanları anlamaya çalışmaktan ziyade onları olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmek ve imkanlarımız dahilinde düzeltme, gelişen dünyaya ayak uydurmalarına yardımcı olmak. Kaldı ki bu durum burada yazmaya benzemiyor elbet, hiçte kolay değil. Bu durumu beceremiyorsak, her an tetikte olmaktan başka yapılabilecek bir şey kalmıyor..Saygılar Hocam
----Hüseyin GÜZEL26 Mayıs 2012 19:53
Yorumunuz yine yerinde ve açıklayıcı, bilgilendirici. Yorumunuza şu deyimle ya da sözle katkıda bulunmak isterim. İllaki diğerine karşı çıkılacak tavır alınacak ya; "Hava bulutlu" diyen birine muhalifin verdiği cevap "bana ördek dedin". Adamcağız ne dedi? Hava bulutlu? Karşıdaki ne anladı "Hava bulutlu o halde yağmur yağacak, sende biriken suda ördek gibi yüzeceksin"...Bağlantıya bakar mısınız:) Lakin insanları bu haliyle nasıl olduğu gibi kabul edebilirsin ki? Adam taş, kaya, dediğim dedik aşamasında çakılmış kalmış. Bir santim ileriye gitmediği gibi adım adım geriye yol alıyor. Düşünce... Çağdaş ve uygulanabilir olanı arabesk cinsinden anlıyor. Bilgi yok, çakılmış kalmış bildiği bir kaç şeye. Ne desen ne yapsan adam tınmıyor. Benzer söylemlerde ustalaşmış. Dönüp dolanıp aynı merdivenden iniyor, çıkıyor. Şimdi bu kafaya sahip birine neyi nasıl anlatırsın? Saygılar.
Çalıştığım dönemlerde sizin yaşadıklarınıza benzer sıkıntılar yaşadım.. İnsanın olduğu her yerde maalesef bazı olumsuz hoş olmayan tarzda olayların yaşanılması kaçınılmaz..Şuan yaşadığım sitede de, sizin söylediğiniz türden insanlar çok fazla..Zannedersiniz ki bu insanlar ormandan gelmiş..Her fırsatta tepki verdim. Bir sonuç alamadım. farklı yöntem denemem gerektiğini düşündüm ve insanları birbirleriyle kaynaştırmanın sorunu çözeceğine karar verdim ve öyle yaptım.. Geçenlerde kızım izne gelmişti. Komşuları gördüğünde bana ilginç bir soru sordu; "Anne sen bunlardan ne alıyorsun?" Yani bunlar sana ne kazandıryor anlamında idi sorusu.. Ben de almıyorum kızım veriyorum oldu cevabım..Onlara onların yöntemiyle yaklaşıyorum ve inanıyorum ciddi anlamda değişmeler oldu.. Örneğin kimse kimseye selam vermezdi, komşuluk ilişkileri yok denecek kadar azdı. Şimdi gayet güzel kaynaştılar..Sizi ve sizin gibi öğretmenlerimi gerçekten taktir ediyorum..Uğraş veriyorsunuz.Bazı yerde bilmekte yetmiyor. Onu karşı tarafa aktarırıken en uygun yöntemi seçmek lazım.. Sizin verdiğiniz örenkte olduğu gibi. Söylenen sözle anlaşılan söz tamamen farklı olabiliyor..Mevlana'nın bu konuda çok güzel bir sözü var; Sen ne kadar bilirsen bil,Senin bildiğin karşındakinin anladığı kadardır..

Empati...Kimi zaman sorunu çözer. Komşuluk ilişkilerinde insan kendinden taviz verdikçe, diğerinin istediğini yaptıkça ...Evet...Sorun çözülür kısmen. Belki bir alışkanlıktır insanları birbirine yaklaştıran. Lakin, eğitim almış, belli bir kariyere sahip, düşüncesi sıradan insanların ilerisinde olması gerekenlerde bu söylediğiniz yaklaşım geçerli midir? Bence hayır. Çünkü geçmez. Çıkar ilişkisi alabildiğine sarıp sarmalamıştır küçük(!) insanların büyük(!) düşüncelerini. Sert bir poyrazda azgınlaşmış denizin dalgalarının insanın yüzüne bir şamar gibi vurmasına benzer hareketlerle karşılaşır insan. Hayatta insan diğerinin acımasızca acı çekmesine razı olandır. İnsan ilişkilerinde hep kendinden bir şeyler vererek birilerini yola getirmenin olasılığı düşüktür. Kuru odunu eğebilir misin? Belli düşüncenin beyinlerinde iz bıraktığı insanlarda kuru odun misalidir. Bakınız, o komşulara onların isteği dışında kendi düşüncenizi kabul ettirmeye (doğru olduğunu bildiğiniz) çalışın, nasıl tepki alacaksınız. Siz bile şaşarsınız. Konu çok yönlü düşünülebilir elbette. Sizin yaklaşımınız da Pavlov'un deneyi gibi alıştırma aşamasında . Bakalım kızınızın sorusuna ilerde de benzer cevabı verebilecek misiniz? İnsan bildiğini okur. Bence... Saygılar.
5-nurtendemirel26 Mayıs 2012 21:51
İnsanları anlamaya çalışmak...
Kesinlikle yapmamız gereken bu, biliyorum. Hiç kimseyi bizim isteklerimiz doğrultusunda yönlendiremeyiz. Bunu yapmaya çalışsak bile sonuç olumsuzdur daima. Empati denen şeyi ne kadar becerebilirsek karşımızdaki insanı o kadar iyi anlar ve iletişimsizliğe, çatışmalara son veririz. Bunu söylüyorum da kendim yapabiliyor muyum, o da ayrı. Yapmaya çalışıyorum sadece. Çok güzel bir yazıydı, teşekkürler Hüseyin bey.
----Hüseyin GÜZEL26 Mayıs 2012 23:43
Empati denen olguyu biz denesek, diğeri yine yan çizecektir. İnsan bu. Hep ben der yüzyıllardır. Bu ben olayını bir aşabilsek. İşte insanı anlayabiliriz o zaman. Ya da anlamaktan çok, birlikteliğe, birlikte dostça yaşamaya razı edebiliriz. İletişim çok önemli. Kabul. Lakin tek yönlü iletişim...Nereye kadar? Saygılar. Yorum için teşekkürler.