Yılın belli dönemlerinde zaman zaman genelde birkaç gün önceden, hatta bazı aylar birkaç hafta önceden alıntılar, düşünceler, fikirler not ederdim karalama defterime.. Bir heyecan duyardım içimde. Yılda bir kez de olsa kendim için bir yazı yazmak, kişisel tarihime bir şerh düşmek, buna özenmek iyi hissettirirdi. Düşünmemi ve bir değerlendirme yapmamı sağlardı. Bu düşünceleri kafamda bir sıraya koyma gayreti beni dinginleştirirdi. Yazmak oldum olası iyi hissettirdi gerçi, yazabilmekse yaşanan olumsuzlukları gördükçe, insanları tanıdıkça, sanki her geçen gün daha zor olmaya başlamış gibi.
24 Ekim 2025 Cuma
DEFTERİN KALAN SAYFALARI BOŞ
Yılın belli dönemlerinde zaman zaman genelde birkaç gün önceden, hatta bazı aylar birkaç hafta önceden alıntılar, düşünceler, fikirler not ederdim karalama defterime.. Bir heyecan duyardım içimde. Yılda bir kez de olsa kendim için bir yazı yazmak, kişisel tarihime bir şerh düşmek, buna özenmek iyi hissettirirdi. Düşünmemi ve bir değerlendirme yapmamı sağlardı. Bu düşünceleri kafamda bir sıraya koyma gayreti beni dinginleştirirdi. Yazmak oldum olası iyi hissettirdi gerçi, yazabilmekse yaşanan olumsuzlukları gördükçe, insanları tanıdıkça, sanki her geçen gün daha zor olmaya başlamış gibi.
14 Aralık 2023 Perşembe
AYNI ÜVENDİREYE KOŞULMAK !
Yıllar
önce bir sonbahar gününde başladığım yazı yazma tutkusu, aşinası olduğum edebiyatın yanı sıra, internet
dünyasını da yakından takip etmeme neden oldu.
Böylece İnci Aral’ın dediği gibi “Edebiyat
dünyasına, kitap piyasasının geliştiği doksanlı yıllarla birlikte hâkim olan
bir kural var. Eleştirmek yok” la da tanışmış oldum.
Yazarken
ya da yazılanları yorumlarken; tanıtacak, ana temayı oluşturan birkaç önemsiz
noktaya değinecek, öveceksin.
Süreç içerisinde
cesur yazıların yanı sıra umudu bir başka bahara bırakmış karalamalarla da
karşılaştım.
Birikmiş
suskunlukların cesur kalemleri eleştiri yoksunu
kıldığına şahit oldum.
Oysaki
yazarın da, okurunda kırmadan, dökmeden yapılacak gerçekçi, ayağı yere basan,
sağlam eleştiri ve gözleme ihtiyacı var.
Ne yazık
ki bu göz ardı edildi. Edilmekte.
Yalaka ve
evet efendimci bir yazın ve eleştiri anlayışı deyim yerindeyse internet ve
yazın dünyasına cuk oturdu.
Yazılanların,
çizilenlerin tartışılması, aşırı uyuma alışmış evet efendimcilerin işine
gelmemekte. Unutulanınsa yazılan çizilenlerin var oluş nedeninin eleştiri olduğudur.
M. Sadık Aslankara’nın
deyimi ile “Çağımızın belki de en büyük çelişkisi, bir yandan bireysellik vurgusu
yapılırken öte yandan herkesin aynı üvendireye koşulmak istenmesi” nin
kabul görmesine itiraz edenin olmamasıdır.
7 Ocak 2017 Cumartesi
YAZILACAK HER CÜMLE DÜŞÜNÜLEREK YAZILMALI
Derler ki "her okur kendini okur", "her yazar da kendini yazar". Dolayısıyla insan kendini kuşatan, varlığını saran dış ve iç dünyasını yazar. Ve onlarca yılda süregelen ayak izlerinin bıraktığı öyküleri.


