19 Ekim 2026 Pazartesi

DEFTERİN SAYFALARI BOŞ

Yılın belli dönemlerinde zaman zaman genelde birkaç gün önceden, hatta bazı aylar birkaç hafta önceden alıntılar, düşünceler, fikirler not ederdim karalama defterime.. Bir heyecan duyardım içimde. Yılda bir kez de olsa kendim için bir yazı yazmak, kişisel tarihime bir şerh düşmek, buna özenmek iyi hissettirirdi. Düşünmemi ve bir değerlendirme yapmamı sağlardı. Bu düşünceleri kafamda bir sıraya koyma gayreti beni dinginleştirirdi. Yazmak oldum olası iyi hissettirdi gerçi, yazabilmekse yaşanan olumsuzlukları gördükçe, insanları tanıdıkça, sanki her geçen gün daha zor olmaya başlamış gibi.
Bugün fark ediyorum ki bu yıl için son günlerde ne bir alıntı not almışım kenara ne de bir taslak hazırlamışım. Defterin kalan sayfaları boş. Ha, yazmak zorunda mıyım? Bu bence artık yanlış bir soru.

 

TEDİRGİN

Kaygı denince akla ilk gelen şey, başa çıkmakta zorlandığımız sorunların bizde yarattığı tedirginliktir.
Ne yazık ki, insanlar karşılaştığı sorunlarla yüzleşmek yerine kaygıya sığınıyor.
Oysa ki, sorunlardan kaçmak yerine, yapılması gereken ilk iş, sorunlarla yüzleşmektir.
Sonuçta ise, var olan sorunun çözümü için çaba sarfetmeyi düşünmek gerekir.
Eğer, çözüm için bir bedel ödemek gerekiyor ise, o bedeli göze almalıyız.
Toplumsal sorunlar için çözüm, toplumsal destek ile mümkündür.
Günümüzün insanı ise kaygılı
tedirgin
huzursuz...
İşsizlik ve pahalılık önü alınamaz bir yaşam sorunu.