Öğretmenlik hayatımız boyunca, yıllarca özveri ile çalıştık, çabaladık, okulun duvarlarına öğrencilerimizle birlikte resim çizip boyadık.
2 Haziran 2026 Salı
ÖĞRETMEN OLMAK
Öğretmenlik hayatımız boyunca, yıllarca özveri ile çalıştık, çabaladık, okulun duvarlarına öğrencilerimizle birlikte resim çizip boyadık.
15 Nisan 2025 Salı
ÖĞRETMEN
Adam, ilkokul öğretmenini parkta görünce, utanarak yanına yaklaşıp "hocam beni tanıdınız mı?" dedi.
24 Kasım 2023 Cuma
ÖĞRETMEN OLMAK
Kendini eğitime adayana. Öğrencilerini sevgiyle kucaklayıp, onlara öz güven aşılayıp , iyi birer birey olmaları için çabalayana.
13 Kasım 2023 Pazartesi
O YILLARDA ÖĞRETMEN OLMAK
Bir
kış akşamı, Akbaba dağından vınlayarak gelen soğuk ve sert rüzgârın uğultusu
etrafı sarsıyordu. Hafta sonuydu.
Hava
çoktan kararmıştı. Köydeki bir iki dükkan kapanmış, köylüler akşamın alacasında
kahvelerde yanan sobanın etrafında toplanmışlardı olasılıkla. Bir kısmı da gün
içindeki bütün koşuşturmanın ardından tükenmekte olan güçlerini bir an önce
evlerine ulaşmak, rüzgarın ve soğuğun şiddetinden kurtulmak için tüketiyordu.
Anadolu'nun
kuzey doğusunda, Ermenistan sınırında bulunan Cala da, gaz lambası ışığında,
etrafın pek seçilemediği odanın orta yerinde yanan sobanın başına sokulmuş,
ısınmaya çalışıyorlardı. Kendi ruhsal dünyalarına, geçmişlerine, rüyalarına
dalmışlardı. Sessizliği yanan sobanın gürültüsü bozuyor, adeta fırtınanın sesi
ile yarışıyordu. Lambanın loş ışığında oluşan gölgelere dikmişlerdi gözlerini.
Dışarıda
kar fırtınası başladı başlayacaktı.
Odanın
içinde yanan sobanın ateşi içlerini ısıtmıştı. Ama dışarıda hava en az eksi
otuz dereceydi. Dışarıya çıkmanın olanağı yoktu.
Avuçlarının
içinde bir dolup bir boşalan, yanan sobanın üzerinde demledikleri çaylarını
yudumluyor, bir yandan da içinde bulundukları durumla dalga geçiyorlardı.
Omuzlarında ağır bir yük varmışçasına huzursuzdular.
Etkili
kar yağışı yolları kaparsa diye. Kapanan yolların açılması belki günler
alabilirdi.
Sinan
çayını bir kenara bırakıp, "Yollar kapanırsa
ne yapacağız" Ömer dedi sıkıntılı.
Ömer
her zamanki tavrını bozmadan gülümsedi.
"Yapacak bir şey yok."
"Nasıl yok. Yollar kapanırsa
ekmek gelmez."
"Gelmezse gelmesin"
dedi Ömer.
Ömer
haklıydı. Yapacak bir şey yoktu.
Aradan
çok geçmeden beklenen kar fırtınası uğultuyla kapıları zorlamaya başlamıştı.
Odanın
tek penceresi damın üstündeydi bereket.
Sinan az da olsa rahatlamak için, "günlerdir böyle fırtına olmadı"
dedi, Ömer'e endişeyle.
Ömer
sessizce yanan sobadan sızan alevlerin odanın tavanındaki ışık oyununu izliyordu.
Cevap vermedi. Yollar kapanır da kapana kısılırsak ekmeksiz ne yapacaklardı?
Bunu
düşünmemişlerdi daha önce. Düşünmeye de zaman olmamıştı. Kış şartlarında yöreye
gelmişlerdi. Yabancıydılar. Yörenin şartlarının ağırlığı ile karşı karşıya
kalmışlardı. Gördükleri yerler Anadolu'nun batısıydı o güne kadar. Doğusunun
şartlarını ne soran ne de anlatan olmuştu.
İmkansızlığın
ne olduğunu az da olsa yaşamaya başlamışlardı. Yörede günü herkesten farklı
yaşamak mümkün değildi. Burada insanların bu mevsimde hayatlarını nasıl
sürdürdüklerinin ipuçlarını bu sert ve dondurucu soğuk az da olsa öğretiyordu.
Başlangıçta
ısınma sorununu halletmeye uğraşmışlardı. Henüz o günlerde kar yağmadığı için
yollar kapanınca gelmeyecek olan ekmeği nasıl temin edeceklerini akıllarına dahi getirmemişlerdi.
Getirmemişlerdi
ama şartlar acımasızdı.
Dizginlenemez bir heyecan vardı içlerinde.
Aşılmaz dağların arasında, sevinç, korku ve kaygı, umut ve umutsuzluk, yarın ne
olacağına duyulan merak.
Bir
bilinmezle karşı karşıya olmanın getirdiği çaresizlik.
"Gelmezse gelmesin!"
diye tamamladı sözünü Sinan.
"Aliyar amcanın bakkal dükkanı
var ya!"
"Evet var."
"Alırız bir kaç paket makarna
evdekilere ilaveten, olur biter."
"Başka çaremizde yok zaten.
Lakin ekmeğin yerini her daim makarna tutmaz ki" .
"Ne yapmayı düşünüyorsun bu
durumda, ne yapmalıyız?"
"Yapacağımız tek şey var.
Köylünün yaptığını yapmak."
"Ne yani çuvalla un alıp ekmek
mi yaptıracağız?" dedi Ömer.
"Lordun oğlu, ne yapacağız
başka bir çözüm yolu varsa söyle de onu yapalım."
Sıkıntı
bastığında gözlüklerini silmeyi alışkanlık haline getirmişti. Gözlüklerini
sildi.
Tekrar
taktı.
Çıkardı
tekrar sildi.
Ömer'in
bu hareketi yaparken vereceği kararı düşündüğünü biliyordu Sinan.
Ömer
sıkıntıyla Sinan'ın yüzüne baktı.
"Başka çare gözükmüyor!" dedi.
"Havalar biraz düzelince un
alıp ekmek yaptırmak lazım. Şenlik beye sorarız. O bize yol yordam
gösterir."
24 Kasım 2021 Çarşamba
ÖĞRETMEN
Öğretmenlik,
onur verici kutsal bir meslektir bilene.
Kendini
eğitime adayana.
Öğrencilerini
sevgiyle kucaklayıp, onlara öz güven aşılayıp, iyi birer
birey olmaları için çabalayana.
Çünkü,
çocukları geleceğe hazırlamakta, iyiyi, kötüyü, yanlış, doğruyu, adaleti,
eşitliği, insan haklarını, vatan sevgisini öğretmektedir.
Demokratik
değerler ancak aydın, idealist öğretmenlerin
süzgecinden geçip membasından pınar misali öğrencilerine akar.
Bir dağ köyü
ıssızlığın da,
Bir şehir
keşmekeşinde.
İster
istemez, umutlar kırılırken, hayaller sukuta uğrarken,
Kimi
kez kendine yetmezken,
Öğretmeni
ayakta tutan masum çocukların içli tebessümleri, derin bakışları
değil midir yorgunluğunu unutturan.
Kendi
içinde türlü nedenlerle kayıp gitme noktasına gelen bir öğrenciye
yerine göre ana, baba olmak, onu en iyi şekilde yetiştirip
başarıya ulaşması için rehberlik etmek , kazanımlarıyla gurur duymak,
bir öğretmen için ne mutluluk verici bir duygudur.
Bu Bağlamda, bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü.
Bugün, Türkiye
Büyük Millet Meclisi'nin Atatürk'e Millet Mektepleri Başöğretmenliği unvanını
verdiği gün.
Geleceğimize
ışık tutan, ulusumuzun teminatı çocuklarımızı ve gençlerimizi fedakarca hayata
hazırlayan, dünyanın en kutsal vazifesini yapan öğretmenlerimizin günü.
Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün
"Öğretmenler; Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcilerini
sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır" sözünü
unutmadan
Eğitimin önemini benimseyen, zor şartlarda bile eğitimi devam ettirmek için mücadele eden, Atatürk'ün açtığı yolda çağdaş medeniyet seviyesine tavizsiz yürüyen öğretmenlerin "öğretmenler günü" kutlu olsun.




