Tarih boyunca değişik coğrafyalarda toplumun
izlediği yol çizgisinde yaşanan haksızlıklar ve insafsızlıklar vardır. Dolayısıyla,
her insanın yaşamı boyunca iyi ya da kötü maruz kaldığı olaylar karşısındaki düşüncesi
de yaşadıkları da farklıdır. İster istemez yaşanan haksızlıklar ve
insafsızlıklar karşısında öfkelenenlerin yanı sıra öfkeye kapılmayanlar da
vardır...
Aslında öfke yüreğe yüktür...
Yarar yerine zarar getirir...
Yaşanan sıkıntıları akılcı bir
yaklaşımla ele almak ve çözüm üretmek en doğru seçenektir...
Gerek insani ilişkilerde gerekse yaşanılan
ortamda insanı çileden çıkaracak, öfkelendirecek durumlar yok diyemeyiz...
Hiçbir coğrafyada bunun önüne geçmek mümkün
olmamıştır...
Her daim toplumda kabul gören, zikzaklar
çizmeyen doğru bir çizgide, zorlukların ve haksızlıkların üstesinden gelip, öfke
kıskacından kurtulmalıyız...
Yaşanan her öykü her olay bizler için birer
derstir...
Önemli olan o dersi çıkarıp, yaşananların sebep
ve sonuçlarını analiz etmektir...
Zor yaşam koşulları karşısında giderek tükenen,
kahrolan, hep başkaları için yaşayıp, fedakârlık eden insanların da bir öyküsü
vardır...
Ekonominin içine aldığı kafes ortamında çoğu
kez, hafızamda yer etmiş, asla silinmesi mümkün olmayan çocukluğumda
yaşadıklarımı, çekilen sıkıntı, çile ve acıları düşünürüm...
O yıllarda sahip oldukları birkaç parça tarla ve
birkaç koyundan ibaret olan mal varlığıyla çocuklarını muhannete muhtaç etmeden
yetiştirmenin gayreti ile olağanüstü bir çaba sarf eden ana ve babamın zorlu
koşullara karşı verdikleri amansız mücadeleyi hatırlarım...
Onların çocukları için olağanüstü bir fedakârlık
yaptıklarını şimdi daha iyi anlıyorum...
Gelir yetersizdi ama önemli değildi...
Kendilerinden önce atalarının izlediği yol
çizgisinde alın teri ile ilerliyorlardı...
Anadolu'nun ücra bir köyünde taşıdıkları ağır
yükle birlikte, doğru ve yanlışı, içten gelen deprem uğultusuna benzer öfkeyi,
mavi gökyüzünün dinginliğine benzer sessizliği gülümseyerek
kabulleniyorlardı...
Yaşadıkları coğrafyada var olmanın amansız
mücadelesi, bozkırın ortasında, kimi zaman gün boyu bir damla suya muhtaç
kurumuş dudaklarda kendini gösteriyor, kimi zamanda derin vadi ve sarp dağ yamaçlarında,
rüzgârın hiddetine karşı koymaya çalışıyorlardı...
Kısacası zor yıllardı...
Ama tek bir şikâyete yer vermeden...
Yılgınlığa düşmeden...
Pes etmeden...
Umudunu yitirmeden, kaygıya teslim olmadan...
Her ikisi de çocuklarının geleceğinin kendileri
gibi zor koşullara mahkûm olmaması için çaba içindeydi...
Haksızlıklara uğrasalar da kendileri bir diğerine
karşı insafsızlık içine asla düşmediler...
Başardılar...
Onlara minnet borçluyuz...
Bizleri topluma yararlı birer evlat olarak
yetiştirdikleri için...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder