Mavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2018 Pazartesi

BÖYLE GÜNDE GİDİLİR Mİ?


Şimdi gözlerime sessiz hüzünler yağıyor
hücrelerim bin parçaya bölünmüşken anılarda.
Sığınıp mahcup bakışlarına
ve bir çocuk gibi 
uzaklarda
mavi başlangıçlar düşlüyorum.
İnan bana gün gelecek
"zaten ters adamdı diyecekler,
böyle zamanda gidilir mi?"
belki  adın kalacak bir süre belleklerde
sonrasında sararmış fotoğraflarda kalkacak...
Bana sorarsan eğer,
özgürlüğün türküsünü
dinlemek isterim
korkulu düşlerden uzak yakamozlarla.
Ve yasaklanmışken tutkularım,
hapsolmuşken karanlıklara
en çok aydınlıktan utanırım.


Hüseyin Güzel/30 Nisan 2018/ İst.

30 Haziran 2013 Pazar

GÖREBİLİYOR MUYUZ?



GÖREBİLİYOR MUYUZ?
Yağmuru, kum fırtınasını, buzul çatlağını
Rüzgârı, güneşi, yıldızları
Dalganın kıyısında ışığı
Taze dal hevenklerinde serinliği
Başımızı kaldırıp baktığımızda gökyüzüne umudu görebiliyor muyuz?
Hasretlerimizi, bölük pörçük anılarımızı
Bitip tükenmeyen acısını yüreğimizin
Gidenlerimizi, yaşayanlarımızı, insanımızı
Sonsuz beyazı, gülün mavisini ilmek ilmek
Fırtınaların kutsadığı dağ çiçeklerinin uyanışını görebiliyor muyuz?

(Hüseyin Güzel-30.06.2013/ İstanbul.)

24 Haziran 2013 Pazartesi

BELKİ BİR GÜN BİR TREN GELİR UZAKTAN KİMSE İNMEZ

Meraklı bir yapımız var. Köylüsüyle kentlisiyle ateşle barut gibiyiz her nedense. Etrafımızda yaşayanların işleriyle, yaptıklarıyla, davranışlarıyla yakından ilgileniriz. Kendi davranışlarımızı mercek altına alıp irdelemek yerine başkalarınınkini irdelemeyi severiz. Oysaki bunlar zaaftır, eksikliktir. Bu durumda en sevmediği diken burnunun ucunda biter insanın. Hayallerini, geleceklerini, düşüncelerini yıkmaya çalışırlar. Oysaki her fidan kendi toprağında nefeslenir. Farklı topraklar ona göre olmayabilir.
Toplumda yaşayan bireylere düşen önemli görev ve sorumluluklar vardır. Bu görev ve sorumluluklar; hem kendileri, hem çevreleri, hem aileleri için çok önemlidir. Uyulması gereken sorumluluklar ihmal edildiğinde toplumda bir takım sorunların baş göstermesi kaçınılmazdır. Hata yapan illaki başkasının vereceği kararı uygulamak ve yandaşlık yapmak durumunda kalır.
Sağır, kör, acımasız olmamak, dümeni başkalarının eline vermemek lazım. Kendi yönümüzü kendimiz bulmalı, yürüdüğümüz yolda kendi izimizi bırakmalıyız.
Daha sabırlı, daha az kötümser olmak; işi şansa bırakmamak lazım. Yani yaptığımız işler sabırla ve insani duygular gözetilerek yapılmalı.
Güneş yakıcılığını hissettirmeye başlamıştı. Eşimin ve çocukların kalkma saatini bekledikten sonra eve girdim. Küçük oğlum henüz uyanmıştı. Geldi dizlerimin üzerine oturdu. Kızım okula gittiği için çantasını hazırlıyordu. Bir yandan da kahvaltı hazırlıklarıyla uğraşan annelerinin sesi geliyordu:
- Çocuklar elinizi yüzünüzü yıkayın, yıkamadan kahvaltı yapmak yok.
- Musluğa yetişemiyorum anne.
- Oğlum baban yardım etsin.
- Kızım sende ellerini yıkamadan sofraya gelme.
- Tamam yıkıyorum.
Kahvaltı masası fazla büyük değildi. Dört kişilik bir aile için yetiyordu. Daha büyüğüne de gerek yoktu zaten.
Sabah kahvaltısı sonrasında okula gittim. Etrafı duvarla çevrili geniş bir alan içerisinde yer alan okulun etrafı çam, akasya ve çınar ağaçlarıyla bezenmişti. Ağaçların sulanması için açılan bir artezyen kuyusu vardı. Giriş kapısının ve Atatürk büstünün etrafı çiçeklerle bezeliydi. Atatürk büstünün çevre düzenlemesini okulumuz Fen Bilgisi öğretmeni Tahsin Bey yapmıştı. Eli bu tür işlere yatkın bir arkadaştı.
Voleybol sahasını düzenleyip beton dökende oydu. Yağmur sonrasında çocuklar voleybol oynadığında saha çamur olmasın diye. Ne denir ki. Her öğretmenin elinde bir ustalık becerisi vardır mutlaka. Olması da gerekir. Çünkü hayat şartları kendi kendine yetmesini bilmeyi öğretir ona. O da yetiştirdiği çocuklara.
Okulun tam karşısında belediye hizmet binası vardı. Küçük, iki katlı; alt katında kahve ve dükkânlar yer alıyordu. Okul çıkışı soluklanmak için ilk uğradığımız yerdi kahvehanenin önü. Dışarıya atılmış masalarda, ağaç dallarının serinleticiliğinde kasabalıyla sohbet eder çay içilirdi o kısa molalarda.
Kasabanın erkekleri sabahın erken saatlerinde belediyenin altındaki kahvehanede buluşurdu. Kimi sırtını beton duvara verip yere çömelirdi. Kimi duvara dayanır, kimisi de sandalyeye ilişirdi. İçenler birer sigara yakardı. Zararlarını bile bile sigara dumanını ciğerlerine çeker, sonra da poff diye üfürürlerdi. Böyle zamanlarda uzaklara bakarlardı. Ta ufka. Ufukta belli belirsiz bulutlara takılırdı gözleri.
Baharı düşünürlerdi. Sonrasında yaz aylarının koşuşturmacasını. Kimisi ırgatlığı, kimisi mevsimlik işçiliğin zorluklarını. Sonrasında hazanı, ayaz, buz ve soğuğu.
Evlenme çağına gelmiş çocuklarını, dağlarda otlayan keçilerini, koyunlarını. Çocuklarının okumasıydı en çok düşündükleri. Okuyup ırgatlıktan kurtulmalarını. Kadınlarını düşünürlerdi sıklıkla. İlçenin pazarında ürünlerini satmaya çalışan kadınlarını. Pazara yürüyerek gidip gelmelerini.
Sonra gözlerini açarlardı sıkıntıdan kapanmakta olan gözlerini. Gökyüzüne bakarlardı sigara dumanının yükseldiği gökyüzüne. Gözleriyle anlatmaya çalışırlardı birbirlerine acılarını, düşlerini, sıkıntılarını, yoksunluklarını.
Böylesi anlarda yüreğim sıkışırdı. Bir tuhaf olurdum onları öyle görünce okul yolunda. Bazan sıkıntılar şiir olur dökülür ya yüreğinde insanın. İşte bu anlarda sıklıkla duvar diplerindeki insanlara bakıp:
“Belki bir gün bir tren gelir uzaktan kimse inmez
belki hiç kimse yoktur beklediğimiz içinden
olsun içi boş da olsa var oldukça trenler
umut var demektir tükenmeyen” derdim.
Ve yine "çekip gideceğim" derdim;
“Ve mavi suların kokusuyla arınmış
eyy köpüklerin yüzdüğü deniz.
Zor olanı mı beklersin yol vermek için
Bu karanlık, bu soğuk, bu fırtına niye?”

ÇEKİP GİDECEĞİM


Ve mavi suların kokusuyla arınmış
eyy köpüklerin yüzdüğü deniz.
Zor olanı mı beklersin yol vermek için
Bu karanlık, bu soğuk, bu fırtına niye?


(H.Güzel/22.06.2013-İstanbul

30 Nisan 2013 Salı

UZAKLARDA




Şimdi gözlerimde sessiz hüzünler yağıyor
Hücrelerim bin parçaya bölünmüşken anılarda.
Mahcup bakışlarına sığınıp uzaklarda
Mavi başlangıçlar düşünüyorum bir çocuk gibi
Bir parça adın kalacak. “Zaten ters adamdı
diyecekler, böyle günde gidilir mi?”
Türküsünü dinlemek isterim özgürlüğün
Korkulu düşlerden uzak yakamozlarda
Ve yasaklanmışken tutkularım nerdeyim kim bilir?
En çok aydınlıktan utanırım.

30.04.2013/ Hüseyin Güzel

21 Ocak 2013 Pazartesi

GİDERSİN




"Dur diyecek " yoksa eğer...
Zaten
"Eyvallah" demeden de çekip gider insan
Yaşanmışlıkları unutarak hemde
Belki tam öğle vaktinde gidersin
Belki güneş ortalığı kavururken
Ya da karlı bir günün öğle vaktinde yüzünü yakarken keskin bir ayaz.
Gideni seyreden varsa bir yerlerde
Ya da ılık rüzgarlar eserken gidersin.
İnsan işte insan...
Yürümek için doğrulduğunda başladı gitmesi
Devam ediyor halen.
Bazen hüzünlü...
Bazen bir gülümsemeyle
Bazen düşler içinde uyandığında bir gece yarısı
Yüreğinin üstünde hissettiğinde ağır yükü.
Ellerin ceplerinde gidersin ,
Islak bir gök varken başının üzerinde
Sonra dön bak denize,
Yaşam ağaç dallarında büyürken
Rüzgarda kavrulurken nehir
Gidersin.

21.01.2013/ H.Güzel

26 Aralık 2012 Çarşamba

KEŞKE




Keşke gerçek olsaydı
Yakamozun ışıltısı gözlerinde,
Keşke üşümeseydi toprak
Yağmur olsaydı tüm hayalimde…


H.GÜZEL

BİR TEMMUZ SABAHINDA




BİR TEMMUZ SABAHINDA
GÖKTEN GÜNEŞ YAĞIYORDU
SICAKTI…
HAVA SICAKTI…
TOPRAK SICAKTI…
O GÜZEL YÜREKLİ KADIN
BAŞINI KOYACAK BİR OMUZ ARIYORDU,
TÜM AKASYALAR PENCEREMDE
ACIYA VE SEVGİYE ŞAHİT OLURKEN
SARI SENDİN…
MAVİ SENDİN…
YEŞİL SENDİN…
GÜNEŞ SENDİN…
KANAT ÇIRPARKEN ÖZGÜRCE KUŞLAR
GÖZYAŞLARIN YÜREĞİME AKIYORDU
SONSUZLUĞUNDA HİÇLİĞİN
BİR TEMMUZ SABAHINDA
HATIRLIYOR MUSUN?

H. GÜZEL

5 Eylül 2012 Çarşamba

Direnmelisin



Anlamı var mı sözcüklerin
Kokusu, tadı, yağmur sonrası rengi
Yoksa sadece soluk bir görüntü mü
Kader mi acılar, hüzünler
Kısıtlanan özgürlük ve bunca yorgunluk
Diyorum ki “yansıtırken sonsuz gökyüzünü yağmurlar
Gözlerin hep öyle sıcak ve temiz”
Kordonboyunda hep yalansız
Neler olup bitmekte
Neden bu duygusal kopuş bu hüzün
Yaşamı düşünmelisin, umutları, duyguları, özlemleri
Kıyıya koşarken mavi dalgalar
Dağıtırken saçlarını deli bir rüzgâr
Sarıl sıkıca yaşama bırakma tüm gücünle.

Unutma önce yürek yıpranır
Sonra resimler ve sözcükler.

05.09.2012/Hüseyin GÜZEL


8 Mayıs 2012 Salı

GİZEM YÜKLÜ MUTLULUK

Bir coşku, sorma bana yorma yüreğimi
Bir fırtına, sevme dokunma
Bir tutku, dalga dalga mavi deniz
Bir hüzün, yüreğime çağıl çağıl akan
Bir giz bir ışık, bir sevda
Soluk soluğa bir yaşam, uzaklarda

Eriyen bir buz parçası gönlüm

Rüzgârın durması bir ümit

Lakin zirvede fırtına, fersiz bir ışık
Güneş ısıtmıyor artık
Ellerim üşüyor ıslak, soğuk
Asarlıkta bir sevda pınarı
Bir gönül pınarı sonsuz
Bir güzellik, bir çiçek
Gizem yüklü mutluluk.

Tüm özlemleri saldın yüreğime
Biliyorum sevda yanacak, ırmak olup akacak.

08.05.2012/Hüseyin Güzel

4 Ocak 2012 Çarşamba

NE ZORMUŞ



 NE ZORMUŞ

Uyandığımda apansız yorgun bakışlarda
Mavi düşlerde
Eğilerek altına özgürlük diye buzların
Kurşuni gökyüzünün
Parmaklarımla dokundum saçlarına
Aşılmaz engelleri
Dağları
Vadileri
Düşünerek
Ne de zormuş dost bulmak
Derman istemek

04.01.2012/ Hüseyin Güzel

22 Mayıs 2011 Pazar

YAŞAMIN RENKLERİ




Kıyılarda dolaştım, ormanlarda

Özgürce yaşadım mor, eflatun, alakızıl gökyüzünü.

Gözlerime vurdu ırmağın parlayan ışığı,

Dağlarında yılkı atları, kartal sesleri…



Uzanmıştı sahile zakkumlar, nar ağaçları

Rengârenk kelebekler, kızböcekleri

Zümrüt tepelerde seyretmekte hatıraları…



Bir rakı bardağında,  eski tahta masada

Biraz çerez, sigaranın sert tütününde

Aldırmazdık hayatın renklerine

Kırılgan yapraklarda, o ağacın altında…



Kâh yağmurun altında

Kâh ıssız yerlerde,

Morumsu kül rengi bozkırlarda, bağlarda

Kavurucu sıcaklarda, ıslak dağlarda

Gitmekte sahile doğru, ay ışığında

Ceylân gözlü o Türkmen güzeli.





Yağmurlu ve soğuk bir günün ortasında

Kaldırımlar boyunca uzanan vitrinlerde,

Parfüm kokusu, müzik sesi yayılmakta…



Ne bir çiçek ne bir su damlası bahçelerde

Ne bir kardelen ne bir sardunya

Kolay mı bulmak varoşlarda, evlerde

Ürkek bir gölgenin peşinde, mavi şafaklarda…



Alacakaranlıkta bir şafak vakti,

Fena yakalandım yüreğimin sesine…

Dur demenin zamanıdır artık,

Uzun zamandır kuşandığım yalnızlık duygusuna.