5 Ağustos 2026 Çarşamba

YAŞAMIN ZORLUĞU

Ana caddede sağlı sollu kafelerin, yeme içme yerlerinin, marketlerin yer aldığı, günün her saatinde kalabalığın, cadde boyunca birbirinin peşi sıra dizilmiş arabaların eksik olmadığı yerde eve doğru yürürken az ilerde bulunan çöp konteynırını karıştıran, 55-60 yaşlarında, üzerindeki giysileri eskide olsa, temiz giyimli, güneşten kavrulmuş yüzünde yılların acımasız çizgileri olan bir kadın...
Köşklerde kasırlarda oturanlar, kışın villalarında yazın gözde tatil merkezlerinde, gölgeliklerin altına uzattıkları şezlonglarında günün tadını çıkaranların yaşamları ile fakir Anadolu insanının yaşamı arasındaki devasa uçuruma ne demeli.
Bağladığı eşarp ile bir yandan yüzünü saklamaya çalışıyor diğer yandan ise o konteynırdan aldıklarını elindeki poşete dolduruyordu...
Bir an duraksadım.
Gördüklerim gerçek mi değil mi diye gözlerimi açıp kapattım.
Hayır, maalesef gördüklerim gerçekti.
Yıllarca Anadolu’nun en ücra köylerinde görev yaptım.
İnsanların yaşam şartlarının zorluğuna tanık oldum. Ekmeğini taştan çıkarmaya çalışanlara tanık oldum. Ancak, böylesine beni şaşırtan bir durumla ilk defa karşılaşıyordum. Üzülmemek kahrolmamak elde değildi...
Diyeceksiniz ki maalesef yaşam bu. Maalesef yaşam acımasız. Maalesef insanlarımız zor durumda. Maalesef işsiz, güçsüz kahvehane köşelerinde zaman öldürüyorlar. Köyüne dönecek gücü yok, olanın ise toprağını işleyecek durumu yok.
Tarih sahnesine yurt arayan, küçük göçebe bir topluluk olarak çıkan, kısa zamanda yaşadıkları coğrafyada etkili imparatorluklar ve devletler kuran, uzantıları günümüze gelen etkili, güzel, ölçülü uygarlıklar oluşturan; mirasçılarının Orta Asya bozkırlarında, İran’da, Afganistan’da, Çin’de, Rusya’da, Kazakistan’da, Suriye’de, Irak’ta, fakat asıl mirasçılarının Anadolu topraklarını “Ana” bilerek yaşadığı bu insanların günümüzde geldikleri nokta düşündürücü değil mi?

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder