Ortadoğu’da
(Suriye, Irak, İran,), Afganistan’da, Pakistan’da, Afrika’da (Tunus, Libya,
Mısır, Fildişi, Somali vs.) yaşanan siyasi karışıklıklar ABD’nin işine
gelmektedir. Bu ülkelerin çoğunu bombalamaktadır. Bombalarken de istediği
sonucu almaktadır.
Bombardımanlarda
en büyük zararı sivil hedefler görüyor. ABD’nin insanlı ya da insansız savaş
uçakları adeta ölüm kusuyor. Gökyüzü kızıla boyanıyor, renkler insan belleğinde
anlamını yitiriyor.
Dünya
kamuoyu ve Birleşmiş Milletler ABD’nin insan haklarını hiçe sayarak yaptığı saldırıları
sessizce izliyor. ABD’nin kendi güvenliğini bu şekilde sağladığına dair ileri
sürdüğü bahanelerine ses çıkaramıyor.
Neredeyse
her gün yapılan saldırılarda sadece binalar vurulmuyor, aynı zamanda onlarca
sivil ya yaşamını yitiriyor ya da sakat kalıyor. Savaş uçakları hedef
gözetmiyor. Basılıyor düğmeye. Belirlenen hedefler yerle bir ediliyor. Hedef
imha edilirken içinde var olan çocuklar ve kadınlar dâhil savunmasız ve suçsuz
siviller de yok ediliyor.
Emperyalizm
budur işte. Hedef gözetmez. Gözettiği tek şey kendi çıkarıdır. Kendi halkının
refahı için diğerlerini gözünü kırpmadan yok eder.
Emperyalizm
peçesinin ardına gizlediği yüzünü göstermez. Sinsi ve çıkarcıdır. Hedefi bu
ülkelere demokrasi götürmek değildir. Hedefi bu ülkelerde bulunan enerji ve
maden kaynaklarını ele geçirmek ve kullanmaktır. Bunu yaparken de ceset
yığınları oluşturup kanla beslenmekten çekinmez. Kan ve barut kokusuna
alışkındır. Hatta yaşam biçimi olmuştur.
Yukarıdaki
ülkelerin çoğunda uzun yıllar boyunca diktatörleri destekledi. Zamanı ve yeri
geldi, şartlar değişti daha önce desteklediği ve halkın yüzde doksanlara varan
oy çokluğu ile iş başına gelen diktatörleri sildi attı.
Ve
savaş insanların korku ve kuşku dolu gözlerle etrafa bakmasına neden oldu.
Örneğin Sovyet Rusya’nın 1979 yılında Afganistan’ı işgal etmesi ve sonrasında
yaşananların acı öyküsü belleklerden hiç çıkmadı.
ABD’li
gazeteci Steve McCuryy 1984 yılında Afganistan’dan kaçıp Pakistan’a sığınan
Afganlıların yaşamını bulundukları kampta fotoğrafladı.
Bu
fotoğraflardan en ünlüsü ve dünyanın tanıdığı fotoğraf hiç kuşkusuz savaşın
insanları ne hale getirdiğini gözler önüne seren ve o yıllarda küçük bir kız
çocuğu olan Sharbat Gula’nın fotoğrafıdır.
İlgili
fotoğrafta Gula korku dolu gözlerle deklanşöre bakmaktadır. Steve Mc Curry'nin çektiği bu fotoğrafın öyküsünü ve Sharbat
Gula'nın yaşam öyküsünü National Geographic dergisinin Nisan 2002 sayısında okumuştum.
Etkileyici bir anlatımla Gula'nın yaşamı, evlenmesi ve çocukları ele alınıyor. Gula
Afgan kabilelerinin en savaşçısı olan Peştunlardandı. Gula şu an Afganistan'da
değil Pakistan’da Tora Bora yakınlarındaki dağlarda yaşıyor. Bugün üç kız
annesi ve en küçük kızı Âliye 9 yaşında. Savaşın en etkileyici fotoğrafı ve
korkunun fotoğrafa yansımasını Sharbat Gula'nın bu fotoğrafında görmek ve
yüreğinde acı duymak içten bile değil.
İnsanın yüreğine işleyen o korku dolu gözler deniz yeşiliydi.
Görenin aklından bir daha çıkmıyordu. Bu gözlerde savaşın bir ülkeyi nasıl
bitirdiğini görmek mümkündür.
2011 itibari ile 1979’dan bu yana tam 32 yıldır süren
bir savaş. 2 milyondan fazla ölü. 3.5-4 milyon belki de daha fazla mülteci.
İşte Afganistan’ın son otuz yılı. Ve Sharbat Gula şu an büyük ihtimalle 40
yaşlarında. Sert coğrafyada yoklukla ve sıkıntılarla, ölüm korkusu ile geçen
zorlu bir yaşam sürmekte.
Afganlı Sharbat Gula’nın bu kısa öyküsü bugün Afganistan
dışında ABD bombardımanına maruz kalan ülkelerde ve coğrafyalarda da
yaşanmaktadır. Hiç kuşkunuz olmasın. Hem de acı bir şeklide yaşanmaktadır. Irak
ve İran savaşı ve o savaşta yaşamını yitirenler, yerlerinden yurtlarından, ata
toprağından kopanlar, mülteci durumuna düşenler, oğlunu kızını, eşini savaşa
kurban verenlerin yaşamları Gula’dan pek farklı değildir. Belki de daha acıdır.
Çünkü Gula Tora Bora’nın ulaşılmaz sarp yamaçlarında kendini ve ailesini
koruyabilmektedir ama diğer yerlerde bunu yapamayanlarda vardır.
Günümüzde halklar üzerinde sürdürülen bu acımasız
politikanın altında ülkelerin enerji ve maden kaynaklarını ele geçirme
düşüncesi yatmaktadır. Bu bağlamda dünya barışını tehdit eden en büyük tehlike
ise silahlanma yarışıdır. Büyük bir hızla gelişen teknolojinin katkısı ile
birbirinden üstün silahlar yapan ve bu silahları dünya pazarlarında dağıtan
emperyalist ülkeler üstünlüğü ele geçirmek için halkları birbirine düşürmekte
ve dağıttığı ya da pazarladığı silahlarla bunu başarmaya çalışmaktadır.
Libya’da yapılan tam da budur. Suriye’de yapılmak
istenen de budur. İç kargaşa çıkmasına çanak tutmak ve sonrasında iç kargaşada
yorulmuş ülkeyi ele geçirmektir. Amaç budur. Libya’ya müdahale eden güçler
acaba yüz binlerce insanın iç savaş ortamında yaşamını yitirdiği Fildişi’ne
neden müdahale etmeyi düşünmez. Çünkü Fildişi’nde yararlanacağı enerji yoktur
ya da yetersizdir. Fildişi halkının birbirini öldürmesi için gerekli silahı
satmayı da ihmal etmez.
Emperyalizmin tuzağına düşmemek gerekir. O tuzağa
düşen halklar belini bir daha kolay kolay doğrultamazlar. Hatta hiç
doğrultamazlar. Çünkü emperyalizme bağımlıdırlar artık. Emperyalizm ile iş
birliği yapan yandaşlar, çıkarcılar, dönekler, liboşlar, nemalananlar, aymazlar
ve utanmazların sayısı oldukça fazladır.
Emperyal ülkeler bu güruhtan yararlandıktan sonra
tıpkı Tunuslu Zeynelabidin Bin Ali ve Mısırlı Hüsnü Mübarek örneğinde olduğu
gibi bir kenara fırlatıp atarlar.
Libya
lideri Kaddafi’nin ayağına kırmızı halı serenler kafasına bomba yağdırmadılar
mı. Bu acı gerçekten halkların ders alması gerekir.
Sadece
halkların ders alması yeterli midir? Elbette hayır. O halkları yönetenlerinde
var olan gerçeği görmeleri gerekir. Emperyalizme karşı koymak ve yapılanları
boşa çıkarmak için başka yol yok.
Çok etkileyici bir yazıydı Hüseyin Öğretmenim.
YanıtlaSilGözler, bakışlar, insanın iç dünyasını yansıtıyor.
Bu fotoğrafı çok net hatırlıyorum. Savaşların yarattığı korkunç dramı nasıl gözler önüne seriyor. Teknoloji, kan ve acı saçıyor.
Merhaba Makbule öğretmenim
SilAynen dediğiniz gibi
Afgan coprafyasında insanlar acı çekiyor.
Sadece orada değil bu acı her yerde.
Yazıda anlatmaya çalıştım.
Anlayana.
Okuyana bir fikir verir diye düşünüyorum.
Sağlık sıhhat dileğimle Makbule öğretmenim.
Saygılar.