6 Mart 2026 Cuma

RUHUNDA HANGİ FIRTINALAR ESİYOR KİMBİLİR !



 

Umutsuzluğun en koyusunu, boş vermişliğin, belki de çaresizliğin en amansızını görüyoruz…

Törenin ve cehaletin karanlık labirentlerde fosilleşmeye bırakılması gereken kuralları içinde çağdışı uygulamalara ve geleneklere direnememenin, mücadele edememenin mesajını görüyoruz haberi okuduğumuzda…

Son yıllarda kadına yönelik şiddet olgusunun olağanlaştığı ülkemde cehalet ve şiddetin hangi boyutlara ulaştığında…

Şiddete maruz kalan kadınların, kızların gazetelerdeki boy boy haberlerinde….

Yok edilen, kaburgası kırılan, yüzü morartılan kadınlara da…

21.Yüzyıla yakışmayan çağdışı anlayışın pençesinde kıvrananların uyguladığı şiddete “at gözlüğü” ile bakanlara da…

Gazetelerde bir haber 2 çocuk annesi kadın eşinden gördüğü şiddet nedeni ile hastanelik oluyor…Yediği dayak yüzünden ağız, yüz ve gözünde morluklar oluşuyor…Hamile olan kadın Çok geçmeden 3 aylık çocuğunu düşürüyor… Önce dayak atan kocasından şikayetçi oluyor sonra vazgeçiyor… Ve aynen şunları söylüyor “Doktora gittim diye dövdü, cahildir yapabilir. Kocamdır, ne olacak? Birkaç tokat vurabilir…”

Sessizce olan bitene razı olma iç güdüsü…

Buram buram dram saklayan kardelenler…

Baharda henüz ağacın dallarında filizlenmeye başlayan yaprakların koparılışı gibi hoyratça girişimler…

Dayaklar, gözlerdeki morluklar, kaburga ve kollardaki kırıklar…

Yaşam henüz nedir, gelecek henüz nedir bilmeyen gözü yaşlı çocuklar…

Evine dönmek zorundaydı dayak yese de … Belki kadere boyun eğme idi onunkisi, belki de geride 2 çocuğunun boynu bükük kalmaması içindi…Çocuğunu kaybetmiş, çaresiz…Ruhunda hangi fırtınalar esiyor kim bilir…Gözyaşları ile savurduğu haykırışı içine akıtarak…

Ve gazetelerin üçüncü sayfalarına yansıyan benzeri onlarca olay…

Şiddetin getirdiği sonuç bu işte…

Koca dayağı, kaynana baskısı, töre illeti…

Kadına yapılan şiddetin en amansızı…

Yaşamın kıyısında ölümle sonuçlanan ya da çaresizlik ve yoksullukla zar zor devam eden yaşamlar…

Öfke ve kin…

Vurmak ve kırmak…

Yok saymak…

Özgürlükten ve sevgiden yoksun…

Demokrasi ve insan haklarından yoksun…

Bilim, hak, hukuktan yoksun...

Çağın insanî değerlerinden yoksun...

Eşitliğin anlamını bilmeyen…

İnsanın yüreği sıkışır…

Gözyaşları içine akar…

Hüzün ve kahır çaresizliğe dönüşür…

Eğitimsizliğe, berdel, kuma, başlık parası, akraba evliliğine boyun eğilir...

Şiddet olağanlaşır ve bazen şiddetin varlığı kendisini “aile meclisi” kararı ile gösterir…

Kadınlar yaşamlarının tüm kararlarında kocalarını, aşiret reislerini, şeyhleri dinlerler…

Tahta beşiklerde, çamurlu okul yollarında, tarlada ırgatlıkta bize kol kanat geren analarımıza, bacılarımıza gereken değeri vermeyiz…

Yeri gelir kürsüye çıkar kadın hakları konusunda ahkâm keseriz ve nutuk atarız…

İş uygulamaya gelince nedense yeterli “tepkiyi” göstermeyiz...

Ne ki kadın söz konusu ise sorunlar ve sorular bir türlü bitmek bilmez…

Kapitalist düzenin dayattığı “sevgililer günü”, “anneler günü” gibi harcama furyasının tetiklendiği, kredi kartlarının pos makinelerinde kalıcılaştığı bir yılda toplam “iki gün” dışında kadının varlığı, hakları bir türlü hatırlanmaz…

Çağdaş toplumların tartışabildiği “kadına şiddet” ve “kadın hakları” konularını bu anlayış ile ele almak sorunu çözer mi…

Kadını “dört duvar “arasına sıkıştırarak ve hatta “doktora” gitmesine bile tahammül göstermeyerek kadın hakları konusunda “ileri demokrasiyi” yakalamamız mümkün müdür…

Yoksa kadının ve toplumun öncelikle eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi mi gerekir...

Bilinmelidir ki günümüz gelişmiş toplumlarında erkek kadar kadınında ekonomide ve kalkınmada rolü vardır. Kadınların çalıştığı iş kollarında, kadın duyarlılığı kuşkusuz herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Ana şefkati ile öğrencilerine yaklaşan kadın öğretmenin duyarlılığına, hemşirenin şefkatine toplumun ihtiyacı vardır...

İnsan hak ve özgürlüklerinin artması gereken 21. Yüzyılda kadına hak ettiği değeri vermeliyiz.

Ama ona şiddet uygulayarak değil…

Yarın “8 Mart Dünya kadınlar Günü” olarak kutlanacaktır…

Kadınların hak ettikleri ortama kavuşmaları dileği ile “kadınlar günü” nü kutluyorum…

  

2 yorum:

  1. Yazıyla fotoğraf ne güzel uymuş Hüseyin Öğretmenim. Dünyanın geri kalmış ülkelerinde ne yazık ki kadınların dramı hayat boyu sürüyor. Kendinden zayıf olana güç gösterisinde bulunmak, acımasızca, hoyratça davranmak utanç konusu olmalı. Kadınlar yasalarla korunabilmeli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Makbule öğretmenim
      Haklısın kadınlar yasayla korunmalı elbette.
      Geri kalmış, cehalet içinde debelenen insanlara yasa ne yapsın ki, yasayıda göz önünde bulunduran çok az.
      Acımasızlık, hoyratlık kadınları yaşamdan bezdiriyor. Öfke ile vurnmak, yüz göz morartmak ne yazık ki ülkemiz de çok var. Her gun gazelere manşet olanlar ne diyim ki.
      Ben de evliyim. İki tane evladım var. İkisi de mesleklerini yapıyor evliler. Hiç biri eşine öte git demiyor.
      Eşimle birlikte aynı evdeyiz. Kadına nasıl el kaldırılır ki.
      Evin her eksiğini eşim yapıyor.
      Bilgi vereyim
      Ben de beyin tümörü var Makbule öğretmenim Dr dan ameliyat için tarih vermesini bekliyorum.
      Bu durumda dengem de bozuldu dışarıya çıkamıyorum. Her işi eşim yapıyor. Bu kadının fedakarlığına nasıl kıyılır.
      Bu örnekten de hareketle bir kadın bulunduğu evin deyim yerindeyse direğidir. Allah razı olsun kadınlardan.
      Kusura bakma Makbule öğretmenim kendimden bahsettiğim için.. Saygı ve selamlarımla huzurlu mutlu sağlıklı yıllar dilerim

      Sil