Cumhuriyetin ilk yılları
Biri savaşa sevdiklerini vermiş, Anadolu'nun bağrından İstanbul'a gelip geriye kalan torunları ile kiraladığı evde hayatta kalma mücadelesi vermekte.
Diğeri ömrü boyunca köşklerde saraylarda balodan baloya koşmuş, yokluk ve sıkıntı nedir bilmemiş, etrafındaki insanlara yukarıdan bakıp kendini bir şey sanan biri.
Aynı sokakta oturmaktalar.
Bir gün aynı toplantıya giderler.
Yaşlı kadın torunlarının giyecekleri yeni bir giysi alamadığı için evde bulunan eski perdelerin kumaşından elbise diktirir.
İyi niyetli bir Anadolu kadınıdır.
Toplantı salonuna gidince, salonda bulunan elit kesim (ki hemen hepsi cumhuriyet kurulmadan, düşman Anadolu'nun kadim topraklarından çıkarılmadan önce hanedanlık taraftarı olanlardır) kadını ve torunlarını adeta dışlarlar.
Diğernin etrafında adeta pervane olurlar.
Torunlar durumun farkındadır.
Lakin yaşlı kadın kendisine yönelen bakışları iyi niyetli sanıp gururlanır.
Torunları önce anneannelerinden utanırlar.
Sonra düşününce asıl utanılacak olanın anneanneleri değil, dalga geçmek için fırsat kollayan asalaklar olduğunu düşünürler.
Anneanneleri ise, insan kendisinde ne varsa, etrafında da o var sanmaktadır.
Bu olay bize, halka yukarıdan bakanların değil, halkı kucaklayan insanların önemini göstermektedir.
NOT; Ece Temelkuran'ın DEVİR adlı romanında anlatılan durum...
