Türkçemiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkçemiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2016 Pazar

OSMANLICA HEVESLİLERİ


Kimi yazıların altına yapılan yorumları bazen üzülerek okuruz. Yapılan yorumlarda yorumcunun düşüncesini öğreniriz. Yorumcunun dünya görüşünü, hayata bakış açısını, bilgi ve becerisini öğrenmenin kısa yoludur aynı zamanda o yorumlar.
Bir internet sitesinde dilimiz hakkında yapılan bir yorum dikkatimi çekti. İlgili yorumda bakın ne deniyor. “Şu anda konuştuğumuz dilin Türk dili ile bir alakası yoktur. Hatta uydurukçadır, bir dil bile değildir. Öz Türkçemiz yüzyıllarca kendi mecrasında gelişen, büyüyen Osmanlıca işte gerçek Türkçedir. Zengin akıcı bir dildir. Olgunlaşmış cihanşümul bir lisan olmuştur. Günümüz uydurukçası Redd-i Miras hakkını kullananların dayatmasından başka bir şey değildir.”
Redd-i Miras hakkını kullananlar söyleminde belli ki 1928 ve 1932 yıllarında dil konusunda yapılan çalışmalar kastediliyor, kabullenilemiyor bir türlü. Halkın yüz yıllarca kullandığı ve kullanmaya devam ettiği Türkçe uyduruk denilerek küçümseniyor.
Uydurukça dediği dil konusunda neden yukarıdaki satırları yazanın canı bu kadar yanmıştı?
Türkçenin halkın kahır çoğunluğun anlayamadığı Arapça ve Farsça kökenli sözcük ve gramer kurallarından arındırılıp Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak milli lisanı olarak yazı ve konuşma dili haline getirilmesi  canının yanmasının nedeni olabilir miydi?
Son birkaç yıldır tarihimiz konusunda sistemli ve aralıksız bir saptırma kampanyasının yürütüldüğü bilindiğinden, resmi tarih saplantısı olanların böylece dilimizle de sorunlu oldukları anlaşılıyor. Halkın benimseyip konuştuğu öz Türkçe yerine Osmanlıcanın hayal edildiğini görüyoruz.
Ulusal kültürümüzün temel taşı olan Türkçemiz, bizi birbirimize bağlayan, kültürümüzün kök salmasını ve gelecek nesillere aktarılmasına  hizmet eden en önemli varlığımız, geçmişle geleceğimiz arasında en güçlü bağdır.
Mustafa Kemal Atatürk, "Milli his ile dil arasındaki bağ çok  kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır"  diyerek dilin bir ulus açısından ne kadar önemli olduğuna vurgu yapmıştır.
Yüzyıllardır Anadolu coğrafyasında halkın konuştuğu dilin şu an kullandığımız Öz Türkçe olduğunu söylemek için, “Karacaoğlan’ın, Yunus Emre’nin, Köroğlu’nun, Pir Sultan’ın, Aşık Veysel’in” ve yüzlerce halk ozanının “Deyişlerinde, Koçaklamalarında, Türkülerinde Fıkralarında, Hikayelerinde” kullandıkları dile bakmak yeterde artar bile.
Osmanlıca “Farsça, Arapça ve Türkçe” karışımı bir dildir. Osmanlıca ile yazılan yazıları, yazıldıkları dönemde bile halkın anlayamadığını söylemek abes olmasa gerek. Osmanlıca ile yazmış olan Divan edebiyatı temsilcilerinden “Nabi’nin, Nedim’in, Şeyh Galib’in” ve onlarcasının yazdıkları şiirleri Türkçe konuşan Anadolu halkının tam manası ile anladığını ileri sürmek olası değildir.
Örneğin Şeyh Galib’in ”Bir eşek var idi zayıf-ü nizar/ Yük elinde kat-ı Şikeste vü zar” dizelerini sözlük olmadan Anadolu halkının dün de bugün de anladığını iddia edecek var mıdır acaba?
Bu konuda tarih profesörü Salih Özbaran ne diyor “… Kendisi de sizinkinden farklı bir dil kullanmamakla birlikte, Kanuni Sultan Süleyman döneminin saray diliyle konuşup yazmamayı kuşaklar arasındaki kopukluğu derinleştirme, dolayısıyla ulusu değişmez iççağrısından saptırma gibi görenler var. Bir tansık gerçekleşse de o dil geri gelse, her birimiz başımıza bir kavuk, sırtımıza bir kaftan geçirsek, cümle küffar önümüzde diz çökecek.”   
Tarihimize ve dilimize yapılan saldırılar 29 Ekim 1923’ün sonuçlarının kabul edilmemesinin dışa vurumudur. Cumhuriyet sürecinin yok sayılması isteğinin bir sonucudur. Cumhuriyetle beraber bu ülkede yerleştirilen çağdaş değerlerle, tarihle, dille hesaplaşma girişimleridir.
Türk tarihi ve Türk dili Osmanlı özlemi uğruna yağmalanıyor. Yok sayılmaya çalışılıyor. Nefret tohumları ile filizlenenler bir dönem Anadolu halkına kazandırılanları yok etmeye çalışıyor.
Gerek televizyonlardaki sohbetlerde, gerekse gazete köşelerinde kendine “dil ve tarih uzmanı” sıfatını yakıştıranlar dilimizi ve tarihimizi buharlaştırma çabasındalar. Dilimiz ve tarihimiz tahrip edilmeye, amacından saptırılmaya, yalan ve yanlış şeyler öğretilmeye çalışılıyor. Ne yazık ki bu millete en büyük kötülüklerden biride bu yolla yapılıyor.
Ulus olmanın en önemli hasletlerinden biride tartışmasız o milletin kullandığı dildir. Dil bir ulusun vazgeçilmezlerindendir. Dilimizi hoyratça hırpalamakla bir yere varılacağını sanmıyorum.
13 Mayıs 1277 tarihinde Türkçeyi resmi dil ilan eden
Karamanoğlu Mehmet Bey “Bugünden sonra divanda, dergâhta, bergâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır” diyerek dilimize sahip çıkarken, 21 yüzyılda dilimiz hakkında söylenenler düşündürücü değil mi?
Cehaletin, vurdumduymazlığın, yönlendirmenin, sorumsuzluğun, aymazlığın boy attığı topraklara mı dönüştü benim Anadolu’m?
Bunca kin ve nefreti, ikiyüzlülüğü, çocuklarımızın konuştuğu dil’i yerden yere vurmayı gerçekten hak ediyor muyuz?