Yaşlılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşlılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eylül 2024 Cuma

ESKİDEN YETERDİM KENDİME


"Eskiden yeterdim kendime

Artardım bile
Şimdi ne yapsam nafile!
Ve
Kim demiş ´can eskimez´ diye
Bu can tedirgin tende
Can da eskimiş
Ben de..."
Bedri Rahmi Eyüboğlu "Eskici" adlı şiirinde böyle der...
Gerçekler.
Her yaşın bir güzelliği vardır.
Tartışılmaz bu.
Lakin, fiziki değişiklik tartışılmaz dediğimiz gerçeği tartışılır hale getirir.
Yaşlılık zordur.
Bir an gelir bakıma muhtaç olursun .
Eli ayağın tutmaz , gücün kuvvetin yetmez olur.
Varsa sahip çıkıcak biri şanslısın.
Yoksa...
Ya yoksa...
İşte o zaman başlar yaşlının sıkıntısı, sığıntı gibi yaşaması.
Şairin dediği gibi gün gelir "can da eskir" o zaman.

16 Eylül 2020 Çarşamba

YAŞLI ANADAN BEŞ OĞLUNA MEKTUP

Köyümüz şehirden yüksek mi yüksek,
Baban ihtiyarlıyor oğul, bilmem netsek
Söz dinlemiyor artık ahırdaki eşek,
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul !
Sizi 9 ay 10 gün karnımda taşıdım
Beş oğul bir kızım için yaşadım
Şimdi halim kalmadı, gençliğimi boşadım
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul !
Köyde bacalar eskisi gibi tütmüyor,
Çorba dahi boğazımızdan geçmiyor
Takatimiz kalmadı işler bitmiyor
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
Geçenlerde kasabadan köye doktor geldi
Sağlam kimse kalmadı herkese ilaç verdi
Bana da kendini yorma ansızın gidersin deyiverdi
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
Eskiden köyümüzde yağız delikanlılar vardı
Al duvak içinde gelinler, giderken ağlardı
Gençler köyü terk etti, şimdi ihtiyarlar kaldı
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
Hani yalnız yaşayan komşumuz Ali amca vardı
O da rahmetli oldu cenazesi üç gün kaldı
Mezarını kazacak delikanlı bulunamadı
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
Öğrenci yokluğundan artık okul kapalı
İhtiyarlayınca, babanın döküldü saçı sakalı
Benimde dizlerim tutmaz, ağır işlere bakalı
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
İmam usandı, tayin yaptırıp gitti
Bir ezan sesi duyuyorduk o da bitti
Hastalıklar çoğaldı artık canımıza yetti
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
Analarda ciğer, evlatlarda merhamet olur
Gezen görür, yaşayan ölür, eden elbet bulur
Hayır duamızı alın biz ölmeden ne olur
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
Sizin huzurunuzu kaçırmak istemem
Gelinlerimi severim asla kin beslemem
Şimdi gelmezseniz cenazeme de istemem
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
OĞULLARIN ANALARINA CEVABI
(1. oğul)
Ana, şimdi Akdeniz sahillerindeyiz,
Buralar çok güzel herkese tavsiye ederiz.
Çocuklar diyor, ölürüz de asla köye gitmeyiz
Kusura bakma, çocuklar istemeden biz gelemeyiz!
(2. oğul)
Ana, mektup yazmışsın bize boşu boşuna,
Çünkü daha açarken gitmedi hanımın hoşuna,
Sen idare et artık, bu sene de yalnız başına,
Kusura bakma, ben hanımı gönderemem ana !
(3. oğul)
Ana, gönderdiğin mektubu şimdi okudum hanıma,
Dedi bu devirde hizmet eden var mı?, Allah aşkına,
Ne olur soğuk su katma bu yaştan sonra, pişmiş aşıma,
Kusura bakma ana, gönderemem hanımı ben sana asla!
(4. oğul)
Ana darılma, vakit bulup ta mektubunu okuyamadım,
Şimdi okuyunca ne demek istediğini çok iyi anladım.
Benim hanımdan başka çağıracak gelin mi bulamadın?
Kusura bakma gönderemem, hanım oralara alışamaz ana !
(5. oğul)
Ana abim söyledi, hizmete bizim hanımı çağırmışın,
Olur mu öyle şey, doğalgazdan sobalı eve nasıl alışsın.
Birde önceden başlamış günleri var, onlar yarım mı kalsın?
Kusura bakma ana gönderemem, bu sene bizimki kalsın!
(ortak çözüm)
Dört kardeş hanımlarıyla biararaya geldiler.
Anamızın isteği yerinde, acil çözüm bulalım dediler.
Bizler ne yapacağız diye düşünürken, aklı gelinler verdiler.
Kusura bakma ana, sana hizmete ancak bacımızı uygun gördüler!

NOT: İlgili paylaşım sosyal medyada dikkatimi çekti. Değerli bir arkadaş sayfasında paylaşmıştı. Şiir Mahir ODABAŞI'na ait.
Lakin acı ama günümüzün gerçekleri.

11 Kasım 2012 Pazar

YAŞLILARIMIZA SAYGI





Birkaç yıl önce yazı yazdığım bir internet sitesinde benim gibi yazı yazan ve yayınlanmış 12(on iki) kitabı bulunan değerli bir yazarımızın yaşı nedeniyle ötelenmesi karşısında;  kaleme aldığım bir yazıyı arşivimde buldum.
Bakın şahsıma değil de hiç tanımadığım bir yaşlı yazara yapılan saygısızlığa nasıl cevap vermişim. Noktasına virgülüne dokunmadan aynen tekrar yayınlıyorum. Bakalım sizlerin düşüncesi ne olacak yaşlı insanlarımıza karşı davranışlarımız konusunda.
[Kurtuluş Savaşı’nda kadınlarımızın bir kısmı köylerinde  kalan yaşlı insanlarla birlikte, Oflaz emmilerle, Salih dede’lerle, Nuri amca’larla, Kezban Ninelerle  cephe gerisinde, seve seve her türlü fedakârlığa katlanmış ve üzerine düşen vatan vazifesini yerine getirmiştir.
Kurtuluş savaşını bu millet çoluğu ile çocuğu ile cephede ve cephe gerisinde verdiği mücadele ile kazanmıştır. Tarık Buğra’nın “küçük ağa “ adlı romanı o günlerde “Akşehir’de” halkın verdiği Kuvay-i milliye mücadelesini anlatır.
Cumhuriyet’in ilânı sonrasında verilen ekonomik, kültürel, siyasi mücadelede, toplumun; ekonomide, eğitimde, sanat alanında, yazın alanında, kültür alanında kalkınması için yine Anadolu insanımız yediden-yetmiş yediye mücadele etmiş, bugünlere gelmiştir.
Bu yıllarda verilen olağanüstü çabaları anlatan pek çok eser vardır.
Cumhuriyet yıllarında verilen mücadelede hiç kuşku yok ki gençlerimizin yanı sıra yaşlılarımız da ön planda yer almışlardır. Çünkü düşünün bir, savaşlarda toprağa verdiğimiz on binlerce genç insanımız söz konusu, sadece Sarıkamış’ta tek kurşun atmadan 90 bin can, Çanakkale’de 253 bin can toprağın kara bağrına girmiştir. Galiçya’da, Kafkasya’da, Irak ve Yemen Cephelerinde ise yine on binlerce insan hayatını kaybetmiştir.
O nedenledir ki savaş yılları sonrasında yaşlılarımızla birlikte zorlu bir mücadele verilmiştir.
Bu mücadelelerin hiç birinde gençlerimiz yaşlılarımıza, yaşlılarımız da gençlerimize saygıda kusur etmemiş, birbirine destek vermişlerdir.
Bu millet o yıllarda kendine biçilmeye çalışılan badireyi birlik beraberlikle atlatmıştır.
Hiç kimse çıkıp yaşlısına “sen yaşlısın, bedenen ve beyin olarak” kenara çekil  artık dememiştir. Saygı vardır, bilinir ki o yaşlılara ihtiyaç vardır. En azında yaşlılarımızın deneyimlerine ve öğütlerine ihtiyaç vardır.
Peki, bugün o yaşlı insanlarımıza ihtiyaç yok mudur?
Bence vardır ve daima da olacaktır.
Bir toplum deneyimli, yaşını başını almış, feleğin çemberinden geçmiş, kendilerinden daha çok şey öğreneceğimiz insanlara kenara çekil artık diyor  ve  diyenlere de ses çıkarılmıyor ise o toplumda “nemelazımcılık” vardır,”suskunluğu ilke edinmişlik vardır”, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” söylemini destur edinme vardır.
Bugün bir yaşlımıza ya da yaşlılarımıza “kenara çekil” diyen zihniyet yarın “kendi gibi düşünmeyen insanlara da kenara çekil” diyecektir.
Bu nedenle bu söylem ve bu düşünceye benim anlayışımda yer yoktur olamazda, olmamıştır da.
Bir toplum yaşlısına gösterdiği saygı ile övünmelidir bence.
Varsayalım ki yaşlımız “görüp tespit ettiği bir gerçeği” dile getirdi, eleştiri yaptı.
Bu “gerçek ve eleştiri”de bizim hoşumuza gitmedi.
Bu durumda ne yapmalıyız?
”Siz zaten hep böylesiniz” mi demeliyiz?
Yoksa “acaba benim hatam nerede” diye mi düşünmeliyiz.
Hangisini yapmamız bize çok şey kazandıracaktır?
Pekâlâ, siz hiç düşündünüz mü acaba, eleştiri yapanın amacı sizce ne olabilir? Doğruyu size göstermekten başka?
Ne o sizin nede siz onun ekmeğini veriyorsunuz.
Bana göre o yaşlımıza “söylediği doğrulardan” dolayı laf ederken daha bir dikkatli olmalıyız.
Yaşlı insanlarımıza göstereceğimiz özveri ve tahammül onları mutlu edecektir.
Saygıda esas olan karşılıklı olandır.
Eleştiriye ve “gerçeklere” tahammülsüzlükle bir yere varılamaz diye düşünüyorum.
Burada sözüm hiç kimseye değildir ama aynı zamanda herkesedir.
“Uzun zaman önce… Yılan yoktu, akrep yoktu, aslan yoktu, sırtlan yoktu, vahşi köpek yoktu, kurt yoktu, korku yoktu, dehşet yoktu… İnsanın rakibi yoktu.”
Bu özlem dolu satırlar, olasılıkla MÖ.3.binyıla ait… Barış, huzur ve istikrar için bilinen kadim seslerden biri… Samuel N.Kramer tarafından, Sümer tabletlerinden çevrilerek literatüre kazandırılmıştır.
Uzun uzun yıllar önce insanların barış ve huzur istemesini gıpta ile okuyoruz…]