I.Dünya Savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
I.Dünya Savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2024 Cuma

12 Kasım 1914 ve sonrası Sarıkamış Harekâtı - 4

Avrupa’da savaş başladığında, Almanların Amiral Wilhelm Souchon komutasındaki “Goeben” adlı zırhlısı ile “Breslau” adlı kruvazörü Akdeniz’de İngiliz savaş gemilerinden kaçıp Türk karasularına girmişti.

5 Ağustos günü Baron Von Wangenheim Enver Paşa ile gizlice görüşmüş, onu Goeben ve Breslau’un Osmanlı donanmasına katılmasıyla Rus donanmasına üstünlük kazanılacağına ve Karadeniz’in bir Türk gölü olacağına inandırmıştı.

Enver Paşa hemen Çanakkale Boğaz Komutanı Alman Amirali Weber’e şu emri göndermişti:” Alman gemilerini boğazdan içeri alın, başka devlet gemileri girmeye kalkışırsa ateş açın!” Sonra, İstanbul’daki Alman Deniz Ataşesi Yüzbaşı Hans Humann telsizle Amiral W.Souchon’a kurtarıcı emri ulaştırmıştı. “Çanakkale Boğazına ilerleyin!”  Gemiler Çanakkale Boğazından içeriye girerler.

Uluslararası yansızlık kurallarına göre iki yabancı savaş gemisinin yirmi dört saat içinde karasularından çıkarılması veya silahsızlandırılması gerekiyordu. İngiltere ve Rusya protestolara başlayınca bir açıklama yapılmıştı: “Gemiler Osmanlı donanması için satın alınmıştır.” Osmanlı hazinesinin tam takır olduğu bilindiğinden, buna pek inanan olmamıştı.

Komediler dizisi yeni eklemelerle renkleniyordu. Gemilerin adları değiştirilmiş, Goeben’e “Yavuz”, Breslau’a “ Midilli” denilmiş, sancak direklerine Türk bayrakları çekilmişti. Gel gör ki, gemilerin direği çoktu ve öteki direklerde haçlı Alman amirallik forsları dalgalanıp duruyordu. Alman deniz subay ve erlerinin başlarına birer fes uydurulmuş, böylece Osmanlılaştırılmışlardı.

Enver Paşa tuttu bu kez de Amiral Souchon’u Osmanlı  Donanması Komutanlığına atadı. Gemileri Osmanlılaştıralım derken, donanma Almanlaştırılmıştı.

Zira, Amiral Souchon Berlin’deki Alman Genelkurmayından alacağı emirleri uygulayacağını hiç gizlemiyordu.

Enver Paşa 16 Ağustos günü İstanbul’da Büyükelçi Wangenheim, Alman askeri iyileştirme kurulu başkanı ve Birinci Ordu Komutanı Mareşal Liman Von Sanders, Osmanlı Donanması Komutanı Amiral Souchon, Osmanlı Genelkurmay İkinci Başkanı General Bronsart Von Schellendorf, büyükelçilik ateşeleri ile gizli bir toplantı yaptı.

Enver Paşa’nın bir tek Türk’ü çağırmadığı toplantıda seferberlik tamamlanınca savaşa girilmesi kararlaştırıldı.

Seferberlik işleri yavaş yürüyor, hükümet üyeleri ve üst düzeydeki Türk komutanları arasında savaşa girilmemesi yönündeki eğilim gittikçe güçleniyordu. Alman orduları Marn’da Fransızlara yenilince, savaşa bir an önce girilmesi için Almanlar baskıyı artırdılar.

Sonunda, Enver Paşa donanmaya Ruslara saldırma emrini verdi. Amiral Souchon açıkgözlük edip sözlü emri yazılıya dönüştürdü ve yazılı emri Enver Paşa’ya imzalattıktan sonra Alman Büyükelçiliğine teslim etti. Çünkü gemisi batarsa, Osmanlıların kendi istekleri ile savaşa girdiğine dünyayı inandırmak zor olurdu.

Bu emirden de hükümetin haberi yoktu…

Amiral Souchon 27 Ekim 1914 günü manevra yapacağım bahanesi ile donanmayı Karadeniz’e çıkardı. 29 Ekim’de Rus donanması yerine Rus liman kentlerini topa tuttu ve İstanbul’a döndü. Hemen Rus savaş gemilerinin Osmanlı donanmasına saldırdığı yalanı uyduruldu.

Almanlar amaçlarına ulaşmıştı. Rusya Osmanlı İmparatorluğuna savaş ilan etmiş, 1 Kasım günü de Doğu Anadolu’da saldırıya geçmişti. Hükümet üyeleri ve Türk subayları, savaştan sonra Enver Paşa’nın gizli emri ile savaşın başlatıldığını öğreneceklerdi.

Padişah ise gerçeği öğrenemeden savaşın son yılında ölecekti…

Yararlanılan kaynak: Sarıkamış Dramı /Alptekin Müderrisoğlu/ Kastaş Yayınevi 2006

 

 

28 Temmuz 2015 Salı

BALTA LİMANI ANLAŞMASINDAN GÜNÜMÜZE

Osmanlı devleti bir zamanlar “Devlet-i Aliyye”, yani “Yüce Devlet” idi. Onbir milyon kilometrekareye tekabül eden topraklara sahip devletin sınırları içinde yaklaşık 65 milyon nüfus barınıyordu.
Topraklarında Türk olmayan çeşitli unsurları da barındıran devlet zaman içinde eski gücünü kaybetmeye başladı.
Öte yandan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ayak oyunları da siyasi ve ekonomik yönden devleti çökertmeye yönelikti.
İlk büyük ekonomik darbe 1535 kapitülasyonları ile ve sonraki darbe 1838 tarihli Balta Limanı antlaşması ile geldi.
Osmanlının Balta Limanı antlaşmasını imzalamak zorunda kalması bir yana, antlaşma ile Yed-i Vahid (Bazı malların üretim ve dağıtımının bütünüyle devlete veya yerli tüccara ait olması) düzeninin sona ermesi ve iç ticaretin yabancı tüccarlara bırakılması gerçekleşti.
Bunun anlamı ise Osmanlı gelirlerinin önemli ölçüde azalması idi.
Batının amacı da zaten bu değil miydi?
Ekonomisi törpülenmiş “Hasta“ tabir ettikleri bir devlet işlerini kolaylaştıracaktı.
Nitekim sonraki gelişmeler batının isteği doğrultusunda gelişti.
Osmanlı devleti bir yandan 1839 Tanzimat, 1856 Islahat Fermanları ile ve 1876-1908 meşrutiyet hareketleri ile demokratikleşmeye çabalıyordu.
Bu çabalar sırasında bir yandan da Mustafa Kemal önderliğinde yapılacak olan Kurtuluş Savaşı’na dek sürecek bitmez tükenmez savaşlarla varlığını sürdürme amacında idi.
Bu süreçte batılı emperyalist devletler aç kurtlar misali Osmanlı topraklarını aralarında pay etmenin hesabını yapıyorlardı.
Amaçları Osmanlıyı bölüp parçalamak ve yönetmekti.
Balta Limanı anlaşmasının zamanla diğer Avrupa devletleri ile de imzalanması Osmanlı ekonomisini felce uğrattı.
Avrupalının asıl isteği olan borçlanmalar gerçekleşti ve devlet can çekişmeye başladı.
Balta Limanı faciasından 157 yıl sonra 1995 yılında girilen Gümrük Birliği de Türkiye’yi ticari olarak zayıflatmış, ekonomiyi IMF ve Dünya Bankası bağlamında dışa bağımlı hale getirmiş ve geçen zamanda Türk ekonomisinin milyarlarca dolar kaybına neden olmuştur.
Bu bakımdan Gümrük Birliği anlaşmasının Balta Limanı anlaşmasından farklı olmadığı unutulmamalıdır.
Batılı ülkeler sonuçta I. Dünya Savaşı ile amacına ulaşmıştır.
Savaş sonrası yapay sınırlar sonucu yaratılan alt yapısı olmayan devletler, bu devletlerin halkı ile yeterli uyumu sağlayamayan iktidarların çarpıklığı ve bölgede var olan rantın paylaşım gerginliği sonucunda Filistin topraklarında İsrail devletinin kurdurulması ile sonuçlanmıştır.
Bugün Ortadoğu’da yaşananların Türkiye’yi yakından ilgilendirdiği gerçeği göz ardı edilmemelidir.
Türkiye bu süreci ve süreçte yaşananları unutmamalıdır.
Balta Limanı anlaşmasının Osmanlıyı nasıl parçalanmaya ittiğini ve ekonomik çıkmaza sürüklediğini hafızalarımıza yerleştirmeliyiz.
Bugün içinde bulunduğumuz coğrafyaya yönelik ABD ve AB ülkelerinin ekonomik ve siyasi politikalarının amaçlarını tahlil ederken geçmişte yaşananlardan yeterli dersi çıkarmasını bilmeliyiz.
Günümüz siyasi konjonktüründe yaşananlar irdelendiğinde geçmişte ekonomik ve siyasi alanda yapılanların tekrarlanmak istendiğini görmemek için dünyadan bihaber olmak gerekir.
ABD’nin ve AB’nin bölgeye yönelik siyasi beklentisi açıktır.
Ve hatta zaman zaman ortaya bilinçli bir şekilde sürülen ve Türkiye’nin Güneydoğusunu içine alan bir Kürt devletini de kapsayan yeni Ortadoğu haritalarının amacını da iyi değerlendirmek gerekmektedir.
Türkiye’de cereyan eden etnik esaslı Kürtçülük hareketinin, Ortadoğu kaynaklı bir bölgesel ve küresel hareket olduğu göz ardı edilmemelidir.
Küreselleşmenin politik ve ekonomik hedefi bellidir.
Ulus devleti zayıflatmak, milliyetçilik duygularını yok etmek ve böylece emperyalizmin ve büyük sermayenin önündeki engelleri kaldırmaktır.
Bu süreçte dillerinde düşürmedikleri insan hakları, hak, hukuk, demokrasi, özgürlük kavramlarını hâkim unsurların dünyayı kontrol edebilme aracı olarak kullanmakta olduklarını da unutmamak gerekir.
Yıllardır bu ülkenin eşit bir vatandaşı olarak yaşayanlar, devletin çeşitli kademelerinde ve devlet hizmetinde görev alanların son yıllarda verdikleri beyanatları ve dile getirdikleri istekleri ve amaçlarını iyi tahlil etmek gerekir.