Uzaklardan gelip İstanbul’un varoşlarında
evlerini kuran, boğazın mavi sularını mesken tutmuş “Kız Kulesi”ni uzaktan
seyreden “her şeye aç, her şeye uzaktan bakan” gecekondu mahallelerinden
biri.
Her hakkı kendinde gören “erkeklerle”,
kocalarının korkusundan “sokağa” adım atamayan kadınların
egemenliğinde yaşanan bir ortam.
Kurmacanın “sahteliğinde” çamura
bulanmış gözleri ile beyni arasında iletişimi “zafer” olarak algılayıp;
“gecekondu
folklorunu”, büyük kente göçün sonucu bir kenara atan, “bıçkın”
delikanlılığı Beyoğlu’nun loş sokaklarında kaldırıma atılmış bir masada arayan,
mahallenin tozlu yollarına yarı sarhoş dönenlerin epeydir yadırganmadığı bir
şehir.
Özgürlüğün ve samimiyetin asıl
ölçüsünün kurmaca yaşanmış yaşamlarda aranması “sefil “ bir
hal alırken; sanatın ve sanatçının yurdu olmayı sürdüren bir İstanbul.
Yüzyıllar öncesinden 21. Yüzyılın
başlangıcına yaşam “kaygısı”nı unutmadan sanat erbabı için “bitimsiz” kaynak olmaya
devam etmiştir.
Osmanlının hizmetine girmeden çok evvel
“tarihi
yarımada”dan “Haliç’e” oradan Kadıköy taraflarına;
su kemerleri, sarnıçları, sarayları ve inanç merkezlerini yaratıcılığın her
biçimiyle bünyesinde harmanlamıştır.
Orhan Veli ve Sait Faik’in İstanbul’u.
Müzeleri, galerileri, atölyeleri,
tiyatro ve sanat okulları, kültür-sanat organizasyonlarıyla izleyenlere eşsiz
manzaralar sunan mekânlarından; barındırdığı devasa insan varlığı yeterince
haberdar mıdır?
Bu soruyu bana sorduran Nurten Demirel’in
bloğunda yazdığı “İstanbul Hatırası” yazısında “Şehir Tiyatroları”nın “Kerem
Yılmazer” sahnesinde Tarık
Şerbetçioğlu’nun yazıp yönettiği “İstanbul Hatırası” yazısına
yazdığım yorumun bir bölümünde : “Tiyatroya gidebilme şansını yakalamak ne
güzel. Sesleri duyabilmek, olabildiğince özgürce şarkıları dinlemek. Kim bilir,
belki bir gün, tiyatro bizim buralara da uğrar. Gerçi pek sanmıyorum ama”
serzenişinde bulunuşumdur.
Sağ olsun kırmayıp cevap vermiş.
Cevabında şunları yazıyor: “Şehir tiyatrolarının sizin oraya en yakın
sanırım Kâğıthane sahnesi var. Ama o da uzak gelebilir. İnşallah bir sahne daha
açarlar oralara yakın. Hem uygun fiyat hem kalite var. Çok keyifli oluyor.”
Sanat ve sanatçının içinde bulunduğu
durum ortadayken Nurten Hanımın bu güzel dileği insanı gülümsetiyor. Sanatın
özgürce icra edildiği sahnelerin artmasını da o gülümseyişte duyumsuyor insan.
“Sizin oralar” dediği sanılmasın ki çok uzak bir yer.
Göztepe “Uzunçayır” metrobüs durağından binildiğinde “Zincirlikuyu”
aktarmasından sonra birkaç durak sonrasında gelinen “Ataköy” metro istasyonu
durağı.
Ataköy, Bahçelievler, Yenibosna,
Halkalı ve Küçükçekmece’nin yanı sıra Bağcılar ve Avcılar yerleşimlerinin
kesiştiği bir bölge. Trafiğin günün her saatinde durma noktasında seyrettiği
yüz binleri barındıran yerleşimler.
Lakin sanat ve sanatçısından yoksun; bu
bakımdan “varoş” özelliğini yitirmemiş sokaklar.
Sokaklarında erkek kadın sokak
satıcılarının gün boyu tezgâhlarının başında vitrin camlarının neon ışıklarına
inat can bulmaya çalıştığı mekânlar. Sanat ve sanatçı kimin aklına gelir ki,
ekmek kavgasından arta kalan zamanda.

