Çağdaş yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çağdaş yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2014 Cumartesi

KADININ TOPLUMDAKİ YERİ !


Kadının aile içinde paylaştığı sorumluluklar ve toplum hayatında giderek artan fonksiyonları göz ardı edilemez. Yüz yıllardır kadına bakış açısı toplumdan topluma, bireyden bireye, zihniyetten zihniyete değişmiştir.
En son facebook sayfalarından birinde bir paylaşımda gördüm. Aynen şöyle söylüyordu bir cemaatin önde geleni, "Kadın bakkala gidemez. Giderse ayaklarını kırın." Söyleyenin adı lazım değil. İlgili paylaşımı okuyan, gören bilir zaten. Gelinen noktada maalesef bir kısım zihniyetin düşüncesi de yaptırımı da bu. Peki bu doğru bir yaklaşım mı. Elbette ki hayır. Kadının yeri evidir düşüncesi, kadını çalışmaktan ve evinin geçimine ekonomik katkıda bulunmaktan alıkoyacaksa eğer kaale alınmayacak bir yaklaşım olarak tarihin çöplüğündeki yerini alacaktır.
8 Mart "Dünya Kadınlar Günü" kutlanırken, kadınlara yönelik ayrımcılık ve şiddet kınanırken, kadınlara hak ettikleri değerin verilmesi istenirken çeşitli "haber siteleri"ne düşen ve üzerinde düşünülmesi gereken bir haber dikkati çekiyordu. "Şanlıurfa'da, kalp ve böbrek hastalığı nedeniyle beş yıldır çalışamayan altı çocuk babası 52 yaşındaki Hamet Ay, sekiz bin liralık elektrik borcunu ödeyebilmek için 4 yaşındaki kızı Güler'i başlık parası karşılığı evlendireceğini söyledi... İnşaat işçiliği yaptığı dönemde sigortasız çalıştığı için emekli olamayan Hamet Ay, bir böbreğinin de alınmasıyla diyaliz tedavisi görmeye başladı. Çalışamadığı için elektrik borcunu ödeyemeyen Hamet Ay, iddiasına göre 2011 yılında o dönem 13 yaşında olan kızı Nebiha'yı da dört bin lira başlık parasıyla evlendirdi. Aldığı başlık parasıyla elektrik borcunun bir kısmını ödedi... Eşi ve kızlarının kağıt ve hurda topladıklarını anlatan Hamet Ay, ilaç alacak param yok..." diyor.

Olay gerçekten üzücü. Sosyal devlet anlayışının yasalarla belirlediği ülkemizde bu ve benzeri olayların yaşanması acı bir durum. Ailenin birikmiş borçlarının ödenmesi için de çare olarak düşünülen ne yazık ki henüz çocukluğunu yaşamakta olan bir kız çocuğu.  
Yolsuzluk olaylarının sıklıkla duyulmaya başladığı bir toplumda yoksulluk ve yoksunluk zincirlerinin paslı halkaları içine hapsolmuş yaşamların varlığı unutulmamalıdır. Bir toplumda dayanışma ve yardımlaşma ruhunun erozyona uğramaması gerekir. "Hep bana rabbana..." yaklaşımı yerine muhtaç olana yardım elinin uzatılması o toplumun yaşam damarlarını besleyen ana arterin hala sağlam olduğunun göstergesidir.
Aile borçlarını ödeyebilmek için kızlarını başlık parası karşılığı evlendirmeyi düşünmüş. Çaresizlik işte böyle bir şey. Anlaşılan o ki aile için tutunacak başka bir dal, başka bir çıkar yolu yok. Yirmibirinci yüzyılda aileyi bu duruma iten yoksulluk kız evlatlarını satmakla mı (başlık parası karşılığında) çözüme kavuşacak. Bu zor şartları yaşayan kaç aile var, kaç aile çocuklarını yoksulluk nedeniyle okutamıyor, eğitimlerini yarıda kesiyor, kaç çocuk gençliğini, çocukluğunu yaşayamadan iş hayatına atılıyor. Çıraklık ve kalfalık yapan kaç çocuk iş yerinde tokatlanıyor. Sayısını bilen var mı...
Kadınların söz hakkının olmadığı, töre, berdel gibi çağdışı anlayışların yanısıra yoğun olarak aile meclisi kararlarının uygulandığı bir toplumda kadınlara ve kız çocuklarına reva görülen bu durum kabul edilemez.
Bu bağlamda eski kavimlerde kadının durumu ne idi sorusu akla geliyor. Acaba eskiden kadınların durumu daha da zor muydu yoksa toplumdan topluma, kavimden kavime, anlayıştan anlayışa değişiyor muydu?
Eski Hint, Çin, Moğol ve Arap toplumlarında babanın otoritesine bağlı pederşahi aile sistemi ve poligami hakimdi. Ailenin mirası ve yönetimi babadan oğula geçer, kız çocuklarına her hangi bir söz hakkı verilmezdi. Kadın zengin ve seçkin bir aileden değilse saygı görmezdi. Erkeğin malı olarak ifade edilirdi. Hindistan'da geçen yüzyıla kadar kadın ölen eşi ile birlikte yakılırdı. Eski Araplarda ise kız çocukları sevilmez ve diri diri toprağa gömülürdü.
Eski Türk toplumlarında ise kadının durumu diğer toplumlara göre farklıydı. Aile düzeni pederşahi değil pederi idi. Tek evlilik esastı. Miras, babadan oğula geçer, ancak erkek çocuk olmadığı zaman kız çocuğa kalırdı.
Değişik coğrafyalarda yaşam süren toplumlara bakıldığında benzeri yaklaşımların var olduğu görülür. Kadın her daim erkeğin hükümranlığında yaşam sürmüştür. Lakin günümüzün teknolojik,  kültürel; değişim ve gelişmeleri ışığında, artık kadına gereken değerin verilmesi gerekmektedir. "Kadın bakkala gidemez. Giderse ayaklarını kırın" yaklaşımı çöp sepetine atılmalıdır.
Kadınlar geçmişten bu yana toplumsal devrimlerin gerçekleşmesinde ve vatan savunmasında ön saflarda yer almıştır. Vatan savunmasında cephe hattında korkusuzca yer almaları ve gösterdikleri cesaret tarih sayfalarında hak ettiği yeri bulmuştur.
Kadınların günümüzde özgürleşmesi iş hayatına atılmaları ile mümkündür. Kapalı kapılar ardında evlerde beklemek ve erkeğe bağımlı yaşamak yerine; iş hayatına atılmak, devletin çeşitli kurumlarında görev almak, tiyatro ve sinemaya gidebilmek, teknolojiyi kullanmak gibi haklardan yararlanmaları gerekir.
Kadının çağdaş yaşam koşullarına uygun hareket etmesi sadece batılı kadınlara değil günümüz doğu toplumlarına da özgü bir davranış olmalıdır. Gerekli eğitimi almalı, yüzünü tanınmayacak şekilde kapatmamalı, dört duvar arasına sıkıştırılmamalıdır.