Çanakkale Savaşları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çanakkale Savaşları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2025 Perşembe

ÇANAKKALE GAZİSİ AZMAN DEDE


 Azman Dede Balıkesir`de son gömdüğümüz Çanakkale gazisi İvrindi'nin Mallıca köyünden 104 yaşında idi. Gençliğinde iki metreyi aşkın boyu, dev görünümüyle insan azmanı sayılmış herkes ona azman demeye başlamış, soyadı kanunu çıkınca da Azman soyadını almıştı. Esas ismi adeta unutulmuştu. Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerden biri yardımcı oldu. Benim sorduklarımı kulağına bağıra bağıra söyledi. Sorduklarımı cevapladı . Söz Çanakkale`ye geldiğinde o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı. Kendi zor duyduğu için kan çanağına dönen gözleriyle bize de duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı :

-"Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç-dört asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum. Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu. Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söylerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular.
Yüzbaşı sordu; "Yavrum siz kimsiniz?", içlerinden biri; "Galatasaray Mektebi Sultanisi talebeleriyiz Vatan için ölmeye geldik!.." diye cevap verdi. Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. "Mermi böyle basılır. Tüfek şöyle tutulur. Süngü böyle takılır. Düşmana şöyle saldırılır!.." diye. Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık. Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik.
Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor bir gün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı "Azman yandık!.." diye siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı.
Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı. Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte haklıydı. Muharebede bir ürküntü, panik meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı!..
Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı.
Al sancağı teslim etti Allah'a ısmarladı
Boş oturma çalış dedi hizmet eyle vatana
Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana
Baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha... Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar. Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak...
Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış dişler kenetlenmiş bekliyorlardı . O an geldi. Birden yüzbaşı "Hücum!.." diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladık.
İşte tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler.
İşte o an.
Tam o an bir makinalı yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor!.. İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!.."
Azman dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim varsa ağlıyordu. Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi. Eğildi; "Azman dede hep ağlar. Niye ağladığını bugün ilk defa anlattı ." Dedi.
C. Bayar Üniversitesi Öğrenci Konseyi'nin hazırladığı Çanakkale adlı kitapçıktan

13 Kasım 2019 Çarşamba

ÇANAKKALE CEPHESİ VE GELİBOLU-I


Birinci Dünya Savaşı öncesi, sanayisini geliştirmiş ülkeler, az gelişmiş ve sömürge ülkelerde ekonomik ve siyasi üstünlüğü ele geçirmek için kendi aralarında kıyasiye bir mücadeleye başlamıştı.
Bu bağlamda, Almanya ile Avusturya-Macaristan arasında "ikili ittifak" antlaşması imzalanmış, 1882'de İtalya'nın katılması ile "üçlü ittifak" halini almıştı.
Üçlü ittifak'ın sömürge elde etme, nüfuz bölgeleri oluşturma çabası karşısında, 1893'te Fransa ile Rusya, 1904'te Fransa ile İngiltere, 1907'de İngiltere ve Rusya kendi aralarında anlaşmışlar, böylece İngiltere, Fransa ve Rusya arasında "üçlü itilaf" meydana gelmişti.
Güç odaklarının karşılıklı silahlanması devam ederken bir yandan da siyasi anlaşmazlıklar devam ediyordu.
Geniş çaplı bir savaşın taşları döşenmeye başlamıştı.
Nitekim, savaşın kıvılcımını ateşleyen olay, 28 Haziran 1914'de Avusturya- Macaristan veliahdı ile eşinin Saraybosna'da bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi oldu.
Taraflar birbirlerine peş peşe savaş ilan ettiler.
...

Osmanlı Devleti, savaş başladığında elinde tuttuğu bölgelerde çıkan sorunlarla uğraşıyordu.
Osmanlılar Balkan felaketinin yıkıntılarını onarmaya çalışırken, Ağustos 1914'de Berlin, Paris ve Londra'da milyonlarca insan savaşı kazanacaklarından emin cepheye koşuyordu.
Lakin, cepheye koşan milyonların umudu, İsviçre sınırından Manş Denizi'ne kadar uzanan siperlere çakılıp kaldı.
....
Almanya'nın Rusya'ya savaş açmasının ertesi günü, 2 Ağustos 1914'te, İstanbul'da Osmanlı Devleti ile Almanya arasında gizli bir ittifak antlaşması imzalanmıştı. Aynı gün Osmanlılar umumi bir seferberlik ilan ettiler.
Osmanlı Devleti'nin tarafsız kalma düşüncesi, 10 Ağustos 1914'te Akdeniz'de İngiliz donanmasından kaçan Goeben ve Breslau adlı iki Alman kruvazörü Çanakkale Boğazı'na girerek Osmanlı Devleti'ne sığındılar.Devletin tarafsızlığı Alman gemilerinin Türk karasularını terk etmelerini gerektiriyordu. Lakin, iki gemide Osmanlı Devleti'nce satın alınarak meseleye çözüm getirildi.
Ancak, Yavuz ve Midilli adı verilen kruvazörlerin Rusya'nın Sivastopol ve Novorosisk limanlarını topa tutması, Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmesine neden oldu.
...
Birinci Dünya Savaşı tüm hızıyla devam ederken, İtilaf devletleri, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını geçersek, Osmanlılar savaştan çekilir, Rusya'ya destek götürülebilir ve bu sayede Almanya cephelerde sıkıştırılabilir düşüncesindeydi.









18 Mart 2018 Pazar

TARİH NASIL YAZILIRMIŞ ÖĞRENDİLER


Bundan 103 yıl önce 18 Mart 1915’te bizden silah ve mühimmat bakımından üstün müttefik kuvvetlerini batı’nın tam kenarında, Çanakkale’de durdurmuştuk. Çanakkale muharebelerinin en önemli sonucu, Türklerin çoğunlukta bulunduğu coğrafyayı korumuş olmasıdır. Bugünkü Türkiye’nin ve milletin varoluş sebebi buradadır.
Eğer 1915 yılında müttefikler Çanakkale’deki direnişi kırıp İstanbul’u işgal etselerdi, Osmanlı Devleti vaktinden önce sona erecek, Anadolu’da bir milli kurtuluş savaşı için şartlar gelişmemiş olacak ve belki de en önemlisi Mustafa Kemal hiç sahneye çıkamayacaktı.
Yine unutmamak gerekir ki, 1915’te Çanakkale cephesinin çökmesi durumunda Rusya yolu açılacağından, çok büyük ihtimalle çarlık rejimi ayakta kalacak ve aldığı İngiliz yardımı ile daha da güçlenerek Türkiye’nin doğusunu tamamen ele geçirecekti.
Müttefik devletlerin 1915 yılında Çanakkale’de durdurulmaları Osmanlı devletini yıkımdan korumuştur. Böylece Türk milletinin haritadan silinmesini önlemiştir. Kurtuluş Savaşı’nda da Çanakkale’den alınan güçle başarı elde edilmiştir.
Çanakkale muharebelerinde Britanya İmparatorluğu, Fransa, Hindistan, Avustralya, Yeni Zelanda, Senegal gibi ülkelerin askerleri ile savaştık.
Bu muharebelerde Türk insanı cephede ve cephe gerisinde muazzam bir direnç göstermiştir.
Çanakkale ruhu dediğimizde de bu direnç aklımıza gelmelidir.
Çanakkale muharebelerinde Mustafa kemal’in karar vericiliği ve yönetim tarzı savaşın gidişatında en önemli belirleyici rolü oynamıştır.
Mustafa Kemal’in karar vericiliği Türk askerinin inanılmaz mücadelesi ile birleşince Çanakkale geçilmez olmuştur.
I.Dünya savaşında Türk ordusunda lojistik destek ve kuvvetler arasındaki koordinasyon eksikliği ve devasa problemler de göz önüne alındığında Mustafa Kemal önderliğinde Türk askerinin özgüveni, sabrı ve kararlılığı ile gerçek bir destan yazdığı görülür.
Çanakkale’de her iki tarafında insani açıdan büyük kayıpları olmuştur.
Bu savaşlarda özellikle ülkenin gelecek vaat eden subayları da kaybedilmiştir. Çanakkale muharebelerinin her safhasında çarpışan Türk insanı canını dişine takmış, cephane sıkıntısına rağmen saldırgan devletlerin askerlerine geçit vermemiştir.
Bu konuda en güzel örnek 57.ci alayın “Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar gelebilir” diyen Mustafa Kemal’in emrini yerine getirmesi ve olduğu yerde düşmanla mücadele ederek şehit olmalarıdır. Bu mücadele bu emirle bütünleşen Türk askerinin tarihe altın harflerle kazıdığı başarıdır.
Türk milleti, kendi toprakları üzerinde yenilmeyeceğini ve esareti kabul etmeyeceğini bütün dünyaya kanıtlamıştır. Milli birlik ve beraberliğin büyük güçleri nasıl ezdiğini göstermiştir. Bu savaşlarda cephe gerisinde lojistik destek sağlayan, kurtuluş savaşında ise "Kağnı Kolları" oluşturan binlerce isimsiz Türk kadınının da yeri asla unutulmamalıdır.
Çanakkale savaşlarından yıllar sonra İçişleri bakanı Şükrü Kaya Çanakkale bölgesini teftişe gidecektir. Atatürk’ün yanına uğrar. Atatürk Kaya’ya şöyle der;
 "Çanakkale’yi ziyaret ettiğin zaman aziz şehitlerimizi de ziyaret edeceksin.Bu görevi yapacağına kuşkum yok!...Amma sen,dünyaya hitap edercesine konuşacaksın. Çanakkale’de yalnız bizim şehitlerimizi değil bu toprak üstünde kanlarını döken insanları da,o kahraman savaşçıları da saygıyla anacaksın!...."
 "Paşam, ben bunu yapamam. Çünkü bu sözler, ancak sizin söyleyebileceğiniz yüksek sözlerdir."
 "Söyleyeceksin!...Çanakkale’den dünyaya karşı böyle konuşacaksın, senin böyle konuşman gerekir!..."
Gece köşke gene geldiğim zaman Atatürk, elime yazılı bir kâğıt uzattı. Yapmamı istediği konuşmayı hazırlamıştı bile. Yabancı savaşçılara yapacağım konuşmanın sözcükleri şöyleydi:
“…Bu yurdun toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar!...Burada bir dost yurdun toprağındasınız. Huzur ve sessizlik içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını savaşa gönderen anneler… Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık BİZİM EVLATLARIMIZ OLMUŞLARDIR…”
O, dün yendiği uluslara karşı düşmanlık, kin beslememiş, en insanî, en uygar duygularla dostluk elini uzatmıştır.
Çanakkale’de bu vatan için toprağa düşmüş binleri saygı ile anıyorum.
”Vatan size minnettardır.”
   

Tevfik Yalçın’ın “Çanakkale Destan Çanakkale İnsan “ şiirini yazıya eklemek istiyorum.

Çanakkale Destan Çanakkale İnsan

Hangi çılgın bu savaşın kurduysa kurgusunu; 
Düşünmeliydi yok oluşun kaçınılmaz sonucunu.
 
Kolay değil inip gemilerden çıkmak tepeleri
 
Kim gelirse bir daha; çok ağır öder bedelini…
 

Bir şafaktan kalma sarı saçlı çocuklar;
 
Şimdi yatıyor Anzak Koyu’nun mavi sularında,
 
Tarih nasıl yazılırmış öğrendiler;
 
Çanakkale topraklarında…
 
Yenilmiş; başları önde dönerken ülkelerine;
 
Ulus olma bilincini verdik;
 
Katık etsinler diye geleceklerine…
 

Denizin üstünden düşman geldiler;
 
Öldüler, toprağın altından dost gittiler…
 
Çanakkale Destan! Çanakkale İnsan!
 


Savaşta düşman, barışta dost olduk,
 
Anıtlar diktik, bayrak çektik; selama durduk…
 
Haber saldık: Söz verdik ölenlerin analarına,
 
“Ağlamayın! Silin göz yaşlarınızı,
 
Onlar sonsuza dek bizimle kalacaklar,
 
Mehmetçik ile yan yana yatacaklar,
 
Çocuklarınız-çocuklarımız;
 
Çanakkale topraklarında uyuyacaklar…”
 

O günden, bu güne kalan sarı saçlı çocuklar!
 
Bir daha gelirseniz denizlerimize:
 
Dost gelin! Getirin sevginizi gemilerinizle,
 
Biz yine orada olacağız kır çiçekleri ellerimizde…
 


Denizin üstünden düşman geldiler; 
Öldüler, toprağın altından dost gittiler…
 
Çanakkale Destan! Çanakkale İnsan!
 
Toprak: Vatan! Altında yatan; Ölümsüz Atam!


13 Mart 2015 Cuma

ÇANAKKALE SAVAŞLARI

Bundan 100 yıl önce 18 Mart 1915’te bizden silah ve mühimmat bakımından üstün müttefik kuvvetlerini batı’nın tam kenarında, Çanakkale’de durdurmuştuk. Çanakkale muharebelerinin en önemli sonucu, Türklerin çoğunlukta bulunduğu coğrafyayı korumuş olmasıdır. Bugünkü Türkiye’nin ve milletin varoluş sebebi buradadır.
Eğer 1915 yılında müttefikler Çanakkale’deki direnişi kırıp İstanbul’u işgal etselerdi, Osmanlı Devleti vaktinden önce sona erecek, Anadolu’da bir milli kurtuluş savaşı için şartlar gelişmemiş olacak ve belki de en önemlisi Mustafa Kemal hiç sahneye çıkamayacaktı.

Yine unutmamak gerekir ki, 1915’te Çanakkale cephesinin çökmesi durumunda Rusya yolu açılacağından, çok büyük ihtimalle çarlık rejimi ayakta kalacak ve aldığı İngiliz yardımı ile daha da güçlenerek Türkiye’nin doğusunu tamamen ele geçirecekti.
Müttefik devletlerin 1915 yılında Çanakkale’de durdurulmaları Osmanlı devletini yıkımdan korumuştur. Böylece Türk milletinin haritadan silinmesini önlemiştir. Kurtuluş Savaşı’nda da Çanakkale’den alınan güçle başarı elde edilmiştir.
Çanakkale muharebelerinde Britanya İmparatorluğu, Fransa, Hindistan, Avustralya, Yeni Zelanda, Senegal gibi ülkelerin askerleri ile savaştık.
Bu muharebelerde Türk insanı cephede ve cephe gerisinde muazzam bir direnç göstermiştir.
Çanakkale ruhu dediğimizde de bu direnç aklımıza gelmelidir.
Çanakkale muharebelerinde Mustafa kemal’in karar vericiliği ve yönetim tarzı savaşın gidişatında en önemli belirleyici rolü oynamıştır.
Mustafa Kemal’in karar vericiliği Türk askerinin inanılmaz mücadelesi ile birleşince Çanakkale geçilmez olmuştur.

 I.Dünya savaşında Türk ordusunda lojistik destek ve kuvvetler arasındaki koordinasyon eksikliği ve devasa problemler de göz önüne alındığında Mustafa Kemal önderliğinde Türk askerinin özgüveni, sabrı ve kararlılığı ile gerçek bir destan yazdığı görülür.
Çanakkale’de her iki tarafında insani açıdan büyük kayıpları olmuştur.
Bu savaşlarda özellikle ülkenin gelecek vaat eden subayları da kaybedilmiştir. Çanakkale muharebelerinin her safhasında çarpışan Türk insanı canını dişine takmış, cephane sıkıntısına rağmen saldırgan devletlerin askerlerine geçit vermemiştir.
Bu konuda en güzel örnek 57.ci alayın “Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar gelebilir” diyen Mustafa Kemal’in emrini yerine getirmesi ve olduğu yerde düşmanla mücadele ederek şehit olmalarıdır. Bu mücadele bu emirle bütünleşen Türk askerinin tarihe altın harflerle kazıdığı başarıdır.

Türk milleti, kendi toprakları üzerinde yenilmeyeceğini ve esareti kabul etmeyeceğini bütün dünyaya kanıtlamıştır. Milli birlik ve beraberliğin büyük güçleri nasıl ezdiğini göstermiştir. Bu savaşlarda cephe gerisinde lojistik destek sağlayan, kurtuluş savaşında ise "Kağnı Kolları" oluşturan binlerce isimsiz Türk kadınının da yeri asla unutulmamalıdır.
Çanakkale savaşlarından yıllar sonra İçişleri bakanı Şükrü Kaya Çanakkale bölgesini teftişe gidecektir. Atatürk’ün yanına uğrar. Atatürk Kaya’ya şöyle der;
 "Çanakkale’yi ziyaret ettiğin zaman aziz şehitlerimizi de ziyaret edeceksin.Bu görevi yapacağına kuşkum yok!...Amma sen,dünyaya hitap edercesine konuşacaksın. Çanakkale’de yalnız bizim şehitlerimizi değil bu toprak üstünde kanlarını döken insanları da,o kahraman savaşçıları da saygıyla anacaksın!...."
 "Paşam, ben bunu yapamam. Çünkü bu sözler, ancak sizin söyleyebileceğiniz yüksek sözlerdir."
 "Söyleyeceksin!...Çanakkale’den dünyaya karşı böyle konuşacaksın, senin böyle konuşman gerekir!..."
Gece köşke gene geldiğim zaman Atatürk, elime yazılı bir kâğıt uzattı. Yapmamı istediği konuşmayı hazırlamıştı bile. Yabancı savaşçılara yapacağım konuşmanın sözcükleri şöyleydi:
“…Bu yurdun toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar!...Burada bir dost yurdun toprağındasınız. Huzur ve sessizlik içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını savaşa gönderen anneler… Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık BİZİM EVLATLARIMIZ OLMUŞLARDIR…”
O, dün yendiği uluslara karşı düşmanlık, kin beslememiş, en insanî, en uygar duygularla dostluk elini uzatmıştır.
Çanakkale’de bu vatan için toprağa düşmüş binleri saygı ile anıyorum.
”Vatan size minnettardır.”