28 Şubat 1533'te Montaigne'de dünyaya gelen Michel Eyquem,
soylu bir ailenin çocuğudur. Oğlunun hümanist değerlere önem vermesini,
sınıfsal önyargılarla büyümemesini arzulayan babası, Bordeaux Belediye Başkanı
Pierre Eyquem, oldukça varlıklı olmasına rağmen oğluna mütevazi bir çocukluk
yaşattı. Kusursuz bir eğitim vermeye çalıştı.
Çocukluğundaki özgür eğitim, Montaigne'i çok
etkilemiştir. Her çeşit otoriteye karşı gelmesini sağlayacak izler bırakmıştır.
Montaigne,
Denemeler'inde,
"mutluluk"
başlıklı bölümde şunları yazıyor:
"Büyük
İskender'in dalkavukları onu, Zeus'un
oğlu olduğuna inandırmışlar. Bir gün yaralanıp da yarasından kan aktığını
görünce: 'Buna ne diyeceksiniz bakalım?' demiş. 'Kıpkızıl, mis gibi insan kanı
değil mi bu? Homeros'un destanlarında tanrıların
yarasından akan kan hiç de böyle değildir'.
Şair Hermodoros,
Antigonos'u öven şiirlerinde, ona güneşin oğlu diyormuş. Antigonos,
'Oturağımı döken adam benim güneşin oğlu olmadığımı
çok iyi bilir' demiş. İnsan her yerde hep o insandır ve bir insanın
özünde soyluluk olmadı mı, dünyanın tacını giyse yine çıplak kalır.
Kızlar alsa çevresini
Güller bitse bastığı yerde
Persius
Ruhu kaba ve duygusuz olan için, bütün bunlar neye
yarar? İnsanın sağlığı ve düşüncesi yerinde değilse, hazdan, mutluluktan da bir
şey anlamaz."
Tarih boyunca güçlü olanın yanında dalkavukluk
yapanlar olmuştur. Tarihsel olaylardan yola çıkarak senaryosu yazılan filim ve
dizilerde bu sahnelere sıkça rastlarız. Yalakalık ve çıkarcılık, yalan ve dolan
ile rakiplerini alt etme çabalarını gözlemleriz. Güçlü olanı olduğundan farklı
ve özel gösterme; yenilmez olduğuna inandırma, doğru karar verdiğine inandırma
çabası daima gözetilmiş, kısacası dalkavukluk bir yaşam biçimi olmuştur.
Yaptıklarının yanlış da olsa "doğru" diye
kabul edilmesi ile özeleştiri ve kendini sorgulama gereğini duymayan iş
başındaki yönetici gerçeklerden uzak kalmış, halkı için sorun oluşturmuştur.
Büyük İskender'in "Zeus" un oğlu ve
ölümsüz olduğuna inandırılması sonrasında; yaralandığında akan kanını
gösterip 'Buna ne diyeceksiniz bakalım?' demesi bunun en güzel
örneğidir.
Antigonos'un
"
İnsan her yerde hep o insandır ve bir insanın özünde soyluluk olmadı mı,
dünyanın tacını giyse yine çıplak kalır" anlayışına uygun
davranması, bu tür dalkavukluklara pirim vermemesi de her güçlü olanın çevresinin etkisinde
kalmadığının göstergesidir.
Platon'un
Devlet'inde,
ideal devletin nasıl ve kimler tarafından yönetilmesi gerektiğin konusunda "Bekçilerimiz"
dediği gençleri işaret etmesi ve gençlerin iyi bir eğitimden geçirilmesini
söylemesi dikkate değer bir saptamadır.
Montaigne
şöyle diyor: "Başkalarının bildikleriyle bilgin olabiliriz ama kendi aklımızdan
başka hiçbir şeyle bilge olamayız."
