Tartışma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tartışma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2022 Perşembe

TARTIŞMA KÜLTÜRÜ


 

Kimi yazıların altında okuyucu yorumlarına sıkça rastlarız. Yapılan yorumlar okunan yazıyı algılama seçeneğine, yorumcunun bilgi düzeyine, yazarın ileri sürdüğü fikir ve düşüncelere katılıp katılmamaya, konunun öne çıkmasına tepki duyup duymamaya, çıkarımıza ters düşüp düşmemesine, dünya görüşümüze ve siyasi anlayışımıza, yaşam düzeyimize göre değişir.

Günümüz teknolojisinde faydalanma olanağı bulup sanal ortamda yazı yazanların sayısı epeyce artmış durumda. Çeşitli haber sitelerinin verdikleri haberlerin altına okuyucular tarafından yapılan yorumlardan tutunda, çeşitli sitelerde yazı yazan kalemşorların yazdıkları yazıların altına yapılan yorumlara sıkça rastlanmaktadır.

Bu şekilde haber ve yazıların altına yapılan yorumlar çoğunlukla “müstear” adla yapılmakta, gerçek hayatta söz söyleme, fikir üretme, hatta bulunduğu ortamda kale alınma olanağı bulunmayanlar, sanal ortamı “sallama tahtası” yâda “ nişangâh” olarak kullanmakta bir beis görmemekte. Yaptıkları yorumlar sonrası hafiflemiş olarak günlük yaşamın hay huyuna karışıp gitmekte.

Kimi zaman “hafızayı sevmeyen”, daha doğrusu geçmişte yaşananları işine geldiği gibi hatırlamayı seven bireyler olarak öne çıkmayı kendimizce marifet sayarız.

Oysaki yazdıklarımızın, söylediklerimizin hafızamızda depoladığımız bilgi kırıntılarının, yaşam tarzımızın, gelişim ve anlayış düzeyimizin bir yansıması olduğunu aklımıza bile getirmeyiz.

Bu şekilde yazılanlar çizilenler, özellikle birbirlerini tanıyan, daha önce bir şekilde bir arada bulunma olanağı bulmuş insanlar arasında vuku buluyor ise, daha da derin düşünme, bir konuşup on dinleme, karşısındaki şahıslara her halükârda bir güvensizlik ve mesafeli yaklaşımı çağrıştırmaktadır.

 M.Şehmus Güzel “Abidin Dino” adlı yapıtında “Bazı şeyleri açıklamak zordur, insanlar niye mesela otuz kişi bir araya gelir de, neden beş tanesi arasında bir yakınlık olur da otuzu arasında olmaz? Sonra neden o beş kişiden ikisi arasında bir arkadaşlık olur da öbürleri arasında olmaz?” diye sormaktadır.

 Değerli okuyucular;

Bu tür yorumlara ve olumsuzluklara bizlerinde aşina olduğu ve hatta üyesi olduğumuz kimi internet sitelerinde de rastlamaktayız.

Belli bir amaç için bir araya gelmesi, bir araya gelerek çözüm üretmesi gereken, oluşturacağı ya da önereceği fikir ve düşüncelerle bulunulan toplumun ya da bireylerin ileri gitmesi için uğraş vermesi gereken yazar ya da kimi yorumcuların “kısır çekişmeler” içerisinde bulunuyor olması yadırganan ve istenmeyen bir durumdur.

Özellikle ikili görüşmelerde öne çıkan konuların, pervasızca topluma açık internet sitelerinde deşifre edilmesi güvenirlilik açısından yakışıksız ve etik olmayan bir davranıştır.

İkili görüşmelerin bu şekilde toplum önünde tartışılması ise yadırganacak bir davranıştır. Durum bu minvalde olunca kimse kimseyle ikili görüşmelerde bulunmayacak ya da karşısındaki kişiye belli konularda düşüncelerini açıklamaktan kaçınacaktır. Deyim yerinde ise “sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yemeyi tercih edecektir”.

Etik olmayan davranışlar topluma yarar yerine zarar getirecek. Fikir ve düşünceler enine boyuna tartışılmayacak, hatta kimileri kenara çekilecek sadece olan biteni seyredecektir.

Bu tür ve benzeri oluşabilecek olumsuzlukların yaşanmaması için yazar ve yorumcuların üyesi bulundukları platformları olması gerektiği gibi kullanmaları ve tartışmaların “tartışma ölçütü” kavramı içinde yapılması kaçınılmazdır.

Herkesin şapkasını önüne koyup bir kez daha düşünmesi gerektiği kanaatini taşımaktayım.

İyi bir “tartışma kültürü” ortamının bireylere kazandıracağı ile aksi durumu kıyaslamak ise değerli okuyuculara kalmaktadır.

           Sonuçta söylenecek tek söz var.

         Yaşamımızda farklı düşünce ve yaşam tarzı olduğunu unutmamak  lazım. İnsanlar, bir diğerini                ötelemeden huzur içinde birlikte yaşama seçeneğini  benimsemelidir.      

 

 

24 Haziran 2016 Cuma

DİYALEKTİK

Diyalektik kavramı, tez ve antitezin ortaya konulmasıyla belli bir konu üzerinden ortak değerlerin inşası anlamına gelir.
Bir bakıma tartışma sanatı demektir. Yani muhataplarını karşıtlıkları kullanarak ikna etme yöntemidir.
İlk çağdan bu yana insanoğlu doğru olana ulaşabilmek için yaşanan ve gelişen olayları akıl süzgecinden geçirmiş, verileri eleştirmiş, yanlış olanı ayıklamış ve böylece doğru davranışı ve düşünceyi bulmaya çalışmıştır.
Tartışmanın ilk kuralı karşılıklı saygıdır. Bunu yapmayıp dediğim dedik çaldığım düdük saplantısında ısrar edersek gerçeğe ulaşmamız olanaksızdır.
Diyalektiğin izini sürerek bugünkü yaşama düzeyine ulaşmış ileri toplumlarla aramızdaki fark her geçen yıl açılmışken biz hala tekme ile, küfür ile, hakaret ile birbirimizi yiyip duruyoruz. Varoşları doldurmuş olanlar bizden bunu mu yoksa karşılıklı diyalog ortamı içerisinde saygıyı kaybetmeden tartışma sanatının temel koşullarını yerine getirmemizi mi bekliyor?
Karşılıklı saygının olmadığı yerde tartışma değil, fikir ve düşüncelerin çukura itildiği, kelimelerin soysuzlaştırıldığı durum vardır. Güreş minderine çıkmış iki kişinin karşılıklı salvolarla birbirini yenmek için verdiği kıyasıya mücadelede olduğu gibi mutlak kazanma arzusu öne çıkar ki bu durum diğerinin fikir ve düşüncelerine değer vermemek ve kendi fikir ve düşüncelerinin tek ve mutlak doğru olduğunda ısrar etmek anlamına gelir.
Bu durumda tartışma değil karşılıklı atışma söz konusudur ve bunun da kimseye faydası yoktur.
Geçen günlerde internet ortamında kendi düşüncelerini tek doğru olarak gören, eleştiriye zinhar müsaade etmeyen biri ile bir konu üzerinde tartışacak oldum ve maalesef karşılıklı fikir alışverişi değil, adeta meydan muharebesi yaklaşımı karşısında, sonuçta bir bakıma çalıyı dolanmak durumunda kaldım.
Tartıştığımız konu çeşitli coğrafyaların içinde bulunduğu şiddet ortamıydı. Şiddet üretilen  bölgelerdeki insanların içinde bulundukları zor yaşam koşullarıydı.
İnsanoğlunun bunu hak etmediğini, şiddet ile bir yere varmanın dün olduğu gibi bugünde mümkün olamayacağıydı. Lakin bazı gerçekleri aklı bir karış havada olanlara anlatmak deveye hendek atlatmaktan da zor.
Yaklaşım insan odaklı olmalı. İnsan haklarını ve yaşamın kutsallığını savunmak lazım.  Laf ebeliği yapmanın ya da havanda bulgur yerine demir dövmeye çalışmanın kimseye faydası yok. Karşındaki bulgur yerine demir dövmeyi tercih eden bir yaklaşımda olunca bu durumda beyni yerine bıngıldağı ile düşünenlere gerçeği anlatmanın olanağı da yok.
Oysa ki gerçekçi ve akılcı yaklaşımlar var olan sorunları çözebildiği gibi, insanlar arasındaki iletişimi de kolaylaştırıcı bir rol oynayacaktır.
Yeter ki yol haritasını net ve şeffaf bir şekilde ortaya koyalım ve insanları kendi hezeyanlarımıza ve çıkarlarımıza göre dizayn etmeyelim.
İnsan doğasında etki tepki ikilemi söz konusudur. Her etkinin az da olsa bir tepki alacağını hesaba katmalı, bireysel ve toplumsal bazda atılacak adımları hesap ederek hareket etmeliyiz.
Aksi durumda keskin sirke küpüne zarar verecek ve sonuçta düz yolda hedefe varmak yerine, ortamdan uzaklaşılacak ve çalı dolaşılacaktır.
Hiç şüphesiz doğrunun yanında yanlışta vardır ve bizler yanlışları doğrulardan ayırmasını bilmeliyiz.
İnanları yanlışa değil doğruya, demokrasiye, eşitlikçi ve özgürlükçü bir yaşam biçimine ve insan haklarının önemine yönlendirmeliyiz.
Yeryüzü günümüz teknolojisi dikkate alındığında kocaman bir mega köye dönüşmüş durumda.
Uzak  bir coğrafyada oluşan bir durumu anında takip etmek, öğrenmek ve hatta düşünce belirtmek artık anlık bir durum.
İşte tam da bu noktada farklı bir fikir ve düşüncenin varlığı söz konusu olabilir. Lakin doğru tektir. Benzer konuda iki doğru yoktur. Doğruyu kabul edip etmemek diğerinin bileceği iştir.
Lakin olan biteni kendi düşüncemize göre yontmaya çalışıp farklı bir yaklaşıma tahammül etmemek, yanlış yorumladığını kabul etmemek, yanlışından dönmemek ve bir de argo kelime ve deyimlerle işin kolayına kaçmak doğru olmasa gerek.



1 Mart 2015 Pazar

TARTIŞMA KÜLTÜRÜ


Kimi yazıların altında okuyucu yorumlarına sıkça rastlarız. Yapılan yorumlar okunan yazıyı algılama seçeneğine, yorumcunun bilgi düzeyine, yazarın ileri sürdüğü fikir ve düşüncelere katılıp katılmamaya, konunun öne çıkmasına tepki duyup duymamaya, çıkarımıza ters düşüp düşmemesine, dünya görüşümüze ve siyasi anlayışımıza, yaşam düzeyimize göre değişir.
Günümüz teknolojisinde faydalanma olanağı bulup sanal ortamda yazı yazanların sayısı epeyce artmış durumda. Çeşitli haber sitelerinin verdikleri haberlerin altına okuyucular tarafından yapılan yorumlardan tutunda, çeşitli sitelerde yazı yazan kalemşorların yazdıkları yazıların altına yapılan yorumlara sıkça rastlanmaktadır.
Bu şekilde haber ve yazıların altına yapılan yorumlar çoğunlukla “müstear” adla yapılmakta, gerçek hayatta söz söyleme, fikir üretme, hatta bulunduğu ortamda kale alınma olanağı bulunmayanlar, sanal ortamı “sallama tahtası” yâda “ nişangâh” olarak kullanmakta bir beis görmemekte. Yaptıkları yorumlar sonrası hafiflemiş olarak günlük yaşamın hay huyuna karışıp gitmekte.
Kimi zaman “hafızayı sevmeyen”, daha doğrusu geçmişte yaşananları işine geldiği gibi hatırlamayı seven bireyler olarak öne çıkmayı kendimizce marifet sayarız.
Oysaki yazdıklarımızın, söylediklerimizin hafızamızda depoladığımız bilgi kırıntılarının, yaşam tarzımızın, gelişim ve anlayış düzeyimizin bir yansıması olduğunu aklımıza bile getirmeyiz.
Bu şekilde yazılanlar çizilenler, özellikle birbirlerini tanıyan, daha önce bir şekilde bir arada bulunma olanağı bulmuş insanlar arasında vuku buluyor ise, daha da derin düşünme, bir konuşup on dinleme, karşısındaki şahıslara her halükârda bir güvensizlik ve mesafeli yaklaşımı çağrıştırmaktadır.
 M.Şehmus Güzel “Abidin Dino” adlı yapıtında “Bazı şeyleri açıklamak zordur, insanlar niye mesela otuz kişi bir araya gelir de, neden beş tanesi arasında bir yakınlık olur da otuzu arasında olmaz? Sonra neden o beş kişiden ikisi arasında bir arkadaşlık olur da öbürleri arasında olmaz?” diye sormaktadır.
 Değerli okuyucular;
Bu tür yorumlara ve olumsuzluklara bizlerinde aşina olduğu ve hatta üyesi olduğumuz kimi internet sitelerinde de rastlamaktayız.
Belli bir amaç için bir araya gelmesi, bir araya gelerek çözüm üretmesi gereken, oluşturacağı ya da önereceği fikir ve düşüncelerle bulunulan toplumun ya da bireylerin ileri gitmesi için uğraş vermesi gereken yazar ya da kimi yorumcuların “kısır çekişmeler” içerisinde bulunuyor olması yadırganan ve istenmeyen bir durumdur.
Özellikle ikili görüşmelerde öne çıkan konuların, pervasızca topluma açık internet sitelerinde deşifre edilmesi güvenirlilik açısından yakışıksız ve etik olmayan bir davranıştır.
İkili görüşmelerin bu şekilde toplum önünde tartışılması ise yadırganacak bir davranıştır. Durum bu minvalde olunca kimse kimseyle ikili görüşmelerde bulunmayacak ya da karşısındaki kişiye belli konularda düşüncelerini açıklamaktan kaçınacaktır. Deyim yerinde ise “sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yemeyi tercih edecektir”.
Etik olmayan davranışlar topluma yarar yerine zarar getirecek. Fikir ve düşünceler enine boyuna tartışılmayacak, hatta kimileri kenara çekilecek sadece olan biteni seyredecektir.
Bu tür ve benzeri oluşabilecek olumsuzlukların yaşanmaması için yazar ve yorumcuların üyesi bulundukları platformları olması gerektiği gibi kullanmaları ve tartışmaların “tartışma ölçütü” kavramı içinde yapılması kaçınılmazdır.
Herkesin şapkasını önüne koyup bir kez daha düşünmesi gerektiği kanaatini taşımaktayım.
İyi bir “tartışma kültürü” ortamının bireylere kazandıracağı ile aksi durumu kıyaslamak ise değerli okuyuculara kalmaktadır.

        NOT: Yukarıdaki yazı ilk defa bloğcu.com'da 21.08.2008                  tarihinde yayınlanmıştır..