Afrika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Afrika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2026 Salı

UBUNTU

Günlerden bir gün, Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir.
Oyun basittir.
Çocukları belirli bir yerde yan yana sıraya dizer ve açıklar.
"Herkes karşıdaki ağaca kadar tüm gücüyle koşacak ve ağaca ilk ulaşan birinciliği kapacak. Ödülü ise yine o ağacın altındaki güzel meyveleri yemek olacak."
Çocuklar oyuna hazır olunca, antropolog oyunu başlatır.
İşte o anda bütün çocuklar el ele tutuşur ve beraberce koşarlar.
Hedef gösterilen ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar.
Antropolog şaşırır ve çocuklara neden böyle yaptıklarını sorar.
Aldığı cevap hayli manidardır;
“Biz “UBUNTU” yaptık: Yarışmış olsaydık, aramızdan sadece bir kişi yarışı kazanacak ve 1. olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül meyveyi yiyebilir? Oysa biz UBUNTU yaparak hepimiz yedik.”
UBUNTU; Güney Afrika'da "BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM" demektir. Kelime karşılığı "insanlık".
Başkalarına karşı merhametli, şefkatli, iyiliksever olmak gibi insani değerleri esas kabul ediyor.
İşte BEN yerine BİZ diyebilmenin çok güzel bir örneği. Üzerinde düşünmeye, biraz kafa yormaya, denemeye değmez mi sizce de?

 

2 Şubat 2013 Cumartesi

ÇOCUK ASKERLER


Günümüzde koca bir köy niteliği ağır basan dünyamızın değişik bölge ve coğrafyalarında yaşanan olaylara bakıldığında olayların oluş ve gelişim biçiminin birbirinden farklı özellikler gösterdiğini görmek mümkündür.
Bir bölge veya ülkede oluşan bir sorun ile diğer bir bölgede oluşan sorun arasında yaşanılan coğrafyanın jeopolitik konumu, ekonomik özellikleri, kültürel yapısı, eğitim durumu ve algılama sorununa bağlı olarak farklılıklar görülür.
Yani Amerika’da görülen olay ve sorunlar ile Asya veya Afrika ülkelerinde görülen olay ve sorunlar birbirinden farklıdır. Ve hatta insana verilen değer bile farklıdır.
Gelişmişlik düzeyi olayların oluş ve sonuçlarında etkilidir. Ve hatta olayın sonuçlanmasında da bu nedenle farklılık görülebilir.
Günümüzde başta Afrika’nın kimi ülkeleri olmak üzere farklı coğrafyalarda süren savaşlar ve iç çatışmalar söz konusudur. Bu çatışmalarda en çok etkilenen ve zarar görenler ise hiç kuşkusuz çocuklardır. Yaşamının baharında, karar verme ve çevresini algılama yetisini kazanmaya çalışan çocuklar istedikleri değil, istemedikleri olayların içine itilmektedirler.
Somalili gemi korsanları içinde, elinde kendi boyundan büyük silah tutan çocukları görmek, Somali gibi az gelişmiş ve yoksullukla boğuşan ülkelerin sosyal yapısı hakkında bir fikir vermektedir. Kaldı ki Afrika’da yaşam koşullarının ve ekonominin açmazları, açlık ve yoksulluğun ulaştığı boyutlar karşısında bu çocuklar kendilerine daha iyi yaşam koşulu vaat eden gruplarca kolayca kandırılabilmektedir.
Afrika’da yerel isyancılarının arasında on binlerce çocuk askerin savaştığı bilinmektedir. Sadece Kongo’da üç binden fazla çocuğun silahlı gruplarca kullanıldığı tahmin ediliyor. Afrika ülkelerinde hükümet güçleri ile isyancılar arasında süren çatışmaların yol açtığı insanlık dramlarına her gün bir yenisi eklenmektedir. Afrikalının bildik zor yaşam koşullarına birde çocukların dramları karışıyor.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ordu ile General Nkunda önderliğindeki isyancı gruplar arasında kıyasıya bir mücadele var. Bu mücadelede isyancıların ihtiyaç duyduğu silahlı isyancı ihtiyacının temin edilmesi amacı ile değişik yöntemlere başvuruluyor. Aileleri korkutma, çocukları kaçırma, tecavüz gibi tehditlerle çocukları isyancılar arasına “çocuk asker” olarak katılmaya zorluyorlar.
İsyancı General Nkunda’ya bağlı silahlı gruplar, 15 yaşındaki Patrick’i annesi için sabun almaya çıktığında kaçırdılar. Kısa bir eğitim sonrasında eline bir makineli tüfek verildi ve cepheye sürüldü. Bir şekilde isyancıların elinden kurtulan Patrick Doğu Kongo’nun Goma şehrinde bir rehabilitasyon merkezinde kalmakta ve nasıl kaçırılıp asker haline getirildiğini şu şekilde anlatmaktadır. “ Okuldan sonra annem çamaşırları yıkamak için gidip sabun almamı istedi. İsyancılar beni yoldayken buldu ve çantalarını taşımamı emrettiler. Eve gitmeyeceğimi, artık bir asker olacağımı söylediler. Onlara çok genç olduğumu, evin tek oğlu olduğumu ve anneme yardım etmem gerektiğini söyledim. Ama elimden başka bir şey gelmedi. Kendilerini reddedenleri hemen öldürdüklerini duymuştum.”
Patrick sonuçta onlarca çocuğun bulunduğu bir isyancı kampına götürülmüş ve bulunduğu yerin yanı başında kurulu bir sahra hastanesinde yaralı çocukların tedavi edildiğini görmüş. Yetersiz beslenme koşullarını bir yana bırakırsak geceleri yağmur, çamur demeden iklim koşullarının acımasızlığına açık bir şekilde uyumuş ve çatışmalara katılmıştır. Eğitimden arta kalan zamanlarda kız ve erkek çocukların yaralıların bakımı ile görevlendirildiklerini anlatan Patrick “Bize nasıl ileri koşacağımız, silahı nasıl tutacağımız ve düşmana nasıl ateş edeceğimiz öğretildi. Çok yaralı vardı. Suratına kurşun yemiş olanlar, kolunu kaybetmiş olanlar ve ölenler. Çok korktum ve yakında onlardan biri olacağımı biliyordum” Eğitiminin beşinci gününde eline silah verilen ve savaşmaya gönderilen Patrick“ Oraya gidersem öleceğimi biliyordum, ancak bunu yapmak zorundaydım. Geri dönsem beni kendileri vururlardı.” Sonunda komutanına lavaboya gitmesi gerektiğini söyleyecek, çalılığa varınca da, silahını atıp üniformasını yırtarak BM’in yakındaki bir karakoluna kaçacaktır.
Patrick kaçabildiği ve savaşın acımasızlığından kurtulduğu için şanslı. Silahlı isyancıların elinde bulunan on binlerce çocuğun geleceği ve akıbeti belirsiz. Patrick artık ailesinin yanına bile dönemeyecek. Dönerse isyancılardan kurtulması imkânsız.
Savaşların acımasız yüzü bu. Ne çocuk dinler ne yaşlı ne varlıklı nede yoksul. Amacına ulaşmak için önüne gelen her şeyi yerle bir eder ve savaş makinelerine kurban verir.
Dünya coğrafyasında yaşayan ve filizlenmek için zemin arayan tüm çocukların olması gereken yaşam koşullarına kavuşmaları ve İyi bir eğitimle kültür birikimlerini geliştirmeleri gerekir. O birikimlerini insanlığı karanlığa götürmek için değil aksine insanlığın yaşam koşullarını düzeltmeleri için kullanmaları gerekir. Eli silah tutan çocuk değil eli kalem tutan, aydınlık yüzleri güneşe dönük çocukların var olması dileğimizdir.
Geleceğimiz çocuklarımızdadır. Geleceğimizi şekillendirecek olan çocuklarımıza üretimi ve insanî anlayışı öğretmeliyiz. Barış için onları şekillendirmeliyiz. Her nerede olursa olsunlar “çocukların tümü bir çiçektir.”


6 Ağustos 2011 Cumartesi

Somali : Afrika'da Dram

Afrika’nın doğusunda korsan ve teröristlerin hüküm sürdüğü Somali yıkıntı içinde. Başkent Mogadişu’nun Cadde ve sokakları doksanlı yıllarda başlayan ve insanları kargaşaya sürükleyen çarpışma ortamında yanmış, yıkılmış ve harap olmuş binalarla dolu.
“Baharat Ülkesi” olarak bilinen Somali yüzyıllarca diğer ülkelerin işgaline uğradı. Galyalılar 750 tarihinde Somali’yi işgal etti. Kuzey kıyıları bir süre Osmanlı egemenliğinde kaldı. Sömürge hareketlerine maruz kalan ülke önce İngilizlerin ve sonrasında İtalyanların eline geçti. 1949 yılında bağımsızlığına kavuşan Somali’de 1969 yılında askeri ve polis gücünün Muhammed Siad Barre başkanlığında yaptığı darbe ile meclis dağıtıldı.
Muhammed Siad Barre iç karışıklıklar devam ederken 1979 yılında yeni anayasayı yürürlüğe koydu. Barre devlet başkanlığına seçildi. İç karışıklıklar yıllarca devam etti. Muhalifler yaşamlarını yitirdi. Diktatörlük doğasına uygun olanı yaptı. Faşist uygulamalarla binlerce insan baskıya maruz kaldı. Sonuçta Barre 1991 yılında devrildi. Diktatörün devrilmesi ile ülke onlarca sürecek bir kargaşa ortamına sürüklendi.
Somali bugünlerde dünya kamuoyunun dikkatini çeken açlık ve kıtlık ile yine gündemde.
Birleşmiş Milletler “insani operasyonlar” bölüm başkanı Valeria Amos önlem alınmazsa açlığın geniş bir bölgeye yayılacağını söylüyor. Bugüne kadar onbinlerce insanın yaşamını yitirdiği, yüzbinlercesininde açlık tehlikesi altında olduğu biliniyor.
Tarihinde çeşitli sorunlarla boğuşan ülkede yaşananlar tam bir insanlık dramı. Bu dramın en büyük kahramanları ise çocuklar. Halk ne yapacağını, nereye gideceğini bilemiyor. Açlık ve susuzluğun pençesinde çıkış yolu arıyor. Bir kısmı komşu ülke Kenya’ya son bir umutla sığınmış. Kuraklık sonucu her şeylerini kaybetmişler. Televizyon ekranlarında yaşanan bu dramı seyrediyoruz. İnsanın yüreği burkuluyor.
Değişik coğrafyalarda işgal ettikleri ülkelerde insanların kafalarına bomba yağdıran, dünya jandarmalığına soyunan ülkelerin kılı kıpırdamıyor. Savaş ve ölüm makinelerine devasa boyutta kaynak ayıranlar Somali’de yaşanan drama seyirciler.
Ülkenin kaynakları fırsatçılar tarafından yağmalanıyor. Elde edilen kaynaklar Mogadişu limanına oradan da alıcı ülkelere gönderiliyor. Fotoğraf karelerinde ise ellerinde kâselerle yiyecek dağıtım merkezlerinin önünde uzun kuyruklar oluşturan ve bir kap yemek için saatlerce bekleyen çocuklar var.
Kuru gıda dağıtılmıyor. Yağmacıların hedefi olmamak için sulu yemek dağıtılıyor. Yağmacıların çoğunluğu Somalili. Halk bir yandan kuraklık diğer yandan terör olayları kıskacında yaşam mücadelesi veriyor. En çok etkilenenler ise çocuklar. Rakamlar ise gerçekten ürkütücü. Doksan günde tam 29 bin çocuk yaşamını kaybetmiş.
Somalili çocuklar geleceğe umutla bakmak istiyor. Fotoğraf karelerine yansıyan yüzlerinde umutlu bir bekleyiş var. Geniş bir alana yayılmış derme çatma çadırlar ve çaresizlik insan belleğinde iz bırakıyor.
Yüzyıllarca işgal ve sömürge kıskacında kurtulamayan Somali, bağımsızlığına kavuşup kendi olanakları ile halkının geleceğine yön verme çabasında iken 1969 yılında Muhammed Siad Barre’ nin hışmına uğruyor. Ne meclis, ne demokrasi, ne insan hakları, ne de bağımsız yargı ve güvenlik güçleri var. Hapsi Barre’nin emrinde. Tek adam yönetimi işte böyle bir şey. İnsan yaşamını, onurunu hiçe sayar. Baskı gücü oluşturulur. Muhalifler acımasızca ve çeşitli yöntemlerle susturulur.
Sesini çıkarmak isteyenlerin kafalarında birbiri peşi sıra coplar patlar. Vahşice saldırılır. Yaşamını yitirenler umursanmaz. Kimsesiz ve ücra bir mezardadır artık onlar.  
Dün diktatöre karşı direnenler bugün açlık ve sefalete karşı direnmektedir. Karakter olarak inatçı, direngen ve onuruna düşkündürler.
Somali topraklarının büyük bir bölümü kurak. Bu toprakların kendilerine sunduğu az miktardaki yeşillik ve su için yüzyıllarca birbirleri ile yarış halinde oldular.
1960’lı yıllarda sömürgeci güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından milliyetçilik akımına kapılan Somali’ler sömürge döneminde güçlenen aşiretlerin direnci ile karşılaştılar. Bu dönemde iş başına gelen Barre böl ve yönet politikası ile aşiretler arasında var olan gerginliği daha da artırdı. ABD ve Sovyetler bu dönemde Somali’de güç kazanmaya çalıştılar. Yani bir bakıma emperyalist güçlerde ülkede boş durmadı.
Gelinen noktada emperyalistlerin, sömürgecilerin ve diktatörlerin rolü çok büyük. Bir toplum kendi geleceğine sahip çıkmaz, olan bitenleri umursamaz ve kulağını tıkar, gözlerini kapatırsa yaşanacak olumsuzluklar, yoksulluklar kaçınılmaz olur.
Çıkarcılar, iş bitiriciler, yalakalar, dönekler, yalancılar, üçkâğıtçılar ise her dönemde olduğu gibi yine karakterlerine uygun davranmaya devam ediyorlar. Halkın açlığı, sefaleti onların umurunda bile değil.