Çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2025 Pazar

TAHTAYA ÇİVİ ÇAKMAK


 Yaramaz ve geçimsiz çocuğa babası bir torba çivi ve bir tahta parçası vermiş.

"Arkadaşlarınla kavga ettiğin her zaman için bu tahtaya bir çivi çak."
Çocuk ilk gün tahtaya 37 çivi çakmış. Sonraki günlerde kendini kontrol etmeye çalışmış. Her geçen gün çaktığı çivilerin sayısı azalmış.
Bir gün gelmiş ki, tahtaya çivi çakamaz olmuş ve babasına haber vermiş.
Babası:
"Şimdi, kavga etmediğin her gün için tahtadan bir çivi çıkar."
Çivileri sökmeye başlayan çocuk, tahtada çivi kalmayınca babasına haber vermiş.
Babası:
"Aferin, şimdi tahtaya iyi bak. Sen ne kadar iyi olsan da bu çivi izleri silinmeyecek. bundan ibret al."

8 Aralık 2025 Pazartesi

ÇOCUK



 




Bir kaç gün önce caddede yürürken gördüm. Küçük bir çocuk. Üzerinde parka vardı. Parkanın başlığı ile yüzünü tamamen kapatmıştı. Önünde bir para toplama kabı. İçinde bir kaç tane bozukluk. Çocuk kıpırdamıyordu. Sanırım yorgun düşen bedeni derin bir uykuya dalmıştı. İnsan üzlüyor bu duruma. Yoldan gelip geçenler dönüp bakmıyorlar bile. Kanıksanmış artık bu durum. Çünkü gerçek ihtiyaç sahibinin yanı sıra, çocukları dilendirenler de az değil duyumlarıydı insanları ürküten. Memleketimde yoksulluk ve yoksunluğun yanı sıra, sokaklarda yatıp kalkan evsizler de oldukça fazla.

16 Eylül 2025 Salı

ÇOCUKLAR


 Çocuklar.

Yarının büyükleri, geleceğimiz, göz nuru çocuklarımız
Hiç biri dünyaya gelmek için sormadılar
Nazlı bir çiçek gibi doğdular
Bu dünyaya
Her yerde,
Her ücra köşede,
Uçsuz bucaksız bozkırda,
Bir vadi yamacında,
Metropolde,
Bir ormanın kuytu köşesinde
yarınların başlangıcı oldular
Öldürülen,
İstismara uğrayan,
Dilendirilen,
Küçük yaşta çöp arabasıyla köşe bucak
Çöp toplayan,
Şiddet gören çocuklar
Vay yavrum vay çocuğum
Bugün biri, yarın bir başkası
Yüreğimize ateş düşüren
Ölümler, acılar, cinayetler
Yaşamak onların hakkı değil mi?
Bazen söz hükmünü yitirir
Günlerce, aylarca, yıllarca
Belki de bir ömür
İzi kalır zamansız gidişlerin

20 Mayıs 2025 Salı

ZAMANI GERİYE SARIYORUM


 

İnsanın sadece kendisi için yaşaması bencillik ve haksızlıktır.

Zamanı geriye sarıyorum.

Yıllar öncesinin bozkırına.

Geçen zaman ve yaşananlar önce bulanık, sonrasında duru görüntülerle zihnimde beliriyor.

Bozkırın her çocuğu gibi benim de bir amacım var.

Okuyup bir meslek sahibi olmak.

Sar ısıcağın kavuruculuğundan, ayazın keskin şamarından, yokluğun sıkıntısından, zor yaşam koşullarının yoruculuğundan kurtulmak.

Ne ki bu kolay değil.

Tıpkı yaşamda hiçbir şeyin kolay olmaması gibi.

Eğitimin önemini bilen, eğitim ve aydınlanma ile çocuklarının bozkırın direncini kırıp uzaklara gitmesini isteyen bir ana baba.

Çektiğim sıkıntıyı çocuklarım çekmesin diyen bir gülüş bir inanç onlarınki.

Onlar kendileri için yaşamadılar.

Gönülleri çocukları için çırpındı.

14 Mayıs 2025 Çarşamba

O BİR ÇOCUK GELİNDİ


 Uzun uğraşlardan ve dil dökmelerden sonra baba kızını vermeye razı oldu. Çeyiz ve başlık konusu o sırada konuşuldu. Çeşitli beyanatlarda bulunuldu.

Adam, asla bir babanın kızını isteği dışında evlendirmemesi gerektiğini söyledi. Erken yaşta doğum yapmanın risklerinden bahsetti. Evliliğe adım atmanın gelin açısından kolay bir durum olmadığını söyledi. Kadınlardan tek bir ses çıkmadı konuşma boyunca. Kenarda sessizce ve başlarını kaldırmadan oturdular.
Gelenek gereği elinde kahve tepsisi ile evlenecek olan kız içeriye girdi. Bir an şaşkınlıktan küçük dilimizi yutacak olduk. Bu daha çocuk sayılırdı. Yaşının küçük olduğunu söylememişlerdi o zamana kadar. Sesimiz çıkmadıysa da nutkumuz tutuldu. Dilimiz damağımız kurudu. Bu bizim öğrencilerimizin yaşıtı idi.Lakin yapacağımız bir şey de yoktu.
Adamın söylediklerini düşündük bir an.
Okul müdürümüzün yüzüne baktık sessizce, gözlerimizde “neden buradayız” pişmanlığı okunuyordu.
Birbirimize acı birer tebessümle baktık. Gözlerimizi yere indirdik.
Benzer şekilde kendi öğrencilerimiz arasında da bu tür yaşı küçük kız çocuklarının evlendirildiğini duyduk sonradan.
Yıllar sonra bir şekilde karşılaştığım bir kız öğrencim de küçük yaşta amcasının oğlu ile rızası olmadan evlendirildiğini, evlendiği ilk yıllarda çok ağladığını fakat çaresiz durumu kabullenmek zorunda kaldığını söyledi. “ Küçük yaşta evlendirilen mağdurlardan biriyim” diyordu konuşmamızın başında. “17 yaşında, arkadaşlarım okula giderken ben amcamın oğlu ile evlendirildim. Hiç tanımadığım, hiç görmediğim şehre getirdiler beni. Uzun süre ağladım. Yıllar sonra çocuk sahibi oldum, tek tesellim çocuklarımdı artık benim için.”
Yüreğim burkulmuştu bu duruma. Gerçi aradan yıllar geçmiş, çocukları büyümüştü çoktan.
Fakat konuşmasında hala bir pişmanlık içinde olduğu anlaşılıyordu.
Eşini sevmeden başkalarının isteği ile evlendirilmişti.
Benim de gözlerim dolmuştu bu duruma dinleyince açıkçası.
İçinde büyük bir kırgınlığın hala devam ettiğini hissetmemek olanaksızdı. Çaresizliğin, büyüklerine söz geçirememenin kurbanlarından biri idi o da.
O bir çocuk gelindi çünkü.
Şimdi kırklı yaşlarda.
Çocuk gelin olarak çektiği sıkıntı ve acılı süreci geri döndürmenin olanağı yok.
Ne yazık ki küçük yaşta zorla evlilikler binlerce kadının yaşamını elinden alıyor. Aile içi şiddet, yoksulluğun çaresizliği, cinsiyet eşitsizliği, genç kızların alınıp satılması kadının boğazında düğümlenip kalıyor.
(Hüseyin Güzel)

6 Mayıs 2025 Salı

BEN, DEDİ, BOYACI OLACAĞIM

Annen var mı senin?
- Var tabiî.
- Ne iş yapar?
- Çamaşıra gidiyor.
- Sen ne olacaksın büyüyünce? - Ben mi? dedi. Gözlerini gözüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık. -Ben, dedi, boyacı olacağım.
- Ne boyacısı?
- Kundura boyacısı.
- Neden kundura boyacısı?
- Ya ne olayım? - Doktor ol, dedim. - Olmam, dedi. - Neden ?
- Olmam işte. - Neden ama? - Doktoru sevmem ki. - Olur mu ya? Bak, dedim. Doktor sevilmez olur mu ?
- Tabiî sevmem, dedi. Annem hasta oldu. Evimize geldi. Kumbaramızı kırdık. Bütün yirmi beşlikleri ona verdik. Sonra çeyrekler kaldı. Onlarla da reçeteyi yaptırdık. O da zorlan.
- Ama annen iyileşti.
- Annem iyileşti ama paramız gitti. İki gün, yemek yemedim ben.
- Peki, dedim, öğretmen ol. - Ben mektebe gitmiyorum ki. - Neden?
- Öğretmen beni dövüyor. - Neden?
- Yaramazlık ediyorum da ondan.
- Sen de yaramazlık yapma.
- Ben yaramazlık ne demek bilmiyorum ki.
- Öğretmenin yapma dediği şey, dedim.
- Belli olmuyor ki!.. Bir gün arkadaşımın biri “Çamaşırcının piçi” dedi. Ben de dövdüm onu. Öğretmen de beni dövdü. Ondan sonra hep çamaşırcının piçi diye çağırdılar. Hiç kimseyi dövmedim. Yaramazlıkmış diye. Bir kaç gün sonra yanımdaki arkadaşın iki kalemi vardı. Birini aldım. Hırsızsın sen diye dövdüler. Benim kalemim yoktu aldım. Sonra o da yaramazlıkmış, hem de çok fena bir şeymiş. Bir daha kimsenin kalemini almam dedim. Defterini aldım. Bu sefer hem dövdüler, hem mektepten kovdular.
- Çok fena yapmışsın.
- Fena yaptım. Ben adam olmak istemiyorum ki. - Ne olmak istiyorsun ya?
- Boyacı olacağım dedim ya.
Sait Faik Abasıyanık

 

27 Mart 2025 Perşembe

GERÇEK MUTLULUK


 Hintli milyarder Ratanji Tata'ya radyo sunucusu tarafından bir telefon görüşmesinde sorulduğunda:

"Efendim, hayatta en mutlu olduğunuz anı ne olarak hatırlıyorsunuz?"
Ratanji Tata dedi ki:
"Hayatta mutluluğun dört aşamasından geçtim ve sonunda gerçek mutluluğun anlamını anladım.
İlk aşama zenginlik ve kaynak biriktirmekti.
Ama bu aşamada istediğim mutluluğu elde edemedim.
Ardından değerli eşyaların toplanması olan ikinci aşaması geldi.
Ama bunun etkisinin de geçici olduğunu ve değerli şeylerin parıltısının uzun sürmediğini fark ettim.
Ardından büyük bir proje alma olan üçüncü aşaması geldi. O zaman Hindistan ve Afrika'daki dizel yataklarının %95'ine sahiptim.
Ayrıca Hindistan ve Asya'daki en büyük çelik fabrikasının sahibiydim.
Ama burada da hayal ettiğim mutluluğu elde edemedim.
Dördüncü adım, bir arkadaşımın benden bazı engelli çocuklar için tekerlekli sandalye almamı istemesiydi.
Yaklaşık 200 çocuk.
Arkadaşımın tavsiyesiyle hemen tekerlekli sandalyeleri aldım.
Ama arkadaşım onunla gitmem ve tekerlekli sandalyeleri çocuklara vermem konusunda ısrar etti. Bende hazırlanıp onunla gittim.
Orada bu çocuklara tekerlekli sandalyeleri kendi ellerimle verdim. Bu çocukların yüzlerinde garip bir mutluluk parıltısı gördüm. Hepsini tekerlekli sandalyede otururken, dolaşırken ve eğlenirken gördüm.
Kazanan bir hediyeyi paylaştıkları bir piknik yerine ulaşmış gibiydiler.
Gerçek mutluluğu içimde hissettim.
Ayrılmaya karar verdiğimde çocuklardan biri bacağımdan tuttu.
Bacaklarımı yavaşça kurtarmaya çalıştım ama çocuk yüzüme baktı ve bacaklarımı sıkıca tuttu. Eğilip çocuğa sordum: Başka bir şeye ihtiyacın var mı?
Bu çocuğun verdiği cevap beni sadece şok etmekle kalmadı, hayata bakışımı da tamamen değiştirdi.
Bu çocuk dedi ki:
"Yüzünü hatırlamak istiyorum ki cennette buluştuğumda seni tanıyıp bir kez daha teşekkür edebileyim!.."

20 Ocak 2025 Pazartesi

UMUDA VE CESARETE İHTİYACIMIZ VAR


 

Eğer yaşam akan bir ırmak ise. O ırmağın bize öğrettikleri vardır. Şaşkınlıkla karşılanan öğrenilenlerin yanısıra benimsenenleri de bir kenara not etmek lazım.

Bu bağlamda, günlük yaşamda her karşılaşma, her öğrenilen; insan üzerinde bir etkileşimin, durulan yerin sembolüdür.

Lakin, her karşılaşma ve öğrenilen ile etkileşime girmek yorucu olabilir. Bu durumda belirgin, gerçekçi örneklere odaklanmak yaşamımızı kolaylaştıracaktır.

Varlığımızı sürdürmenin yolu, başkalarının bize önerecekleri yöntem ve verecekleri icazet ile olmamalı, kendi düşüncemiz geçerli olmalıdır.

Her insanın duyguları, yargıları vardır. Öyle anlar var ki, kimi zaman yardım etme amaçlı yaklaşımda, kimi zaman da zor durumda bırakma amaçlı yaklaşımda duygular ve yargılar harekete geçer.

Babam çiftçiydi.

Uzun yıllar çiftçilikle uğraştı.

Bizler henüz çocuktuk.

Rahmetli babam, Köydeki ilkokul da değil, ilkokul dahil ortaokul ve liseyi ilçe merkezinde okumamız için elinden geleni yaptı.

Çok iyi hatırlıyorum. Köylüler babama; "okuyup da ne olacaklar, köyde kalsınlar sana yardımları olur. Bak tek başına sıkıntılı anlar yaşıyorsun" derlerdi. Babam hiçbirini, çok ağır çalışma koşulları olmasına rağmen dikkate almadı. Kendi duyguları ve yargıları ile hareket etti. Belki çok fazla zorluk çekti ama bizlerin okuyup meslek sahibi olmamız için kararlı duruşundan vazgeçmedi.

Söylenenler karşısında her daim verdiği cevap; "umuda ve cesarete ihtiyacımız var. Umudu kimse bize vermez, kendimiz yaratacağız. Cesareti kendi benliğimizde bulacağız. Çocuklarımın okuması için var gücümle çalışacağım. Söylenenlerin, şunu yap bunu yap diye icazet verenlerin hiçbiri umurumda değil. Önemli olan çocuklarımın, benim gibi çok zor ve ağır koşullarda yaşamlarını devam ettirmemesidir" olmuştur.

Geleceği şekillendirecek olan da babamın bu düşüncesidir.

17 Haziran 2023 Cumartesi

BİR BAŞKA DÜNYA


 

Ücra bir köşede

Yüreğin paramparçayken

Nefes alamazken karanlık gecenin içinde

Bir gölge oyunudur sanki yaşadıklarımız

O büyük güçler

O yaşamın cellâtları

Seni yağmur suları gibi sürüklerken

Gülümsemenin buğusu nemli gözlerde

Hiç gördün mü bilmem

Cam kırıklarında yürüdüğünü çıplak ayaklı bebelerin

Ne demek olduğunu yalnızlığın

Yedi tepeli şehrin varoşlarında

Sen yoksul ailenin çocuğuydun

Sen kuşun kanadında dalgalara direnirken

Yapayalnız, kimsesiz

Onlar hep güçlüydü çocuğum

Dudaklarımda sızısı kendimi bildim bileli

 

ÇOCUK OLMAK


 

şarıda Haziran sıcağı...

Aniden bastıran yağmur damlaları...

Gece mi gündüz mü belli değil...

Yakın yada uzak diyarlarda, yaşamak için korkunun kirli yüzünü yırtarak dolunaya karşı gülümseyen yüzler...

Bin yıllardan beri insan olmanın onuruyla varlar...

Özgürlüğün, var olmanın, insanca yaşamanın kökleri sadece toprakta değil, içimizdedir...

Ve onlar, geleceğimiz olan çocuklar...

Kimi zaman sevinen, kimi zaman hüzünlenen çocuklar...

Ellerinde kitaplar, yüreklerinde umut...

Çağdaş olmak, umutları korumak, insan sevgisiyle yoğrulmak...

Sevginin tomurcukları olan çocuklar, umutlarımız olan çocuklar...

Bir hiç uğruna yaşamını kaybeden bedenler...

Uzak coğrafyalarda, yanı başımızda demokrasi, özgürlük ve insanca yaşam uğruna direnen, ben de varım diyen çocuklar...

Bırakın ölmesinler...

Yaşasınlar...

İyi birer eğitim görsünler...

Afrika’da , Sudan'da, Nijerya'da, Somali'de, Mısır’da...

Asya'da, Irak’ta, Yemen'de, Suriye'de, Afganistan’da…

Her yerde...

Her coğrafyada...

Afrika kırsalında bir yerlerde açlıktan ölen çocuklar...

Bırakın gözleri çiçeklensin onların, umut olsun, tomurcuklansın...

Yakın ve uzak kıyılara o zaman ulaşır sevgi tomurcukları, bilindik maviliklere, yarınlara...

14 Temmuz 2021 Çarşamba

ÇOCUKLARIMIZ



 

Gün yine geride göz yaşı ve hüzün bırakarak yerini akşamın alacakaranlığına bıraktı.

Sokak lambaları bir bir yanmaya başladı.

Sokak lambaları ile etrafı ışıltıya boğan sıralı apartmanlardaki yaşamı sokağa taşıyan lambalar önce tek tük, sonra cümbür cemaat kendini gösterdi.

Bir yandan apartmanlardan işitilen kahkaha sesleri, bir yandan da süregelen sessizlik derin bir tezat oluşturuyordu.

Arabaların caddede çıkardıkları homurtular ve etrafa yaydıkları egzoz gazları, insanların akşamın alacakaranlığında evlerine yetişmenin telaşı ile koşuşturmalarına karışıyordu. 

Günün yakıcılığı yerini rüzgara ve serinliğe bıraksa da, rüzgarın uğultusu fazlasıyla ürkütücüydü.

Yerde ne varsa göğe, gökte ne varsa yere taşıyordu. Sürüklenip havaya karışan toz bulutu helezonlar çizerek etrafta ince bir toz katmanı oluşturuyordu.

Her zaman yaptığım gibi günün haberlerini okuyorum.

Ne çok iç karartıcı, insanlığı derin düşüncelere salan olaylar var. Gözlerimi kapatıyorum. Tekrar ovuşturarak açıyorum. Yok yok, o haber mutlaka doğru değildir. Vardır bir yanlışlık diye kendimi avutmaya çalışsam da, çabalarım boşa gidiyor.

Dünyada en önemli varlıklarımız çocuklarımızdır.

Onlar geleceğimizdir.

Geleceğimizi karartmamak adına onlara var gücümüzle sahip çıkmalıyız.

Farkında olmadan yada bilerek onlara zarar vermek, travma yaşatmamak için, günlük yaşantımıza, yaklaşımlarımıza ve davranışlarımıza dikkat etmek zorundayız.

Yapacağımız hatalarla onlara örnek olmak yerine, doğru  davranış ve kararlarımızla örnek olmalıyız.

Bedensel ve ruhsal olarak henüz gelişimini tamamlamamış olan çocuklara; yetişkinler tarafından fiziksel, duygusal, zihinsel gelişimlerini engelleyen, veya zarar veren davranışlardan kaçınmak durumundayız.

Dikkatimi çeken bir haber, Muş'ta ki bir Kuran kursunda kapı koluna asılmış halde bulunan 12 yaşındaki çocuğun tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirmesi oldu.

Haberin ayrıntısı internet sitelerinde yer alıyor.

Haber üzücü  ve acı verici bir olayın ürkütücü boyutlarını ortaya koyuyor.

 


10 Temmuz 2020 Cuma

KIZIM İÇERİYE GEL



İşlerini akıllarıyla yürütemeyenlerin tek çıkar yolu, ölçüsüz ve orantısız yürümeye çalışmaktır.
Sevgi ve saygıdan uzak bir çizgide vücut bulmaktır.
***
Yaşam yelpazesinin rüzgârında yer alan çaresiz o kadar çok insan var ki.
***

O gün yine güzel bir yaz günüydü.  Etrafta çöl rüzgârıyla savrulan ince kum taneciklerinin oluşturduğu küçük kum öbeklerinde sessizce küçük elleriyle şekiller çiziyor, oyun  oynuyordu.

Sonra bir ara yaşlı bir amcanın  evlerinin önünde arabasından indiğini gördü.
Umursamadı.
Oyununa devam etti.
Gökyüzünde kavurucu çöl sıcağını serinletecek tek bir bulut gözükmüyordu.
Bir süre daha dışarıda oyununa devam etti.
Ta ki babasının "kızım içeriye gel" sesini duyana kadar.
Kum öbeği üzerine çizdiği şekillere son bir bakış atarak sessizce yerinden kalkıp eve girdi. Babasının yanında o aksakallı adam vardı. Annesini aradı gözleri. Bulamadı. Sessizce babasının yanına gidip misafirin elini öptü. Kenara çekildi.
Babası, "bak kızım" dedi gözlerinin içine bakarak. "Seni bu adamla evlendireceğim. Artık onunla yaşayacaksın!"
Küçük kız babasının bu sözleri üzerine korkuyla bir adım geriye çekildi. Ağzından tek bir ses çıkmadı. Gözleri anasını aradı tekrardan. Fakat nafile. Hayır deyip diretmesine destek olacak kimse yoktu.
Küçük kız çaresizdi.
Gözlerine dolan iki damla yaşla babasına baktı sessizce.
Geri çekilip yan odaya geçti. Artık gözlerinde şiddetli yağmur damlaları gibi yaşlar boşanıyordu.
Yer Suudi Arabistan'da küçük bir kasabaydı.
Bir kız çocuğu, babası tarafından binlerce dolar karşılığı  yaşlı bir adamla evlendiriliyordu.
Dolarların insan yaşamını galebe çaldığı, yoksulluğun, çaresizliğin ve korkunun kirli ve dramatik bir tiyatral oyuna dönüştüğü bir kabullenişti bu.
Kadını satılacak bir meta olarak gören bir zihniyet.
Ve benzeri onlarca olay.
Hainliğin ve kalleşliğin egemen olduğu bir dünyada “babanın evlada ihaneti”.
Alacağı birkaç kuruş için bir canı, bir geleceği karartma bağnazlığı…
Sessizce olan bitene razı olma iç güdüsü…
Havada dram saklayan kum taneleri…
Baharda henüz ağacın dallarında filizlenmeye başlayan yaprakların koparılışı gibi hoyratça girişimler…
Yaşam nedir, gelecek nedir bilmeyen çocuklar…
Geri kalmışlığın prangalarının insan bedeni ile bütünleşmesi…
Yaşamın kıyısında ölümle sonlanan ya da çaresizlik ve yoksullukla zar zor devam eden yaşamlar…

24 Aralık 2019 Salı

ÇOCUK




Eşitlikmiş, adaletmiş
Özgürlükmüş
İnsan hakları, çocuk hakları imiş
Duydun mu sen çocuk?
Çocukluğunu yaşamadan
Yaşam derdine düşen
Oyun da değil kendini tarlada bulan
Sen değil misin çocuk?
Bir renk
Bir ışık
Bir hüzün
Bakışların umut mu düş mü bekler
Söylesene çocuk?