Yaramaz ve geçimsiz çocuğa babası bir torba çivi ve bir tahta parçası vermiş.
28 Aralık 2025 Pazar
TAHTAYA ÇİVİ ÇAKMAK
Yaramaz ve geçimsiz çocuğa babası bir torba çivi ve bir tahta parçası vermiş.
8 Aralık 2025 Pazartesi
ÇOCUK
Bir kaç gün önce caddede yürürken gördüm. Küçük bir çocuk. Üzerinde parka vardı. Parkanın başlığı ile yüzünü tamamen kapatmıştı. Önünde bir para toplama kabı. İçinde bir kaç tane bozukluk. Çocuk kıpırdamıyordu. Sanırım yorgun düşen bedeni derin bir uykuya dalmıştı. İnsan üzlüyor bu duruma. Yoldan gelip geçenler dönüp bakmıyorlar bile. Kanıksanmış artık bu durum. Çünkü gerçek ihtiyaç sahibinin yanı sıra, çocukları dilendirenler de az değil duyumlarıydı insanları ürküten. Memleketimde yoksulluk ve yoksunluğun yanı sıra, sokaklarda yatıp kalkan evsizler de oldukça fazla.
16 Eylül 2025 Salı
ÇOCUKLAR
Çocuklar.
20 Mayıs 2025 Salı
ZAMANI GERİYE SARIYORUM
İnsanın sadece kendisi için yaşaması bencillik ve
haksızlıktır.
Zamanı geriye sarıyorum.
Yıllar öncesinin bozkırına.
Geçen zaman ve yaşananlar önce bulanık, sonrasında
duru görüntülerle zihnimde beliriyor.
Bozkırın her çocuğu gibi benim de bir amacım var.
Okuyup bir meslek sahibi olmak.
Sar ısıcağın kavuruculuğundan, ayazın keskin
şamarından, yokluğun sıkıntısından, zor yaşam koşullarının yoruculuğundan
kurtulmak.
Ne ki bu kolay değil.
Tıpkı yaşamda hiçbir şeyin kolay olmaması gibi.
Eğitimin önemini bilen, eğitim ve aydınlanma ile çocuklarının
bozkırın direncini kırıp uzaklara gitmesini isteyen bir ana baba.
Çektiğim sıkıntıyı çocuklarım çekmesin diyen bir
gülüş bir inanç onlarınki.
Onlar kendileri için yaşamadılar.
Gönülleri çocukları için çırpındı.
14 Mayıs 2025 Çarşamba
O BİR ÇOCUK GELİNDİ
Uzun uğraşlardan ve dil dökmelerden sonra baba kızını vermeye razı oldu. Çeyiz ve başlık konusu o sırada konuşuldu. Çeşitli beyanatlarda bulunuldu.
6 Mayıs 2025 Salı
BEN, DEDİ, BOYACI OLACAĞIM
27 Mart 2025 Perşembe
GERÇEK MUTLULUK
Hintli milyarder Ratanji Tata'ya radyo sunucusu tarafından bir telefon görüşmesinde sorulduğunda:
20 Ocak 2025 Pazartesi
UMUDA VE CESARETE İHTİYACIMIZ VAR
Eğer yaşam akan bir ırmak ise. O ırmağın bize
öğrettikleri vardır. Şaşkınlıkla karşılanan öğrenilenlerin yanısıra
benimsenenleri de bir kenara not etmek lazım.
Bu bağlamda, günlük yaşamda her karşılaşma, her
öğrenilen; insan üzerinde bir etkileşimin, durulan yerin sembolüdür.
Lakin, her karşılaşma ve öğrenilen ile etkileşime girmek
yorucu olabilir. Bu durumda belirgin, gerçekçi örneklere odaklanmak yaşamımızı
kolaylaştıracaktır.
Varlığımızı sürdürmenin yolu, başkalarının bize
önerecekleri yöntem ve verecekleri icazet ile olmamalı, kendi düşüncemiz
geçerli olmalıdır.
Her insanın duyguları, yargıları vardır. Öyle anlar var
ki, kimi zaman yardım etme amaçlı yaklaşımda, kimi zaman da zor durumda bırakma
amaçlı yaklaşımda duygular ve yargılar harekete geçer.
Babam çiftçiydi.
Uzun yıllar çiftçilikle uğraştı.
Bizler henüz çocuktuk.
Rahmetli babam, Köydeki ilkokul da değil, ilkokul dahil
ortaokul ve liseyi ilçe merkezinde okumamız için elinden geleni yaptı.
Çok iyi hatırlıyorum. Köylüler babama; "okuyup da ne olacaklar, köyde
kalsınlar sana yardımları olur. Bak tek başına sıkıntılı anlar yaşıyorsun"
derlerdi. Babam hiçbirini, çok ağır çalışma koşulları olmasına rağmen
dikkate almadı. Kendi duyguları ve yargıları ile hareket etti. Belki çok fazla
zorluk çekti ama bizlerin okuyup meslek sahibi olmamız için kararlı duruşundan vazgeçmedi.
Söylenenler karşısında her daim verdiği cevap; "umuda ve cesarete ihtiyacımız var.
Umudu kimse bize vermez, kendimiz yaratacağız. Cesareti kendi benliğimizde
bulacağız. Çocuklarımın okuması için var gücümle çalışacağım. Söylenenlerin,
şunu yap bunu yap diye icazet verenlerin hiçbiri umurumda değil. Önemli olan
çocuklarımın, benim gibi çok zor ve ağır koşullarda yaşamlarını devam
ettirmemesidir" olmuştur.
Geleceği şekillendirecek olan da babamın bu düşüncesidir.
17 Haziran 2023 Cumartesi
BİR BAŞKA DÜNYA
Ücra bir köşede
Yüreğin paramparçayken
Nefes alamazken karanlık gecenin içinde
Bir gölge oyunudur sanki yaşadıklarımız
O büyük güçler
O yaşamın cellâtları
Seni yağmur suları gibi sürüklerken
Gülümsemenin buğusu nemli gözlerde
Hiç gördün mü bilmem
Cam kırıklarında yürüdüğünü çıplak ayaklı
bebelerin
Ne demek olduğunu yalnızlığın
Yedi tepeli şehrin varoşlarında
Sen yoksul ailenin çocuğuydun
Sen kuşun kanadında dalgalara direnirken
Yapayalnız, kimsesiz
Onlar hep güçlüydü çocuğum
Dudaklarımda sızısı kendimi bildim bileli
ÇOCUK OLMAK
Dışarıda Haziran sıcağı...
Aniden bastıran yağmur damlaları...
Gece mi gündüz mü belli değil...
Yakın yada uzak diyarlarda, yaşamak için korkunun
kirli yüzünü yırtarak dolunaya karşı gülümseyen yüzler...
Bin yıllardan beri insan olmanın onuruyla varlar...
Özgürlüğün, var olmanın, insanca yaşamanın kökleri sadece
toprakta değil, içimizdedir...
Ve onlar, geleceğimiz olan çocuklar...
Kimi zaman sevinen, kimi zaman hüzünlenen çocuklar...
Ellerinde kitaplar, yüreklerinde umut...
Çağdaş olmak, umutları korumak, insan sevgisiyle yoğrulmak...
Sevginin tomurcukları olan çocuklar, umutlarımız olan
çocuklar...
Bir hiç uğruna yaşamını kaybeden bedenler...
Uzak coğrafyalarda, yanı başımızda demokrasi,
özgürlük ve insanca yaşam uğruna direnen, ben de varım diyen çocuklar...
Bırakın ölmesinler...
Yaşasınlar...
İyi birer eğitim görsünler...
Afrika’da , Sudan'da, Nijerya'da, Somali'de, Mısır’da...
Asya'da, Irak’ta, Yemen'de, Suriye'de, Afganistan’da…
Her yerde...
Her coğrafyada...
Afrika kırsalında bir yerlerde açlıktan ölen çocuklar...
Bırakın gözleri çiçeklensin onların, umut olsun,
tomurcuklansın...
Yakın ve uzak kıyılara o zaman ulaşır sevgi tomurcukları,
bilindik maviliklere, yarınlara...
14 Temmuz 2021 Çarşamba
ÇOCUKLARIMIZ
Gün yine geride göz yaşı ve hüzün bırakarak yerini akşamın
alacakaranlığına bıraktı.
Sokak lambaları bir bir yanmaya başladı.
Sokak lambaları ile etrafı ışıltıya boğan sıralı
apartmanlardaki yaşamı sokağa taşıyan lambalar önce tek tük, sonra cümbür
cemaat kendini gösterdi.
Bir yandan apartmanlardan işitilen kahkaha sesleri, bir
yandan da süregelen sessizlik derin bir tezat oluşturuyordu.
Arabaların caddede çıkardıkları homurtular ve etrafa
yaydıkları egzoz gazları, insanların akşamın alacakaranlığında evlerine
yetişmenin telaşı ile koşuşturmalarına karışıyordu.
Günün yakıcılığı yerini rüzgara ve serinliğe bıraksa
da, rüzgarın uğultusu fazlasıyla ürkütücüydü.
Yerde ne varsa göğe, gökte ne varsa yere taşıyordu.
Sürüklenip havaya karışan toz bulutu helezonlar çizerek etrafta ince bir toz
katmanı oluşturuyordu.
Her zaman yaptığım gibi günün haberlerini okuyorum.
Ne çok iç karartıcı, insanlığı derin düşüncelere salan
olaylar var. Gözlerimi kapatıyorum. Tekrar ovuşturarak açıyorum. Yok yok, o
haber mutlaka doğru değildir. Vardır bir yanlışlık diye kendimi avutmaya
çalışsam da, çabalarım boşa gidiyor.
Dünyada en önemli varlıklarımız
çocuklarımızdır.
Onlar geleceğimizdir.
Geleceğimizi karartmamak adına onlara
var gücümüzle sahip çıkmalıyız.
Farkında olmadan yada bilerek onlara
zarar vermek, travma yaşatmamak için, günlük yaşantımıza, yaklaşımlarımıza ve
davranışlarımıza dikkat etmek zorundayız.
Yapacağımız hatalarla onlara örnek
olmak yerine, doğru davranış ve
kararlarımızla örnek olmalıyız.
Bedensel ve ruhsal olarak henüz
gelişimini tamamlamamış olan çocuklara; yetişkinler tarafından fiziksel,
duygusal, zihinsel gelişimlerini engelleyen, veya zarar veren davranışlardan
kaçınmak durumundayız.
Dikkatimi çeken bir haber, Muş'ta ki
bir Kuran kursunda kapı koluna asılmış halde bulunan 12 yaşındaki çocuğun
tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirmesi oldu.
Haberin ayrıntısı internet sitelerinde
yer alıyor.
Haber üzücü ve acı verici bir olayın ürkütücü boyutlarını
ortaya koyuyor.










