Gece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2013 Cuma

GÖLGE


Biliyorum yalnızsın
gündüzleri ve geceleri
gün boyu gözlerin nemli.
Ve gün boyu sessiz
bir gölge seni izler
ve gün boyu güvercin kanadında
uçup gider bir umut...

Hüseyin Güzel

5 Temmuz 2013 Cuma

KAÇ MEVSİM SÜRECEK

Eller çatlamış, nasırlaşmış eller
kimi zaman yorgun, kimi zaman dinç
kimi zaman irice, narin
bilinmez duygular akıyor
gözler yorgun, gözler uykusuz.

Uykusuz gecelerde
nefessiz mevsimlerde
kan revan yürekler, direniyor koca beden
direniyor acılara.

Ne zulüm bitiyor
ne de umut
toprak kadar anaç bir beden
toprak kadar bereket fışkıran
ve bedenin üzerinde zulüm.

Zulmün ardı arkası kesilmez
kaç mevsim sürecek bilinmez.


Hüseyin Güzel - 05.07.2013/ İstanbul

18 Ocak 2013 Cuma

YAĞMURLA ISLANAN DAĞLAR




Gece ağaç dallarının savrulması, perişan haldeki kiremitlerin çıkardığı tıkırtılar ve gittikçe şiddetlenen rüzgârın ıslık çalarak sabaha kadar esip gürlemesi beni uyutmadı.
Aralıklarla yağan yağmurun gizemli damlaları ise pencere camlarına vurup durdu.
Yağmurdan ıslanan dağları, ıslak yapraklardan damlayan su seslerini ve taşan derelerin içinde gümüş sırtlı narin balıkları hayal ettim.
İnsanların birbirlerine neden düşman olduklarına, düşmanca davrandıklarına anlam vermeye çalıştım.
Kutuplardan ekvatora, ovalardan yaylalara yaşam alanı bulmuş canlıları düşündüm.
İnsanların, dağların zirvelerine ulaşıp özgürlüğe kanat açma isteklerini duyumsadım.
Ovayı bırakıp dağlara koşanlara hak verdim.
İmrendim.
Günlük yalanlar, yanlışlar, kuşkular, an be an kaybedilenler neden yaşam biçimi olmuştu insanlar için?
İnsanoğlu neyin peşinde idi?
İnsani değerler neler olmalıydı?
Bir yandan yanlış yapan diğer yandan başkalarını suçlayanlar.
Savunmalar.
Saldırılar.
Yaşam biçimimiz bumu olmalıydı?
Gittikçe bulanıklaşan ve dipsiz bir kuyuya atılan taşın karanlıkta kaybolması gibi basında yer alan haberler insanları umutsuzluğa düşürüyor.
Umutsuzluğa kapılmadan bu sürecin insanların güç ve enerjisini tüketmeden, düşünce ufkunu açmasına ve güven duygusunu pekiştirmesi gerektiğine inanıyorum.
Bitmez tükenmez hırslarımıza, gücümüze güç katma hevesimize dur demeden “devasa bir iştahla” mazlumların, güçsüzlerin, korunmasızların, savunmasızların ve yoksulların yaşamında var olanları da alma düşüncesinin bırakılması gerektiğine inanıyorum.
Çünkü eğer içinde insan yoksa bir yerin zenginliğinden, güzelliklerinden bahsetmenin bir anlamı var mıdır?
Yaşam biçimimizle, doğaya olan saygısızlığımızla, insanın insana olan duyarsızlığı ile bulunduğumuz coğrafyayı yaşanabilir olmaktan çıkardık ya da var gücümüzle çıkarmaya çalışıyoruz.
Gün gelecek uğrunda mücadele edeceğimiz bir değerimiz dünya üzerinde kalmayacak belki de.
Değerlerimizin, önem verdiğimiz ve saygı duyduğumuz güzelliklerin kaybolmaması için etrafımızda, yanımızda yöremizde bulunan insanların sorunları ile ilgilenmek, dertlerine az da olsa çare olmak en azından moral vermek için uğraş vermeliyiz.
Birbirimizi demoralize etme çabası içinde olmanın ne bize nede başkalarına bir yararı olmayacaktır.
Ancak elbette bunu yaparken de inandığımız doğrulardan vazgeçmemiz anlamı çıkarılmamalı.

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Kar Yağıyordu Yüreğime (3)

                                        Fotoğraf : CM Leung


İşinin olmadığı anlarda Özlem yan bahçede eğreti gecekondunun önünde duran genç kızlarla konuşmak istiyordu. Kirpikleri yanaklarına düşmüş, suratları kırmızı, eski giysili çocuklarda onunla konuşmanın telaşındalar. İçlerinden biri akıllı sözlerle budala insanları taklit ediyordu. Bedenleri cılızdı. Seviyordu onların bu halini Özlem. Babaları işçi, yoksul çocuklar da olsalar. Üstleri eski ve yırtık da olsa Özlemin içindeki çocukluğu hatırlatıyor onlar. Lakin Zehra kadın onu bahçe kenarında komşu gecekondunun çocuklarıyla konuşur görünce çok kızıyor, elinden tuttuğu gibi eve sokuyordu. Kendisine arkadaş arıyorsa kendisi ne güne duruyor, kendisiyle konuşsun. Bu durumda ne yapabilirdi Özlem, düş kurmak, hayale dalmaktan başka?
Aradan geçen günlere rağmen yeni evine alışmakta zorluk çekiyordu. Zehra kadının peşi sıra dolaşmasından usanmıştı. Yaşadığı evde bir başkasının buyruğu altında yaşamak ona zor geliyordu. Anacığı böyle miydi ya. Evde yapılacak işler konusunda kendi kararını vermeye alışmıştı. Şimdi ise bahçeye çıkmasına bile razı değillerdi. Komşu evin çocuklarıyla konuşması bile yasaklanıyordu. Tükenip bitmeyen bu durum karşısında akşam eve gelen Yakup’a olan biteni anlatıyor, Yakup ise tek kelime etmiyordu, ya da edemiyordu garip bir şekilde.
Huzursuzdu. Geceleri uyuyamıyor, yüzü tarifsiz acılarla kırışıyordu. Eşine kaç kez söylemişti. Arsanın bir köşesine bir göz dam yapalım, ayrı oturalım diye. Lakin dinleyen kim. Yakup babasının ve ağabeyi Şevket’in emri altında yaşıyordu. Bunu iyice anlamıştı. Anlamıştı da bu durumu bir türlü kabul edemiyordu. Yakup’un kazancını elinden almaya alışmışlardı. Ayrı bir göz dam ev yapılmasına razı gelirler miydi hiç.
Yanağından aşağı süzülen gözyaşlarını mendiliyle silerken düşünüyordu. Bir yandan da ağladığını kimselerin görmesini istemiyordu. Özellikle de Zehra kadının onu ıslak mendili elinde görmesini hiç istemiyordu. Kendisini babasından istedikleri zaman Zehra kadın:
“Meryem bacı! Kızını hiç merak etme. Senden sonra ikinci anası ben olacağım” demişti.
Demişti demesinde de aradan geçen günlerde ikinci analığı güzel yapıyordu işte! Zehra kadından habersiz evin bahçesine bile çıkamıyordu. Bu nasıl analıksa artık! Oysa anasının yerini hiçbir kadının tutamayacağını biliyordu. Buna rağmen anasına söylenen “ikinci anası ben olacağım” sözüne ses çıkarmamış susmuştu. Anası onsuz duramazdı. Köyün içinde arkadaşlarına gitse yolunu gözler, gelince de saçını okşar “güzel kızım neler yaptın” diye sorardı. O da anasına “merak etme iyiyim” der gönlünü alırdı. Şimdi bunları ikinci anasından göremiyor, üstelik yapacağı şeyleri buyuruyor, başında bekliyordu.
Cemal amcanın evi genişçe bir avludan ibaret, iki odalı bir gecekonduydu. Mutfak, banyo ve tuvalet iyi sayılabilecek bir planlamayla yapılmıştı. Banyo kazanları yoktu. Alüminyum güğümle bahçeye yakılan ateşte su ısıtılır, ısınan suyla banyo yapılırdı. Ateşi yakmak, suyu ısıtmak kendi işiydi artık. Bu durum hiç hoşuna gitmiyordu. Paylaşım yoktu. Yani evin işinin bir kısmını da Zehra kadın yapmıyordu. Ağır ve zor işleri kendisine bırakıyor, yemek gibi görece daha basit işleri yapıyordu. Bu durumda iyice bunalmıştı. 

10 Nisan 2012 Salı

Bir İsyandı Hücrelerime Sinen



Yalanlarla kuşatıldığında bedenim
Bir bulut gözyaşlarımı taşır
Duygularım savrulur yaprak yaprak
Seninle büyür yaşamın her anında
Yüreğimde sevdan
Dudaklarımda yas
Güller arasına armağanım o
Hatırla ne olur
Her gece
Öfkeden
Katran karası gözlerden uzakta
Umudu içinde taşıdım acısa da yüreğim
Bahçenin sakin uzak köşesinde
Duvara yaslandım saatlerce
Bir yumruktu boğazıma tıkanan
Bir isyandı hücrelerime sinen
Bedenimde kalan tek şey candı
Kader ağlarını örmeye başladığında

Hüseyin GÜZEL/ 21.11.2011

21 Aralık 2011 Çarşamba

BİR İSYANDI HÜCRELERİME SİNEN

Yalanlarla kuşatıldığında bedenim
Bir bulut gözyaşlarımı taşır
Duygularım savrulur yaprak yaprak
Seninle büyür yaşamın her anında
Yüreğimde sevdan
Dudaklarımda yas
Güller arasına armağanım o
Hatırla ne olur
Her gece
Öfkeden
Katran karası gözlerden uzakta
Umudu içinde taşıdım acısa da yüreğim
Bahçenin sakin uzak köşesinde
Duvara yaslandım saatlerce
Bir yumruktu boğazıma tıkanan
Bir isyandı hücrelerime sinen
Bedenimde kalan tek şey candı
Kader ağlarını örmeye başladığında

21.12.2011/Hüseyin GÜZEL