Dağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Aralık 2018 Perşembe
31 Ekim 2017 Salı
UMUTLA
Siz, o, ben ve biz yani hepimiz
bir şeyler diktik, ektik
yeşertmeye çalıştık umutla
bugünün ve yarının yüreklerine
çocuklara umut olsun
çiçekler solmasın
bahçeler kurumasın diye...
Bozkırın ortasında
ormanların gölgesinde
rüzgârın sesinde
dağ havasının vazgeçilmezliğinde
çölün gizeminde
suyun serinliğinde
ve toprağın doğurganlığında aradık yaşamayı
özgürlüğü…
Kimimizin adı Ahmet’ti kimimizin Albert, kimimizin
Hekim…
Ama hep vardık
ve hep olacağız bir yerlerde…
Günbatımının renklerini kuşanmış bulutları
seyredeceğiz yaylalarda
rüzgârları köpüklü dalgalara dönüştüren baş döndürücü
ormanın kıyısında
soluk renkli yılkı atlarının özgürlüğe koşuşlarını
belki biraz yağmur
ve arada biraz dolu çarpacak yüzümüze...
Ve sonra
renksiz bir şafakta ısınmak için
atlar misali ayaklarımızı yere vururken
buzla kaplı bir sırtta
dik bir vadinin hemen kıyısında
ufka doğru uzayıp giden
karın örttüğü gri tarlaları
ya da buz kesmiş nehirleri seyrediyor olacağız daima…
18 Ocak 2013 Cuma
YAĞMURLA ISLANAN DAĞLAR
Gece ağaç dallarının savrulması, perişan haldeki kiremitlerin çıkardığı
tıkırtılar ve gittikçe şiddetlenen rüzgârın ıslık çalarak sabaha kadar esip
gürlemesi beni uyutmadı.
Aralıklarla yağan yağmurun gizemli damlaları ise pencere camlarına vurup
durdu.
Yağmurdan ıslanan dağları, ıslak yapraklardan damlayan su seslerini ve
taşan derelerin içinde gümüş sırtlı narin balıkları hayal ettim.
İnsanların birbirlerine neden düşman olduklarına, düşmanca davrandıklarına
anlam vermeye çalıştım.
Kutuplardan ekvatora, ovalardan yaylalara yaşam alanı bulmuş canlıları
düşündüm.
İnsanların, dağların zirvelerine ulaşıp özgürlüğe kanat açma isteklerini
duyumsadım.
Ovayı bırakıp dağlara koşanlara hak verdim.
İmrendim.
Günlük yalanlar, yanlışlar, kuşkular, an be an kaybedilenler neden yaşam
biçimi olmuştu insanlar için?
İnsanoğlu neyin peşinde idi?
İnsani değerler neler olmalıydı?
Bir yandan yanlış yapan diğer yandan başkalarını suçlayanlar.
Savunmalar.
Saldırılar.
Yaşam biçimimiz bumu olmalıydı?
Gittikçe bulanıklaşan ve dipsiz bir kuyuya atılan taşın karanlıkta
kaybolması gibi basında yer alan haberler insanları umutsuzluğa düşürüyor.
Umutsuzluğa kapılmadan bu sürecin insanların güç ve enerjisini tüketmeden,
düşünce ufkunu açmasına ve güven duygusunu pekiştirmesi gerektiğine inanıyorum.
Bitmez tükenmez hırslarımıza, gücümüze güç katma hevesimize dur demeden “devasa
bir iştahla” mazlumların, güçsüzlerin, korunmasızların, savunmasızların
ve yoksulların yaşamında var olanları da alma düşüncesinin bırakılması
gerektiğine inanıyorum.
Çünkü eğer içinde insan yoksa bir yerin zenginliğinden, güzelliklerinden
bahsetmenin bir anlamı var mıdır?
Yaşam biçimimizle, doğaya olan saygısızlığımızla, insanın insana olan
duyarsızlığı ile bulunduğumuz coğrafyayı yaşanabilir olmaktan çıkardık ya da
var gücümüzle çıkarmaya çalışıyoruz.
Gün gelecek uğrunda mücadele edeceğimiz bir değerimiz dünya üzerinde
kalmayacak belki de.
Değerlerimizin, önem verdiğimiz ve saygı duyduğumuz güzelliklerin
kaybolmaması için etrafımızda, yanımızda yöremizde bulunan insanların sorunları
ile ilgilenmek, dertlerine az da olsa çare olmak en azından moral vermek için
uğraş vermeliyiz.
Birbirimizi demoralize etme çabası içinde olmanın ne bize nede başkalarına
bir yararı olmayacaktır.
Ancak elbette bunu yaparken de inandığımız doğrulardan vazgeçmemiz anlamı
çıkarılmamalı.
10 Ocak 2013 Perşembe
SARIKAMIŞ
Hanife Hanım “yaren” adlı bloğunda
yazıyor:
“Babam dedi. Sanırım artık gelmez!
Yıl 1915 Osmanlının birçok cephede
savaştığı, her türden levazımın gerekli olduğu gibi her şeyden önce de
savaşacak asker lazımdı. Büyük kayıpların verildiği, gidenlerin geri gelmediği,
çoğunun akıbetinin bilinmediği günler… İnsanımız istasyonlarda sabahlıyor… Ümitle
beklenen kara trenler kara haber getiriyor çoğu zaman. Anaların, bacıların,
eşlerin gözleri ağlamaktan fersiz düşmüş, çaresiz bekleyişi… Bekledikleri bir
defa ölmüş ama o her kara tren gelişinde bir defa daha ölen kadınlarımız.
Yorgun, bitkin ve başı eğik, kara tren acı bir çığlık atarak uzaklaşıyor.
İnadına yaşatılmaya çalışılan ümitleri, o korkunç bekleyişleri bir ağıta
dönüşüyor:
Kara tren karayılan gelmez olaydın,
Gül yârimi elimden almaz olaydın…”
Acı, lakin gerçek...
İç burkucu, dram yüklü...
Tarihimiz geçmişte askere gidip de
gelmeyenlerin geride bıraktıklarının acılarıyla kaplı.
Sarıkamış dramı misal...
1914 yılı Aralık ayı...
Zemherinin en koyusu…
Tilki’nin “bakır döktüğü” aylar…
Asker aç...
Asker sefil...
Asker çıplak...
Asker yazlık kıyafetiyle Arabistan
Çöllerinden Sarıkamış'a getirilmiş...
Ordu komutanları Alman...
Başkomutan Enver Paşa...
Alman hayranı...
Mehmetçik ölmüş...
Ne gam...
Ne keder...
Ne önlem...
Düşman güçlü...
Ölümüne itaatin resmi çizilmekte
Köprüköy’de, Barduz’da, Sarıkamış’ta, Allahuekber dağlarının amansız
yamaçlarında…
Mevsim zemheri, bir soğuk savaştır
yaşanan...
Tipinin en çetini...
Tifüsün en zalimi...
Çaresizliğin en koyusu...
Soğuktan da beter çaresizlikten üşüyen
asker...
Üniforma denkleştirip giyebilenlerle
yazlık kıyafetliler yan yana…
Taş binanın kuytusuna sığınmış
bekleşmekte…
Seferberlik var demişler…
Anadolunun yağız delikanlısı…
Vatan söz konusu olunca…
Düşünmeden yurtlarından, yerlerinden
yola çıkmış ve kendilerini taş binanın avlusunda bulmuşlar…
İçerisi tıka basa dolu…
Geniş avlunun kemerli kapısından ığıl
ığıl gençler akıyor…
Sonrası…
Sonrası tam bir dram…
Komutanların yaptığı hatalar...
İstanbul'dan ya da Erzurum'dan kış
şartlarında uzaktan savaş idare etmeler...
Hatalar zinciridir...
Kapatır yolları...
Allahuekbere bağlar...
On binlerce canı...
Dağ amansız...
Geride kalanlar...
Asker yolu gözleyenler...
Demezler mi?
"Kara Tren karayılan gelmez
olaydın,
Gül yârimi elimden almaz olaydın..."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



