Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2019 Salı

İŞİN TUHAF YANI


İnsanların geleneksel yaşamı zorlu evet ama bugün insanları zorlayan güç koşullar insan yaşamını daha da zorlu hale getiriyor.
Zorlukları anlamak için insanı anlamak lazım.
İnsanı anlamak için geçmişi ve bugünü anlamak lazım.
Geçmişi ve bugünü anlamak içinse elinde  doğru ve gerekli bilgi olmalı. Eğer gerekli ve doğru bilgi yoksa, gerekli ve doğru bilgiye ulaşılamıyorsa o zaman verilecek kararlarda sonuçlar daima hatalı çıkacaktır.
Peki doğru ve gerekli bilgiyi nasıl elde edeceğiz.
Bunun cevabı, geçmişi iyi anlamaktan geçer.
İnsanlar geçmişte neler yapmış, neden yapmış anlamak için çok çaba sarf etmek gerekir.
Geçmişi iyi anlamayan, geçmişte yapılan hata ve doğruları sorgulamayan insan bütüne varmak için gerekli ve doğru bilgiyi asla bir araya getiremez. Ve bunun sonucu da insanlığın bugün içinde bulunduğu zorlukların çığırını açar.
Bunu yapacağımıza, bir araya gelip sorunlara çözüm arayacağımıza, insanların gelecekte daha mutlu ve sorunsuz yaşaması için çaba sarf edeceğimize, ne yapıyoruz, oturup bilgi sahibi olmadan etrafımıza bilgi dağıtmayla uğraşıyoruz.
Ahkâm kesip ver yansın ediyoruz.
Bir bilen olup etrafımızda doğruyu bilenleri dikkate almıyoruz.
Oturup birbirimizi dinleme gereğini dahi hissetmiyoruz.
Bir kaç cümle ile kendimizi anlatmaya çabalıyoruz lakin onu da yeterince beceremiyoruz.
Tek bir kitap okumadan cümleleri art arda sıralıyoruz.
Zorlukların üstesinde sadece kendimiz için gelmek istiyoruz.
Başkalarına acı veren şeyleri dikkate dahi almıyoruz.
Ve işin tuhaf olan yanı ise yaptıklarımızı normal karşılıyoruz.

27 Ocak 2014 Pazartesi

ÇARESİZLİK


Yeryüzünde yaşam alanı bulan canlılar arasında belki de en hassas olanı insanoğludur. İnsanoğlu yerine göre ne kadar aciz, ne kadar çaresiz, ne kadar muhtaçtır.
Bunu illaki hastalanınca anlamak gerekmiyor, mevsimlerin döngüsünden, havaların değişkenliğinden de bunu anlayabiliyoruz.
Yaz aylarının sıcaklığından, kış aylarının başlangıcında üşüdüğümüzden söz ederiz. Kış ilerledikçe ah vahlarımız azalmaz artar. Hele hele yaşlılarımız da ise bu sızlanma daha bir üzücüdür kimi zaman.
İnsanı bu döngüye iten şey nedir?
Doğa karşısında ki çaresizliği midir?
Yoksa değişen yaşam koşulları mıdır?
Eskiden karakışa, yağmura çamura, yaz sıcaklarına daha bir dayanıklı mıydı insanoğlu, yoksa şimdilerde mi daha dayanıksız.
Benzer özellikleri ağır bassa da her insan ayrı bir evrendir aslında.
Her insanın huyu, alışkanlıkları, becerileri, davranışları, kararları, istekleri ve seçimleri kendine özgüdür.
Biri diğerine benzemez, çünkü içgüdüleri ağır basar ve herkesin içgüdüsü ve çevreyi, çevrede olan bitenleri algılaması farklıdır.
Ne ki içgüdülerimizi bastırmamız, bencilliklerimize ket vurmamız ve insanca özlemlere, eylemlere dönüştürmemiz gerekir.
Bazen bir olay, bir eylem, bir söylem karşısında çabuk karar veririz.
Celalleniriz, eser gürleriz.
Karşıdaki insanın ne dediğini, ne demek istediğini anlamak yerine, o denende kendimize göre denmesi gereken şeyi işimize geldiği gibi algılarız ve işte tam da o anda başlarız ahkâm kesmeye, yel olup esmeye, bora olup silip süpürmeye, yanardağ olup yakıp yıkmaya.
Peki neden?
Niçin bunu yaparız?
Acaba bizi kızdırdığını sandığımız şey karşısında önyargılı ve acele karar vermemiz mi etkili olmuştur?
Yoksa işimize gelenin aksine doğru olan mı söylenmiş yazılıp çizilmiştir diğerlerince. İşimize gelmeyen, esip gürlememize sebep olan bu mudur?
Bilinmez. Bilinmez çünkü birimiz diğerimize benzemeyiz. İçgüdülerimiz farklıdır, algı yanılsaması yaşarız kimi zaman, doğru olanı bulmakta zorlanır beynimiz, yaşam felsefemiz ve yetişme koşullarımız, çevre ile diyalogumuz, düşüncelerimiz, düşündüklerimizin ifade şekli farklıdır.
Benciliz, doğruyu bilmeyiz, bileni ve dile getireni de ötelemeye yermeye çalışırız kendimizce.
Ötelemeye çalışmak nasıl bir duygudur?
Birini yeren, acımasızca eleştiren bazen kendini ön plâna çıkarmak için yapar bunu, bazen diğerine yaranmak adına yapar, bazen egosunu tatmin etmek için bazen de kıskançlık duygusunu yenememek sonucu yapar. Yaparken de kendine göre bir neden bulur.
Bazen “seni eleştirmek, dediklerin karşısında sessiz kalmak istemem ama…” sözünü öne sürer. Belli ki vereceği cevap ya yok ya da yetersizdir.
Öne sürerken de bunu karşısındakinin yaşına verir aklı sıra. Yani derki sen yaşlısın dediklerin yanlış ancak “ yaşına hürmetimden” sesim çıkmıyor.
Yine bir savunma mekanizması ile kendini savunmak gereğini duymuştur.
Bilgiye muhtaçtır. Okumaya ve anlamaya muhtaçtır.
Kaçamaktır cevapları. Bir şey bilmediğinin farkındadır.
Dediklerinin ne anlama geldiğini tam olarak ifade etmekte zorlanmaktadır.
Yine de üste çıkmaya çalışır. Bunu yaparken de yandaş edinmenin yollarını arar.
Söylenenler karşısında, varsa eğer, o denen şeyde yanlışı orta yere koyacağına eleştirisine karşısındakini ithamla başlar. Başta acizlik göstermiştir. Bir başkasının dediklerinin yanlış olduğunu öne sürmekte ancak doğru olanı dile getirememektedir.
İnsanoğlu ne kadar aciz, ne kadar muhtaç ve de çaresiz!