haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2018 Salı

GENOVESE OLAYI NEDİR?



Öğrenmek bir tutkudur. Hangi yaşta olursa olsun insan mutlaka yeni bir şeyler öğreniyor. Ya gördüklerinden ya da yaşadıklarından.
Herkes öğrenmeli, tedbirini almalı yaşam bunu gerektiriyor.
Öğrenilenler bazen "yok artık bu kadarda olmaz"  dedirten şeyler olabiliyor.
Özellikle insanların yoğun olarak yaşadığı büyük şehirler başta olmak üzere, en ücra yerleşim yerlerine varıncaya kadar insanın kabul etmeyeceği olaylar her gün bir yerlerde yaşanıyor.
Bu dün de böyleydi bugünde böyle. Toplum yeterli eğitimi almadıkça, farkındalık olmadıkça da yaşanmaya devam edeceğe benziyor.
Televizyon haberlerini pek sık izlemem. Yani, haber saatidir televizyonu açıp haberleri izleyeyim diye bir düşüncem yoktur. Her gün birbirinin benzeri haberler insanın psikolojisini olumlu yönde etkilemiyor.
Lakin, eğer televizyon açıksa, haber saatiyse bazen haberleri ister istemez izlerim.
Çok fazla olmadı sanırım. Geçenlerde televizyon haberlerinde tekrar verildi.
Bir çok televizyon haber izleyicisinin dikkatini çekmiştir.
Ya da görsel ve yazılı medyada okunmuştur.
Yer 21 Ocak 2017 Taksim civarı.
Savcılıkça hazırlanan iddianameye göre " 21 yaşındaki biri evli, iki kadın, Taksim'de bir barda sabah saatlerine kadar eğlenir. Bardan ayrılan İki kadın, evlerine dönmek için taksi tutmak amacıyla Balo Sokak'tan Tarlabaşı Bulvarına doğru yürümeye başlar. Ancak aşırı alkollü kadınlardan biri yere düşer. Bu sırada yoldan geçen zanlı kadınların yanına gelir ve düşen kadını kaldırıp omuzuna alır. Bu duruma müdahale etmek isteyen diğer kadına tekme atıp bıçaklar. Omuzuna aldığı kadını arkadaşının  evine götüren zanlı ve arkadaşı kadına tecavüz eder."
Olayın kısa özeti bu.
Sokak ortasında serseri tipli insanlardan dayak yiyenler, tecavüze uğrayanlar, toplu taşım araçlarında uçan tekme atılanlar,
Bu olayların hangi birini sayacaksın ki.
Yardıma muhtaç durumda olanlar o kadar çok ki.
Ne yazık ki, yardıma ihtiyaç duyulan bir durumda, olaya tanıklık eden kişiler tepki vermekten, olaya müdahale etmekten kaçınıyor.
Bu durum "Sosyal Psikolojinin ilgi alanında olan Catherina (Kitty) Genovese sendromu, olayı, cinayetini" akla getiriyor.
Peki kısaca nedir Genovese olayı?
"13 Mart 1964 gecesinde 28 yaşındaki Catherina Susan (Kitty) Genovese, New York'da çalıştığı bardan sabah saat 02.30'da evine doğru arabasıyla  yola çıkar. Arabasından indikten sonra saldırıya uğrar. Saldırı 35 dakika sürer. Ve bu saldırı 35 dakika içerisinde üç defa tekrarlanır. Kitty her yardım istediğinde saldırgan, kaçıp tekrar gelir. Bıçaklamaya ve darp etmeye devam eder. Etrafta olaya tanık olan 38(otuzsekiz) kişi ne kadına yardım eder, ne de polisi arar. Saldırgan olay yerine gelen olmadığını gördükçe dönüp tekrar saldırır. Genovese olay yerinde yaşamını yitirir..."
Toplumu dehşete düşüren bu tür olaylar duyarsız kalmanın, cehaletin, eğitimsizliğin, ahlâksızlığın bir sonucudur.

21 Şubat 2014 Cuma

HABERLER


Alnında ve yüzünde kırışıklıklar oluşmuş orta yaşlı adam, çenesinin altında bulunan yarısı kırlaşmış sakalını sıvazlayıp televizyon ekranına yaklaşıyor. O an haberlerin verildiği saat. Elindeki kumanda ile durmadan kanal değiştiriyor.
"Haberler eskiden olduğu gibi radyo başına toplanıp  ilgiyle  dinlenildiği gibi değil artık" diye söyleniyor.
Yan tarafta dizlerinin üzerine koyduğu laptopunda bir an gözlerini ayırıp babasına bakan oğlu anlamsızca soruyor.
"Ne dedin baba anlamadım".
Baba kulağı haber okuyan spikerin söylediklerinde, gözleri ise ekranın altında geçen yazılarda.
"Haberler dedim oğlum" diye tekrarlıyor.
Oğlu umarsızca cevap veriyor.
"Ne olmuş haberlere"
Baba oğluna alay edercesine bakıyor.
"İşte yeni nesil" diye söyleniyor, "dünyada neler olup bittiğinin farkında bile değilsiniz."
Bulundukları odanın penceresi yarı açık. Korna sesleri duyuluyor ve arada bir esen rüzgârın serinliği hissediliyor. Masanın üzerinde kıvrılıp bükülmüş dergiler, gazeteler var.
"Bak bak dinle haberleri de olan bitenleri gör" diyor babası sesini yükselterek. Oğul oralı bile değil. Laptopuna eğilip klavyenin tuşlarına kırarcasına basıyor.
"Bak baba" diyor, "artık üç boyutlu görselleride görebileceğiz. Teknolojinin hızına yetişilemiyor."
Babası acımsı bir gülüşle oğluna bakıyor. "Evet" diyor "teknolojinin hızına yetişilemiyor. Haberleri dinlemiş olsan yasadışı dinlemeler konusunda teknolojinin yaptıklarını görürdün."
"Ne dedin baba" diye yeniden tekrarlıyor oğul. Baba artık oralı değil. Anlıyorki oğlunun umurunda bile değil haberler.
Haberler bitiyor. Baba elindeki kumandayı bırakıp televizyonu kapatıyor. Masanın yanında duran sandalyeye oturuyor. Günlük gazeteyi alıp sayfalarını çevirmeye başlıyor. Gazeteyi okudukça yüz sinirleri geriliyor.
"Gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar. Yolsuzluk haberleri her gün gazetelerde yayınlanıyor. Yalanları yüzlerine vuruluyor utanmıyorlar.
Adam milyonlara 'üç beş kuruş' diyor.
Televizyon kanallarında haberlere müdahale ediliyor.
Milletin a... koyacağız diyen adamda utanma yok.
Yoksulluktan, yoksunluktan, ilgisizlikten kıvrananların durumuna bakıp utanan yok.
Devlet hastanelerinde uzun bir süreye randevu alan hastalar özel hastanelere gitmek zorunda kalıyor. Binlerce lira özel hastanelerce vatandaştan alınıyor utanan yok.
Parası olmayan, sosyal güvencesi olmayan vatandaşlar tedavi olmak için hastanelere gidemiyor utanan yok" diye söyleniyor.
"Boşuna dememişler ' utanmaz utanmazla çadır kurar' diye."
Oğlu babasının yüzüne anlamsızca bakıyor. Babam neden gazeteyi seslice okuyor diye de kendi kendine soruyor.
Tekrardan gözlerini laptopuna çeviriyor.
Klavyedeki tuşlara sertce basmaya devam ediyor.

16 Aralık 2012 Pazar

BAŞARAMAYACAKLAR







Basın yayın organlarında asparagas haberlere rastlamak şaşırtıcı olmuyor artık. Yetkili kuruluşların açıklamasında da bu durumdan ve bilgi kirliliğinden şikâyet ediliyor. Basının kendi kendini kontrol etmesi güvenilirliğinin garantisidir.
Ne var ki haber doğru verildiğinde bilgilendirici olduğu gibi yanlış verildiğinde de o denli aldatıcı olmaktadır.
Demokrasi ile yönetilen ve hukukun üstünlüğünü kabul etmiş toplumlarda yargı kararı olmadan tutuklansa bile hiç kimsenin suçlu kabul edilemeyeceği kabul edilmiştir. 
Fakat bu gerçeği dikkate alma gereği duymadan yargısız infazla, yargı kararı olmadan insanlar suçlu ilan edilmekte, gözaltına alınanlar suçluymuş gibi lanse edilmektedir.
Oysaki bu yaklaşımı bırakıp ilgilinin suçluluğuna yargının karar vermesini beklemek doğru olan değil midir?
Gazetelerin görevi “olması gerekeni değil olanı” yazmak ve toplumu bilgilendirmektir. İddianameleri çarşaf çarşaf yayınlayıp kendilerine göre yorum yapmak, insanları suçlu ilan etmek basının görevi midir?
Televizyon ve gazete yöneticilerinin habercilikte düşünce üretmeleri; yalan ve gerçek dışı haberlerle meşgul edilmeyen bir ortam için kafa yormaları gerekir.
Gerçek dışı haber üretmenin toplumu yanlış bilgilendirmenin kimseye faydası yoktur.
Verilen haberlerin bütünsellik içinde ele alınması ve okuyucuya yansıtılması gerekir.
Doğruluğu teyit edilmemiş haberlerle kamuoyu meşgul edilmemelidir.
Televizyonların açık oturumlarına çıkan bir kısım zat-ı muhteremin düşünce ve ifade özgürlüğünün arkasına sığınarak yakın tarihimizin gerçeklerini ve kazanımlarını çarpıtmalarını ibretle izliyoruz. 
Ve yine bir kısım basın yayın organının köşelerinde yazılanları okudukça şaşkınlığımızı üzerimizden atamıyoruz. Ve soruyoruz bu zevatın içine sindiremediği nedir?
Kurtuluş Savaşı sonrası kurulan Cumhuriyet rejiminin kazanımlarından ve devrimlerden neden bu kadar şikâyetçiler?
Halkı yoksulluğa itilmiş, silahları elinden alınıp savunmasız bırakılmış, toprakları işgal edilip yok edilmeye çalışılmış olan Türk Milletinin bağımsızlığına kavuşmasını verdiği kurtuluş mücadelesi ile sağlamış olan Mustafa Kemal’i “ beş yıl aynı yerde oturmadığı” gerekçesi ile meclis dışında tutmak ve milletvekilliğini önlemek için uğraştılar başaramadılar.
Kurtuluş Savaşı öncesinde de görevden uzaklaştırmak ve etkisiz kılmak için uğraştılar yine başaramadılar.
O, ülkesinin ve milletinin bağımsızlığı ve özgürlüğü için var olan engelleri bir bir aştı, şaşırdılar.
Şaşkınlıkları halen devam etmekte ki açık oturumlarda ve yazdıkları yazılarda, gerçek dışı bilgilere yer vermekteler.
Lâik Cumhuriyetin gerçek aydınlarını 12 Martlarla, 12 Eylüllerle zindanlara doldurdular yetmedi.
Atatürkçüler ve çağdaş yaşamı savunan aydınlar yıllardır bedel ödemekte.
Ancak yine başaramayacaklar.
Aydınlanmacı düşünceye kelepçe vuramayacaklar.
Gazete ve televizyonlarında gerçekleri saptırmaya, halkın kafasını yalan yanlış bilgilerle doldurmaya çalışanlar amaçlarına ulaşamayacaklar.