iş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2020 Salı

ÇALIŞANLARIN MAAŞLARINI İNDİRME YÖNTEMLERİ KONUŞULUYOR


Yıllarca ekonomi alanında yapılan yanlışlara ses çıkarmayanlar, sözde aydınlar ekonominin yalpalamadan yürümesi için yapılması gerekenleri günübirlik laf kalabalığı ile ötelediler...
İstihdam politikasının yetersizliği dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de işsizlik oranının artmasında en önemli etkenlerden biri durumuna geldi...
***
Yatırımların artmasında yerli ve yabancı yatırımcıların mevcut ülke ekonomilerine güven duyması gerekir...
İşsizliğin azalmasında yatırımların artması önemli bir etkendir...
Yeni iş yerleri, fabrikalar açılmadığı sürece çalışma yaşına gelen nüfusun  iş bulmada yaşanan sorunları giderek artacaktır...
Bir diğer olumsuz yaklaşım ise kalıcı bir yatırım yerine kısa vadede rant elde etme düşüncesidir...
Bu düşünceden vazgeçilmelidir...
İşsizliğin artmasında cumhuriyetin kazanımları olan tesislerin özeleştirilmesi de etkili olmuştur...
Ülkemiz tarım alanında yetiştirdiği ürünler ile kendi kendine yeten ülkelerden biri iken bugün çeşitli tarım ürünlerini dışarıdan  ithal etmek zorunda kalmaktadır...
Tarım ürünlerinin ithal edilmesi ülkemizde tarımın içinde bulunduğu sıkıntının bir sonucudur...
***
Pandemi ekonominin üzerine bir karabasan gibi çökmüş durumda...
Sadece ülkemizde değil diğer ülke  ekonomilerinde de etkisi görülüyor...
Pandemi nedeniyle işini kaybedenlerin sayısı her geçen gün artıyor...
Gelinen noktada bir kısım çalışanların aldıkları ücretlerin düşürülmesi yoluna gidilmesi de söz konusu...
"Türkiye Patronlar Platformu (TPP) Başkanı Ömer Faruk Başaran:  Dünyada ve Türkiye’de birçok insan işsiz kalacak. İşini muhafaza edenler ise daha düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalacaklar."  açıklaması ile bu gerçeği vurguladı.
Aynı haberin devamında, "Coronavirüsün faturası emekçilere kesilecek. Şu anda binlerce çalışan ücretsiz izne gönderilirken kalanlara da işsiz kalacağı tehdidi ile maaş indirme yöntemleri konuşuluyor. "
Ne yazık ki aldığım duyumlara göre  bir kısım özel sektör çalışlarının maaşları düşürülmüş durumda..
Bu sorunları daha da ağırlaştıracaktır...
Salgın ekonomide kapanması zor yaralar açtı...
İşini kaybedenlerin sayısına yenilerinin eklenmesine neden oldu...
Haberlerde öğrendiğimiz kadarıyla;
"Örneğin ABD’de işsizlik yardımı başvuruları, 41 milyona ulaştı...
 Fransa’da işsizlik yardımı başvuruları, nisan ayında yüzde 22, İngiltere’de ise yüzde 70 arttı...
Ulaşım ve otomotiv sektöründe dünya devleri, salgının indirdiği ağır darbe sonrasında işten çıkarmalara hız veriyor...
Renault, 15 bin kişiyi işten çıkarmayı planlıyor... "
Coronavirüs salgınının küresel ekonomideki olumsuz yansımalarını değerlendiren Türkiye Patronlar Platformu (TPP) ve Avrasya Sanayici ve İşadamları Derneği (ASİAD) Genel Başkanı Ömer Faruk Başaran, “Coronavirüs salgınının başlattığı daralma, 1930 buhranından sonraki en büyük daralma olacak”  açıklamasını yaptı...
Ekonomide mevcut sorunların giderilmesi ile işini kaybeden insanların bir an önce işine kavuşması bizlere düşen en büyük temennidir...


13 Eylül 2019 Cuma

KAPIDAN KOVULMAK


Yoksulluk zordur. Zorluklarını ancak yoksulluğun pençesinde olanlar bilir. Varlık içinde yaşayanlar sıkıntı nedir bilmezler. Hani bir söz vardır "fakirin halinden fakir anlar" diye.
Öyle insanlar vardır ki, kendisi de bir çalışan olduğu halde, her hali ile ortada iken, varlığının önemsizliğinden eminken, hayata teslim olmuşken, iş arayan diğerine karşı takındığı tavır kendisi farkında olmasa da ne büyük bir huzursuzluktur.
Zeynel otuzlu yaşlarda, yoksul biridir. Eşi ve üç çocuğu ile son yılların göç furyasına kapılıp kendisini şehrin varoşlarında bulur. Başını sokacak bir gecekondu kiralar. Köyde elinde avucunda ne varsa satıp biriktirdiği bir kaç kuruş ile iş buluncaya kadar idare edecektir.
Ne üstte vardır ne başta. Yıpranmış bir pantolon, sırtında emektar ceketi ile iş aramak için düşer yollara.
Yapması gereken önce bir iş bulmak olduğu için ne kendisine acımaya, ne de halinden utanmaya hacet yoktur. Rezil olmaktansa ölmeyi bile tercih edebilecek bir karakterdedir Zeynel.
Gazete ilanlarına bakar.
Fabrikada bir aşçıya ihtiyaç olduğu ilanı gözüne çarpar.
Zeynel az çok aşçılıktan anlayan biridir.
Çaresiz fabrikanın yolunu tutar.
Fabrikanın önüne gelir.
Girişte bir kulübe vardır.
Kulübede de bir bekçi.
Zeynel bekçiye yaklaşıp "iş görüşmesi için geldim der.
Adam onu şöyle bir süzer, "ne işiymiş bu?"
"Aşçı aranıyormuş, onun için geldim"
Zeynel'in kılık kıyafetine bakıp "seni içeri almıyorum, sen burada aşçılık yapamazsın" diye azarlar.
Zeynel çaresiz geri çekilir.
Zeynel belki yoksuldur lakin neyin ne olduğunu da bilmektedir.
"Yazık, gerçekten çok yazık. Kendisini müdür yerine koyup fabrikaya işçi alımına kapıdaki bekçi karar veriyorsa , zaten o işten hayır gelmez" diye düşünür.
Bu tipleri daha sonraları da görecektir Zeynel. Bunların bazıları gerçekten çok kötüdür. Kibirleri insani duygularının önüne geçmiştir. Parası olanın, giyim kuşamı düzgün olanın karşısında, sorgusuz sualsiz kalır, söyleneni yaparlar.
Zeynel kapıdan kovulmuştur.
Ciddiyet ve dik duruşundan bir gram kaybetmeden, geri döner.
Zeynel o günde eve işsiz gelir.
Bir sonraki günde iş bulma umuduyla...
Yoksulluk problem değildir ama bu tiplerin arasında işsiz ve yoksul olmak, eksikliğini çektiğin her şeyin bekçiliğini yapmak gibidir.
Bunlarda saygı en büyük eksikliktir ve yoksulsan o saygı asla sana gösterilmez.
Zeynel başını yastığa koyarken, bir sonraki günde umudunu gerçekleştirmek üzere
"yenilmez olmanın en büyük ilkesi başarmaktır..." diye düşünür...


27 Aralık 2017 Çarşamba

YAKUP VE KADIN

Kaç gündür üzerimde bir kırgınlık var. Soğuk algınlığıdır herhalde. Geçer nasılsa. Hergün bir kaç internet sitesinde haberlere bakarım. Bakalım bugün neler olmuş diye.  Haberlerin çoğu can sıkıcıdır. İnsanların birbirlerine karşı yaptıklarını haberlerde, TV programlarında gördükçe insan insanlığından utanıyor.
Önceki gün bir haber dikkatimi çekti. Bir an duraksadım. Okuduklarım doğru mu yanlış mı diye gözlerimi kapatıp tekrar açtım. Acaba kırgınlığım mıydı beni yanıltan. Hayır maalesef okuduklarım gerçekti. Habere konu bir öğretmendi. Çocuklarımızı emanet ettiğimiz bir öğretmen.
Konya'nın Selçuklu ilçesindeki bir Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde görev yapan Felsefe öğretmeni "ya benim çok sapık duygularım var ya da şeytan onlara uğramıyor... Bir genç kızın vücut hatlarını gördükten sonra şeytan size üflemiyorsa ya erkekliğiniz ya da imanınızı kaybetmişsiniz demektir..." mesajını Twitter hesabından paylaşmıştı.
Okuyunca insanın nutku tutuluyor adeta, toplumun ve insanlığın kabul etmeyeceği bu sözler karşısında.
Bir öğretmen bunları söyleyen. Gençleri yetiştirmek için eğitilmiş biri. Bir felsefeci. Nasıl bir felsefe öğretmeniyse artık, felsefeden çok öğrencilerin vücut hatları ile ilgileniyor. Demek ki bunu söyleyenin felsefe anlayışı alan değiştirmiş!
.....
Yakup üniversitede okumaktadır. O yıllarda tanıştığı ve sevdiği bir de kız arkadaşı vardır. Ve kız arkadaşının kardeşi ile de aynı okulda öğrencidir ve Yakup'un can dostudur.
Bir gün öğrenci olayları sırasında yanında bulunan kız arkadaşı vurulup hayatını kaybeder. Yakup yıkılmıştır. Can dostunun yüzüne nasıl bakacaktır.
Kız kardeşinin hayatını kaybetmesine Yakup'un sebep olduğunu düşünen Emre, Yakup'un pişmanlığına aldırmadan o acı içinde silahını çekip Yakup'a doğrultur.
Yakup sevdiğini kaybetmenin acısı ile zaten kendinde değildir. Yaşamına bu şekilde son verilmesini o da ister. Lakin Emre silahı Yakup'un sağ bacağına doğrultup iki el ateş eder. Ve çekip gider. Can dostunu öldürmeye kıyamamıştır.
Yakup uzun süren tedavi sonrasında sakat kalır. Ayağını sürümektedir artık. Yürümek ve merdiven çıkmak onun için çok zordur. Okulu da bırakır Yakup.
Aradan yıllar geçer. Yakup babadan kalma üç beş kuruşla bir lokanta açar. Dürüstlüğü, yoksula yardımı, insanlığı ile çevreden saygı duyulan, güvenilen birdir artık o.
Yıllar, aylar, günler birbirini kovalar.
Yakup evlenmemiştir. Kız arkadaşından sonra bir başkası ile evlenmeyi düşünmemiş, tek başına aldığı evde yaşamakta, lokantasında ki işleri iyi kötü takip etmektedir.
....
Evinin yanında uzun yıllar boş kalmış, bakımsız, yıkık dökük metruk bir ev vardır.
Bir gün akşam üzeri lokantadan eve dönerken metruk evde bir ışığın yandığını görür. Merak eder. Yanılıyor olmalıyım diye düşünür.
Ertesi gün işe erken gitmez. Öyle ya uzun yıllardır metruk olan eve birileri taşınmış, komşu olmuşlardır. Kimdir, kimlerdir diye merak edip öğrenmek ister.
Eve gidip kapıyı çalar. Kapıyı açan kadını görünce adeta şok yaşar.
Çünkü kadın, yıllar önce kaybettiği Meryem'ine benzemektedir. Kaşları, gözleri ile adeta o dur. Yakup sararıp, sarsılır, vücudu -70 derece soğukta kalmış gibi zangırdar.
...
Kadın eve yeni taşındığını, yalnız yaşadığını, işe ihtiyacı olduğunu, evde yiyecek bir lokma ekmeğinin olmadığını söyler konuşma sırasında.
Yakup bir lokantası olduğunu söylemez. Çekinir. Sessizce uzaklaşır oradan. Uzaklaşırken "ihtiyacın olduğu zaman kapımı çekinmeden çal" der.
Aradan bir kaç gün geçmiştir. Yakup yaşadığı benzerlik karşısında hala şaşkındır.
Kadın aramasına rağmen bir türlü iş bulamaz. Çaresizdir artık. Evde de yiyecek bir tek lokma bir şey yoktur. Elindeki üç beş kuruşta bitmiştir.
Ne yapacağını, ne edeceğini düşünürken Yakup'un "ihtiyacın olduğunda kapımı çekinmeden çal" sözleri gelir.
....
Yakup o günlerde soğuk algınlığı ile mücadele etmekte, evinden lokantaya gidememektedir. Hastadır.
Kadın sabahın erken saatinden akşam saatlerine kadar Yakup'un evden çıkmasını bekler.
Lakin Yakup çıkmaz.
Kadın iyice meraklanır. "acaba bir şey mi oldu adama" diye düşünüp Yakup'un kapısını çalar. İçeriden ses soluk gelmez. Tam ayrılmaya karar vermişken kapıyı son bir defa çalar.
Kapı yavaşça açılır. Yakup sararmış yüzü ile kadını buyur eder.
Kadın "siz hastasınız" der.
Yakup "soğuk algınlığı geçer" der.
...
Kadın durumunu anlatır. "Evde bir tek lokma yiyecek bir şey yok. İşte bulamadım der." Lokantanda benim yapacağım bir iş var mıdır demeye de çekinir.
Yakup kadının durumunun farkındadır. "Evde bir tek lokma yiyecek bir şey yok.." dediğine göre açtır da.
Kadın ayrılacakken "gitme bana sıcak bir hasta çorbası yap. Mutfakta her şey var. Hem çay da demledim beraber içeriz " der.
Maksadı aç olan kadının karnını doyurmasıdır.
Kadın  büyük bir mutlulukla içeri girer. Mutfakta sıcak bir çorba yapar. Hem kendisi de kaç gündür sudan başka bir şey içmemiş, yememiştir.
Karşılıklı çorbalarını içerler.
...
Yakup kadının iş istemek için geldiğini, ama söyleyemediğini anlar.
O söyleyemiyorsa ben lokantada çalışır mısın diye sorayım der.
"Lokantada yeni bir elemana ihtiyaç var. Temizlik yapabilecek, bulaşıkları yıkayacak birine. Sen iş bulamadıysan gel çalış istersen" der.
Kadın "bilmem ki yapabilir miyim" diye cevap verir.
Yakup "yaparsın. Yarın hemen gel işe başla"
Ve kadın ertesi gün lokantada işe başlar...
...
İki olay.
Birincisinin kadına bakışı ile ikincisinin bakışı ortadadır.



1 Şubat 2013 Cuma

SUÇ KİMDE !

                                                             İstanbul (Foto: Ara Güler)


Şöyle durup düşünüyorum da, dertleriyle, kaygılarıyla, umut ve sevinçleriyle kocaman bir yıl daha geçti.
”Yaşam kavgası biter mi hiç?” derler ya, bitmez elbette,  biterse aslında her şey biter.
Tüm avareliklere rağmen, tüm zorluklara rağmen yaşamak güzel şeydir, vazgeçilmezdir yaşamak ve özgürce caddelerde, sokaklarda, park ve bahçelerde, kırlarda dostlarla birlikte koşuşturmak.
Kocaman bir yıl geçti aradan, gönlümüzce miydi?
Yoksa değil miydi?
Yoksa yüreğimizin bir yanı hüzün, diğer yanı mutluluk muydu?
Kolay olana tutsak değilseniz eğer, yüreğinizin dostudur hüzün.
İnsanlarımız “çevre çevre” derken, daha bir kirlendi çevre, yok oldu ormanlarımız, yok oldu yaban hayatı; ya da göç ettiler karacalar, geyikler yangından kaçarak ormanı olan yerlere.
Sadece onlar değil tarlalarda ki tavşanlar, keklikler, üveyikler.
Aç ve uykusuz, korku dolu gözlerle dolandılar, doyuramadılar karınlarını, ya öldüler ya da terk ettiler.
Dönmemek üzere göç ettiler uzaklara!
Şehirlerimizi, kasabalarımızı, köylerimizi kirletip yaşanmaz duruma getirdiler.
İnsanlar işine gidip gelirken koca bir günün yorgunluğundan daha çok eziyet çeker oldular.
Yine de bulunduğumuz yerden gidemiyoruz.
Sadece iş-güç nedeni ile mi acaba?
Bu cevap yeterli olmaz bence.
Çünkü o koca şehirde alıştığımız bir yaşam biçimi var; bir kültür biçimi, bir kargaşa ve dostlarımız sevdiklerimiz var, hızlı ya da yavaş yaşam biçimi ile seviyoruz bulunduğumuz yeri aslında.
Yurdumun her köşesi bir başka güzel benim için.
O güzel köşelere, o güzel köşelerin yanına-yöresine varıp insanıma hizmet vermek onurlu bir mutluluk.
O güzel insanların bir tebessümü, bir çift güzel lafı onur ödüllerinin en büyüğü benim için.
Çünkü o insanların soluduğu havayı soluyor, içtiği suyu içiyor, kokladığı çiçeği kokluyor, yaşadığı sevinci yaşıyor, çektiği sıkıntıya ortak oluyorsunuz.
Kocaman bir yıl daha geçti sevgili okurlarım.
Acıları, hüzünleri, sevinçleri ile kocaman bir yıl.
İnsan yaşamında devinim vardır, durağanlık yoktur.
Bu devinim içinde kendine onurlu yer bulanların yanı sıra aymazlık yapanlar da vardır hiç kuşkusuz.
Yanımıza yöremize, sağımıza solumuza bakınıp durduğumuz da, bize bakan bir çift sevgi dolu gözün yanı sıra; pusuda bekleyip avının üstüne atılmaya hazırlanan bir vahşi hayvan gibi, sizin de bizim de üzerimize atılmayı bekleyen zihniyeti de görürsünüz ne yazık ki.
İnsanoğlunu bazen, egosunu tatmin etmek için, savunmaları bir zırh gibi kuşanmış, almış eline gürzünü kılıcını, her fırsatta birilerini suçlamayı ya da kendisini savunmayı görev edinmiş olarak algılarsınız.
 Aslında siz değil de o yaptıkları ile size bu duyguyu yaşatır yoğun olarak.
Ve nasıl bir olgudur bu?
Nasıl bir duygudur?
Nasıl bir anlayıştır?
Birileri hep suçlu birileri hep haklı mıdır gerçekten?
İnsanoğlu suçlamalardan bıkmaz usanmaz mı hiç?
Ve hep haklıdır birileri ve ne yazık ki hep haksızdır diğerleri.
Bu yaşamımızın her anında, her alanında yoğun olarak yaşanıp durur.
Okullarda öğrenciler arasında, iş yerinde aynı işi yapanlar arasında, ezenler ve ezilenler arasında.
Vee hatta aynı yuvayı oluşturanlar arasında sessizce yaşanır durur.
Toplumumuz derdini anlatamayanlarla, hakkını savunamayanlarla ve bunun acısını yaşayanlarla doludur.
Bu durum da nasıl bir çıkış yolu aranır?
Yüreğine bir damlacık su serpmenin yolu nasıl aranır ve nasıl bulunur?
İşte tam da bu nokta da savunma mekanizması geçer harekete.
Bazıları zaman zaman, bazıları ise sürekli savunurlar kendilerini.
Ya birini suçladıklarında ya da suçluluklarını ört bas ederken sık sık kullanırlar bu mekanizmayı.