3 Ağustos 2023 Perşembe

BU DÜNYANIN YABANCISIYIM


 

Hayat kolay değildir.

Vurduğu darbeler yetmiyormuş gibi,

Yıkıcı bir darbe daha vurmak için

üstüne üstüne gelir.

Karşına her an bir zorluk,

bir engel çıkar.

Geleceğe dair umudun kalmaz bazen.

Her zorluğa göğüs germek zorunda kalırsın.

Ustanın dediği gibi

"İşin kolayına kaçmadan"

yol haritasını belirleyip

mücadele etmek gerekir.

Öğretmenlik mesleğine başladığım ilk günden bu yana,

hem öğrencilerime

hem de çevremdeki insanlara

hayatın gerçeklerini dilim döndüğünce

anlatmaya çalıştım.

Anlamayana,

doğru olanı anlatmak

kolay değildir

insanı yorar,

yıpratır,

öyle bir an gelir ki

sağlığını kaybedersin.

Ve gün geldi kaybettim de...

Bu bir hata ise eğer,

evet kabulümdür.

O zaman benim hatam

bu mecrada boş zaman kaybı oldu

der geçerim.

Kimilerine göre bu bir hata da olsa,

zirvede aman vermeyen fırtına gibi,

akan yazıların insanları oyaladığı

ortamda doğru

bildiklerimi söylediğime inanıyorum.

Lakin,

ifade özgürlüğü ile

işkembeden sallamak arasında

farkın olmadığını anladığım

bu dünyanın

yabancısıyım.

Evet ben eskide kaldım.

Memnunum.

12 Temmuz 2023 Çarşamba

KASABANIN YAŞLI RESSAMI

 

Bir kasabada yaşayan yaşlı bir ressam vardı. Yıllardır olağanüstü güzel resimler yapıp iyi fiyata satardı.

Bir gün kasabadan bir fakir gelip dedi ki :

- Yahu, senin durumun çok iyi. Neden kimseye yardım yapmıyorsun? Bak fırıncı fakirlere ara ara bedava ekmek veriyor. Kasap bazen bedava et veriyor. Sen neden hiç yardım etmiyorsun?

Ressam tebessüm etti ama bir şey demedi. Bu fakir bütün köyde sabah akşam ressamın aleyhinde konuşuyor, hep ressamı kötülüyordu. Bir gün ressam hasta oldu . Kimse de onun yanına gelmedi ve sonunda ressam öldü.

Aradan bir kaç gün geçti .Artık ne fırıncı ekmek verdi fakirlere ne de kasap et verdi. Fırıncı ve kasaba sordular:

- Neden fakirlerin hakkını kestiniz, diye. Fırıncı ve kasap dediler ki:

- Her ay başı o merhum ressam bize para verip fakirlere ekmek ve et vermemizi söylerdi. O ölünce para veren kalmadı, o yüzden kestik ekmek ve et vermeyi...

İnsanların kimileri seni kötü bilir, kimileri ise sudan daha temiz ve berrak. Ne kötü diyenler sana zarar verir, ne de iyi diyenlerin sana bir yararı olur.

Önemli olan senin gerçek durumun, yüreğin, niyetindir. Onu da bir tek senin vicdanın bilir.

Kimseye karşı ön yargılı olma. Eğer gerçek halini bilsen başka türlü davranırsın.


MUNZUR DAĞININ KEÇİLERİ


 

Munzur Dağları’ndaki keçiler bölge halkı tarafından kutsal kabul edilir, sadece dağkeçileri mi, o bölgede yaşayan tüm hayvanlar bölgenin kutsalıdır.

En çok da keçiler. Çünkü onlar bin yıllık inanca göre evliyaların otlattıkları keçilerdir. Sahipleri görünmez ama birlikte su içmeye inerler. Birlikte otlanırlar.

Dağkeçileriyle ilgili hikâyeler öylesine çoktur ki halk edebiyatının büyük bir bölümünü oluşturur.

Bir tanesini anlatayım:

Adamın biri, bir gün bir dağkeçisine ateş etmiş, keçi hemen ölmemiş, adam yanına gittiğinde adama bakmış, ağlıyormuş, sonra gözlerini usulca yummuş.

Gel zaman git zaman, adamın bir oğlu olmuş, engelliymiş ve sürekli gözlerini babasına dikip tıpkı o dağkeçisi gibi ağlıyormuş, gene zamanlar geçmiş, adamın bir kızı olmuş, o da evin bahçesindeki havuzda boğularak ölmüş.

Adam anlamış ki can yaktı, Hızır’a kendisini bağışlaması için günlerce yalvarmış, o öldürdüğü dağkeçisi gibi ağlamış sonunda bağışlanmış.

Adam o günden sonra dağlarda yaşamaya başlamış. Darda kalan her dağkeçisinin imdadına koşmuş.

Rivayet bu ya;

Derler ki, dağ keçilerinin itikadı o kadar fazladır ki, güneş dağların ardına çekildiği andan itibaren ayağını dervişlerin toprağından çekerlermiş. Kayalık alanlara gidip orada yatarlarmış.

Ve yine rivayete göre;

Elindeki süt dolu bakracı şimdiki Munzur Irmağı'nın ilk çıktığı yere döken Munzur Baba'nın da dağ keçileri vardır.

Bakraçtaki süt dökülür ve döküldüğü yerde bembeyaz su fışkırır. Munzur kırk adım daha atar, bastığı her yerden su çıkar. Bu sulardan ırmak meydana gelir. Munzur Baba'nın keçileri de Munzur Dağı'nda bulunur.

Kadim Anadolu topraklarında bin yıllardan bu yana anlatılan hikayelerle büyüyen bir kültür mozaiği var.

O mozaiğe sahip çıkmalı insan.

17 Haziran 2023 Cumartesi

BİR BAŞKA DÜNYA


 

Ücra bir köşede

Yüreğin paramparçayken

Nefes alamazken karanlık gecenin içinde

Bir gölge oyunudur sanki yaşadıklarımız

O büyük güçler

O yaşamın cellâtları

Seni yağmur suları gibi sürüklerken

Gülümsemenin buğusu nemli gözlerde

Hiç gördün mü bilmem

Cam kırıklarında yürüdüğünü çıplak ayaklı bebelerin

Ne demek olduğunu yalnızlığın

Yedi tepeli şehrin varoşlarında

Sen yoksul ailenin çocuğuydun

Sen kuşun kanadında dalgalara direnirken

Yapayalnız, kimsesiz

Onlar hep güçlüydü çocuğum

Dudaklarımda sızısı kendimi bildim bileli

 

ÇOCUK OLMAK


 

Dışarıda Haziran sıcağı...

Aniden bastıran yağmur damlaları...

Gece mi gündüz mü belli değil...

Yakın yada uzak diyarlarda, yaşamak için korkunun kirli yüzünü yırtarak dolunaya karşı gülümseyen yüzler...

Bin yıllardan beri insan olmanın onuruyla varlar...

Özgürlüğün, var olmanın, insanca yaşamanın kökleri sadece toprakta değil, içimizdedir...

Ve onlar, geleceğimiz olan çocuklar...

Kimi zaman sevinen, kimi zaman hüzünlenen çocuklar...

Ellerinde kitaplar, yüreklerinde umut...

Çağdaş olmak, umutları korumak, insan sevgisiyle yoğrulmak...

Sevginin tomurcukları olan çocuklar, umutlarımız olan çocuklar...

Bir hiç uğruna yaşamını kaybeden bedenler...

Uzak coğrafyalarda, yanı başımızda demokrasi, özgürlük ve insanca yaşam uğruna direnen, ben de varım diyen çocuklar...

Bırakın ölmesinler...

Yaşasınlar...

İyi birer eğitim görsünler...

Afrika’da , Sudan'da, Nijerya'da, Somali'de, Mısır’da...

Asya'da, Irak’ta, Yemen'de, Suriye'de, Afganistan’da…

Her yerde...

Her coğrafyada...

Afrika kırsalında bir yerlerde açlıktan ölen çocuklar...

Bırakın gözleri çiçeklensin onların, umut olsun, tomurcuklansın...

Yakın ve uzak kıyılara o zaman ulaşır sevgi tomurcukları, bilindik maviliklere, yarınlara...

İŞTE ÖYLE BİR ŞEY


 

Onları tanımanızı isterim, konuştuklarını, gözlemlerini.

Ellerindeki kitapları, okudukları gazeteleri.

Bilgisayarlarını sonra.

Ve en önemlisi mizahlarını görmenizi, duymanızı isterim.

Hasretleri ağaçlardır onların.

Dağlardır, dalında salınan yeşil yapraklardır.

Barıştır gözlerinde parlayan.

İnsan haklarıdır, onurudur, insanca yaşamaktır arzuları.

Hiç kimsenin ötelenmediği bir dünyadır istedikleri.

Sevdikleri; Tiyatrodur, Operadır, Sinemadır.

Sonrasında kardeşliktir söylemleri.

Benimsemedikleri şiddettir...

Soğuk ve karlı bir kış günü

Yada Haziran sıcağında

İnsanın yüreği kor olur yanardağ misali

Yüreği daralır

Tutunacak bir dal arar

Gözlerinde oluk oluk yaşlar boşanır

Hem de günlerce....

İnsan onuruna yakışan yaşamı

Sana soruyorum bankta tek başına dinlenen güvercin...