İnternet, modern yaşam tarzını benimsemiş, eli kalem
tutan, okuryazar, yada ‘fikri tek’liği savunan
entelektüellerin yeni yaz boz tahtasıdır. Her konuda arananı bir tık ile
bulabileceğimiz bir sorgulama alanıdır.
Bu düşünce geçtiğimiz on yıl öncesi için geçerliydi.
Bugün köylüsünden kentlisine, dağdaki çobanından genel müdürüne, fikri olandan
olmayanına herkesin kullandığı bir alandır.
Taksitle aldığı "akıllı" cep telefonunu
elinde düşürmeyen, çarşıda pazarda, metroda, otobüste, sokakta caddede velhasıl
yaşam alanının her safhasında cep telefonu ile "sosyal medya"
trafiğinde paylaşım yapma derdinde "fikir sahibi olmadan düşünce sahibi
olanların" yaz boz tahtasıdır.
Yada ”adı olmayan adamların sallama
tahtasıdır"
Veya ”Belli bir anlayış içinde ‘benden olmayan’ diğerlerinin üzerine yürüme alanıdır”
Veya “agresif, kompleksli ve asosyal kişilerin ‘ortak fikir beyan etme ya da düşünce üretme’
anlayışıdır” düşünceleri ne denli gerçekçidir, ne denli yanlıştır
okuyucunun vereceği karara, algılama gücüne bağlıdır.
Sosyal medya'nın yanısıra; amacı, rotası, varoluş
anlayışı, yayın politikası birbirinden çok farklı olan, magazin ağırlıklı, haber
ve yorumlara yer veren, fikir ve tartışma ortamı sunan internet siteleri de
vardır.
Bazen bu siteler aynı müştereklerde birleşen fikir
cereyanlarının vücut bulduğu yerlerdir. Bazen
da ‘zıt’
söylemlerin yer aldığı, tartışmaların hararetle sürdürüldüğü alanlardır. Bazen
faşisti ve demokratı, komünisti ve kapitalisti, dincisi yada laiği aynı çatı
altında yazar. Herkes belli norm ve kriterleri aşmadan eteğindeki taşları
döker.
Aynı çatı altında, benzer sosyal, ahlâki aile
gelenekleri içinde yetişmiş, belli bir yaş aralığındaki entelektüel topluluğun
bazı beğeni yada eleştirilerinin de dile getirilmesi yadırganacak bir durum
değildir.
Esas mesele ‘nam-ı müstear’, yani ‘takma
ad’ kullanılması meselesidir.
Takma adla yazmak gerçek adla yazmaktan farklıdır ve
yazana belli bir rahatlık ve serbestlik alanı sağlamaktadır.
Kişisel çıkarlarını kovalayanların yada ‘benim
dediğim’ veya ‘benimseyip savunduğum’ düşünce ve
fikirler ‘tek ve doğrudur’ söylemi içinde olanların zaman zaman
başvurdukları bir yoldur.
Gerçek adını vermekten imtina edenlerin sığındığı
yapay bir ‘buz odası’ dır.
Şahsi fikirlerini başkalarına kabul ettirmek için veya
geçmişte bu ülke için olağanüstü çaba sarf etmiş, toplumun olmazsa olmazları
arasında olan devlet ve fikir adamlarının düşüncelerini ‘yok hükmünde’ saymak ve
topluma lanse etmek için kullanılır.
Milyarlarca doğru ya da yanlış bilgi ve düşüncenin
yer aldığı bu devasa ortamda gerçeği ve doğruyu bulmak için kendini iyi yetiştirmek,
bilgi sahibi olmanın yanısıra ve sorgulayıcı olmak gerekir.
Takma adla yazıp bir düşünceye saldırmak, hatta
kişileri hedef almak ne derece ahlâkidir? Kişisel çıkar ve egolarını tatmin
için birilerini kötülemek isteyecek ‘tip’lerde takma adlarına sığınıp
yazı yazacaklar, fikir beyan edeceklerdir.
Ancak diğer yandan bu yazılar isimsiz telefon gibi
algılanacak, gün gelecek dikkate alınmayacaktır. Rant uğruna bu davranışı
sergileyenlerde maalesef vardır.
Takma adla yazı yazıp da gerçek ismini
saklamayanlara elbette sözümüz yoktur.
Takma isim kullanılması zaman zaman Türk
edebiyatçılarının başvurduğu bir yol’dur, ancak kimlerin hangi takma adlarla
yazdıkları da bellidir. Bu konuda yine internet ortamında aldığım (doğru veya yanlış teyit etme olanağı zor olan) birkaç örnek vereyim.
MÜSTEAR ADLAR.
Gerçek Adı
: Müstear Adı:
Adalet Cimcoz = Fitne Fücur
Ahmet Turan Alkan = Recai Güllaptan
Ali Sirmen = Samim Lütfü
Attila İlhan = Abbas Yolcu, Beteroğlu, Ali
Polatoğlu, Nevin Yıldız
Aziz Nesin = Alişan Konuşkan, Bahri Filbahri, Bedri
Birdirbir, Falan Filan, Hakkı haklar, Sıtkı Sırılsıklam, Sülüman Gider, Kerim
Kihkih, Oya Ateş…vs..
Çetin Altan = Hadi Borazan, Hüseyin Zurna
Necip Fazıl = Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki
Ziya Gökalp = Bimar, Büyük Baba….vs…Bu listeyi uzatmak
mümkündür.








